13 Şubat 2009 Cuma

Zünnu-i Mısri’nin şöyle dediği rivayet edilmiştir:


Bir gün elbiselerimi yıkamak için Nil nehrinin kenarına gitmiştim.Nehrin kenarında dururken ,birde baktımki,görülmemiş şekilde büyük bir akrep bana doğru geliyor.Çok korkmuştum.Beni onun şerrinden koruması için Cenab-ı Hak’ka sığındım.Akrep nehire geldiğinde,sudan büyük bir kurbağa çıkıp akrebe doğru geldi.Akrep kurbağanın sırtına binip suyun üzerinde yüzüp gittiler.Bu bana çok şaşırtıcı gelmişti.Ben de onların nehrin kenarında takip ettim.Nehrin karşı yakasına geçtiklerinde,akrepkurabağayı bırakıp dalları büyük,gölgesi çok olan bir ağacın yanına gitti.

Bir de baktım ki,ağacın altında Allah’a asi bir genç mışıl mışıl uyuyor.Kendi kendime: " La ha’vle vela kuvvete illa billah.Bu akrep nehrin ötesinden buraya kadar,bu genci sokmak için geldi " dedim ve içimden,akrep gence yaklaştığı zaman hemen akrebi öldürmeğe karar verdim.Akrebe yakın bir yerde durdum.Bir de baktım ki karşıdan büyük bir yılan,genci öldürmek için,gence doğru geliyor.Bu sırada akrep yılanın üzerine hücum etti ve başını sokmaya başladı.Akrep yılanın ölmesine kadar başını sokmaya devam etti.Yılan öldükten sonra akrep nehre döndü.Kurabağada onu orada bekliyordu.Akrep tekrar kurbağaya binip nehrin öte yanına geçti.Bende arkalarında bakakaldım.

Sonra gencin yanına geldim,o hala uyuyordu,akabinde baş ucunda kendi kendime şöyle dedim :

- Ey uyuyan genç ; Allah seni,sen farketmesen de karanlığın içindeki her türlü kötülükten korur.Sen uyusan bile Allah uyumaz.O kullarına çok merhametlidir.dedim.

Genç benim bu sözlerim üzerine uyandı ve başından geçen olayları kendisine anlattım.Genç hemen tevbe etti.Bütün yapmış olduğu kötü davranışlarında vazgeçip,iyilerden oldu ve ölünceye kadar hayatı böyle devam etti.Allah ona rahmet etsin.

Kaynak

Kötü olaylara sabretmek:
Ermişlerden birinin bir arkadaşı varmış ; devrin hükümdarı onu hapseder.Ermiş kişi,cezaevinde ki arkadaşının hal ve hatırını sormak için ziyaret eder ve :
- Hapishanede halin nasıldır ?.diye sorar.

Arkadaşı :

- Allah’a şükürler olsun,diye cevap verir.

Sonra,hapishaneye şişman bir mecusiyi getirirler; mesusi ile onu zincirle bir araya bağlarlar.Öyle bir hal alırki,adam,mecusi nereye giderse,onunla birlikte gitmek zorunda kalır.Mecusi helaya gittiğinde,o da gitmeye ve hacetini bitirinceye dek onun yanında durup,pis kokuları çekmeğe mecbur olur ve bunun gibi hayli eziyetler çeker.

O ermiş olan dışarıdaki arkadaşı bu olayı duyar ve arkadaşını ziyaret edip halini sorar,hapisteki arkadaşı yine şöyle cevap verir :

- Allah’a şükürler olsun.der.

Bunu üzerine arkadaşı :

- Ne zamana kadar böyle şükredeceksin,senin içinde bulunduğun beladan,daha büyüğü varmıdır ? der.

Bunun üzerine hapisteki ;

- Ey kardeşim ! ben aslında daha büyük felaketlere müstahakım.Allah’u Teala bu kadarla bana müsamaha etmiş ise,buna şükretmek vacip olmazmı ? Sen hiç işitmedinmi ki,bir büyük zatın üzerine bir tas kül dökülmüş de,o zat secdeye varıp,Allah’a şükretmiş.Kendisine,niçin şükrettiği sorulduğunda ise şöyle cevap vermiş ;

" Ben üzerime bir tas ateş dökülmesinden korkarım.Bir tas kül dökülmekle,daha büyüğünden bağışlandım,Allah’u Teala’ya şükretmiyeyimmi ? " demiş.

Kaynak


alıntıdır


Hiç yorum yok: