25 Aralık 2008 Perşembe
Fotograf Ziyafeti
sözün bittigi fotografların konuştugu *** 'o' an lar
HAYATTAN KARELER
Adı Malena ve 5 yaşında. Ailesi Afganistan'daki çatışmalar yüzünden ülke dışına çıkıp geri döndü. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin gözetiminde bir mülteci kampına yerleştirildiler. Onların bahtına bir çamur ev düştü. Malena da o evin penceresinden dışarı baktı. AP fotoğrafçısı Emillio Morenatti deklanşöre bastı. Sonuçta yeni hayata, umudun ve masumiyetin ışıklarıyla yüklü bakışları yakalayıverdi.
Yalnız kaldılar..Dünya onları yine yalnız bıraktı. 32 yaşındaki Filistinli çiftçi Manar Dahir de 2 yaşındaki oğlu Muhammed'le yalnız kaldı Gazze'de. İçinde bulundukları buzhanede sıcak günleri sevgiyle unutmaya çalışıyorlar. Burası, İsrail operasyonundan önce, Dahir'in çiftlikte elde ettiği ürünleri tuttuğu soğuk hava deposuydu, ama Refah'taki operasyon sırasında bir süre ölen Filistinliler için morg oldu. Çünkü operasyon sırasında inançları gereği ölülerini hemen defnedemediler. Dirileri de ölüleri de yalnız bırakıldı Filistinliler'in. Dünya sadece seyretti ve ''Ayıp ettin İsrail'' dedi.
Fransa'nın Lille kentindeki bir protesto gösterisi sırasında çekilen bir fotoğraf. Gösteriyi yapanlar itfaiyeciler ve hükümetten mesleki risk haklarının tanınmasını istiyorlar.. Öndeki itfaiyecinin elinde bir işaret fişeği var. Ateşin rengi, göstericinin üstüne de yansımış. Arkadaki göstericilerin elinde de itfaiyeyi simgeleyen kırmızı bayraklar var. Kırmızıyla siyahın armonisi ''Biz riskli bir iş yapıyoruz, haklarımızı verin!'' diyor...
Irak Felluce de elde edilen bu o an, çatışmaların bir çocuğu nasıl etkilediğini anlatıyor. Çatışmalar biteli çok oldu ama küçük kız, devriye gezen Amerikalı askeri görünce ellerini kulaklarına götürüyor. Ya korktuğu için bunu yapıyor ya da asker, çocukta o gürültülü çatışma günlerini çağrıştırıyor. Veya sırtındaki silahı patlayacak sanıyor.
Filistin den bir fotoğraf. İsrail Yüksek Mahkemesi, hükümetin yaptırdığı duvarın güzergahının Filistinlileri rahatsız ettiğine karar verdi. İsrail hükümeti de yeni güzergah için toplandı. Fotoğraftaki Filistinli gençse güzergahını değil duvarın kendisini protesto ederken polisle çatışmaktaydı. Filistin tarafında kimileri intihar saldırıları ve Kassam füzeleri de İntifada dan saymaktaydı. o ansa bir anıt gibi gerçek İntifada yı hatırlatmaktaydı.
Irak taki bir Barış Konferansından bir o an. Bir kadın katılımcı, dikkatle konferansta barış adına söylenen sözleri dinliyor.
Hatıra amacıyla yapılmış bir kırmızı bere değil... Lübnan'da Komünist Parti üyeleri giyiyor bu bereleri. Bebeğe de giydirmişler. Annesi ve babası Lübnan'da Komünist Parti'nin düzenlediği mitinge onu da götürmüş. Komünist denince eski zamanda hatta eski zamandan kalmış önyargılarla hiç uymayan bir görüntü. Bir zamanlar Türkiye de dahil bazı ülkelerde komünistlerin yaratık olduğunu sananlar vardı. Aslında bu fotoğrafların gerisinde olanlar da yine önyargılar ışığında komünizme uymuyor. Lübnan'da komünistler, son gelişmeler karşısında ne muhalifler ne de Suriye yanlısılar. Kendileriyle ilgili önyargılara tezat, orta yolcular. Bebeğe de şöyle bir sıfat yakıştırılmasına yol açmaktalar: Acemi komünist...
Ne parlamento binası önündeki gösteriler, ne yeni yönetimi yürütmeye soyunan siyasilerin açıklamaları, ne de bir şekilde gerilim. Fotoğraf, ilk bakışta Kırgızistan da olanları anlatmıyor. Kardeşi Tolgarai ye bakan 11 yaşındaki Mahabat, evleri başkent Bişkek'e 15 dakika uzaklıkta olmasına rağmen okula gidemiyor çünkü annesi, aylık 15 yeni lira karşılığı okul masraflarını karşılayamıyor. Yine de Mahabat ın kompozisyonun sağ alt köşesinde görülen renkli kalemleri var. o an, ilk bakışta Kırgızistan'da olanları anlatmıyor ama o ana gelip yerleşmiş gülümsemeye rağmen olanların gerisindeki trajediyi dolaylı olarak gösteriyor.
Foto muhabirliğinde bir yazı, bir çağrı ya da bir sloganla çelişen durumu fotoğraflamak klişeleşmiş bir uygulamadır. Bu o anda da öyle bir durum var ama çelişki çok vurucu. Irak'ta sabah saatlerinde meydana gelen patlamada 18 kişi öldü, 40a yakın kişi de yaralandı. Iraklı güvenlik güçleri, daha sonra iki araçta bomba buldu ve bu bombalar kontrollü olarak patlatıldı. Bu fotoğraf, kontrollü patlamanın o anı. Kimse yaralanmadı. Bomba uzmanlarının mesleki tanımlarına göre, temiz bir patlamaydı. Ayrıca başka türlüsü mümkün değildi. Bombalar böyle temizlendi. Zaten sol taraftaki dev tabelada da Şehrimizi temiz tutalım yazmaktaydı.
Bu yıl, hem Dünya Fizik Yılı hem de gelmiş geçmiş en büyük bilimadamlarından biri olan Albert Einstein in ölümünün 50inci yılı. Zamanın derinliklerine yolculuktaki Einsteinlı bu lazer gösterisi, Dünya Fizik Yılı nın başlangıcı dolayısıyla düzenlenen bir etkinlikten. Einstein ı selamlayan ellerse, ünlü bilimadamının evrenselliğini kanıtlıyor. Çünkü Einstein ı Çinli fizikçiler selamlıyor.
İsrail Hükümeti'nin Yahudi yerleşimcileri işgal altındaki topraklardan çıkarma planına karşı çıkanlar, Kudüs'te gösteri yapıyor. Ve otomobilin içindeki çocuk, hüzünle olanları izliyor. Çocuğun yaşından ötürü olan biteni tam olarak anladığını sanmıyoruz ama sanki orada O andaki ışık, dünya halinin yanlışlıklarına üzülme sorumluluğunu çocuğun yüzündeki hüzünlü masumiyete yüklüyor. Ve yine sanki ışık, küçük bir hile yapıp henüz algılamasa da çocuğun ailesinden ötürü o meseleye taraf olmasını da gizlemeye çalışıyor. Işık O anda ama yalnızca O anda sadece yüzü aydınlatıyor. Çünkü çocuğun yüzünün gerisinde, yani saçlarında, aşırı radikal Yahudilere has bukleler bulunuyor.
Fotoğraf Irak'tan. Haditha kentinde yapılan bir operasyondan sonra Amerikalı askerler, tutukladıklarını kodluyor, sonra da O anda olduğu gibi nakşediyorlar. İnananlara göre alın yazısı denen kavram karmaşıktır ama O andaki alın yazısı son derece basittir. Zira O anın verdiği izlenime göre, bunu kim akıl ettiyse onun gözünde kodlanan bu insanlar da o anda oradaki alın yazısı gibi basittir.
Irak'ta Amerikan Birlikleri, Suriye karayolu üzerindeki bir köyde silah ya da mühimmat arama operasyonu yapıyor. Annesi sorgulanan çocuk, Irak olayıyla ilgili bütün neden? sorularını üstüne almış, bakışlarıyla bunları Amerikalı askere yönlendiriyor. Küçücük bedenin masum duruşundan öyle bir güçlü çıkıyor ki buneden? demeti, O an, çocuğun bakışları yüzünden bütün zerreleriyle askere doğru kayıyor.
Demir parmaklıklar gerisindeki bu genç Filistinli. Sık sık olur ve fotoğraf anı dondurmasına rağmen hareket edecekmiş gibi görünür. Bu da öyle O anlardan biri. Batı Şeria'dan İsrail'e geçerken kontrol noktasında bir havan topu mermisiyle yakalanmış. Hani biraz daha bakmaya devam etsek yutkunup bir şeyler söyleyecekmiş gibi duruyor. Pişmanlık mı dile gelecek yoksa öfke ve kararlılık mı? Bu bilinmiyor...
Guatemala'da bir cezaevi. Kısa bir süre önce oradan 20 tutuklu ve hükümlü kaçmış. Bir grup tutuklu ve hükümlü Küçük cehennem olarak bilinen cezaevinde firardan sonraki kargaşayı izliyor. Demir parmaklıklar, tel örgüler ve bunların güçlü gölgeleri O anda öne çıkıyor ama Küçük cehennemin kaçamayan sakinlerinin duyguları ağır basıyor. O anın her yerinde gözlerdeki memnuniyet ışığı dolaşıyor.
Elbette yüzündeki çizgiler dikkat çekiyordu. Ama Keşmirli 70 yaşındaki Muhammed Azam Abbasi, uzak geçmişin anılarını kırışıkların içinde saklıyordu. Çünkü o sırada yakın geçmişi, depremi anlatıyordu. Deprem sırasında geniş ailesinden kimsenin ölmediğini söylüyordu. Zaten yüzünün kırışıklıklar dışında kalan bütünü, ışığı şükran duygularıyla karşılıyordu. Gözleri hariç... Denedik, elimizle kapatıp sadece gözlere baktık. Yaşlı adam, köyünde 22 kız çocuğunun öldüğünü, 250 evin neredeyse yerle bir olduğunu anlatmayı gözlerine bırakıyordu.
Panik, korku, dehşet, endişe ve kaygı. Bir terör olayından sonra yaşanan duyguların fotoğrafıyla başlıyoruz. Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi'de 29 Ekim Cumartesi günü meydana gelen bombalı saldırılardan hemen sonra. Patlamalarda 62 kişi ölmüş, çocuksa hafif yaralanmıştı.O da hastaneye götürülmüştü.O anda panik eller ve gölgelerin üzerine yerleşmişti. 200 kişinin yaralandığı olayların dehşetini anlatmayı ise çocuğun gözleri üstlenmişti. Kaygı ve endişe? Onlar da çocuğun sol gözünde taşmakta olan gözyaşının üzerine ikinci bir ışık taneciği olarak kendilerine yer bulmuştu.
Bir örnek giyinmişler, kırmızı tişörtler üzerinde de bir insan sureti var. Bu kişi, dünya tarihinin adını pek de hayırla anmadığı bir liderin, Filipin Eski Devlet Başkanı Ferdinand Marcos'un eşi Imelda Marcos. Öndeki zafer işaretinden de anlaşıldığı üzere Bayan Marcos taraftarları bir kutlama yapıyor. Ferdinand Marcos dönemindeki insan hakları ihlalleri için tazminat davası açılmış. Bu dava reddedilmiş. İşte bunu kutluyorlar.
Fransa'da Paris'in banliyölerinden birinde, o beldede yaşayan Afrikalı göçmen çocuklar, kendilerini ikna için yanlarına giden belediye başkanını dinliyor. Düşünceli, mahzun, pek de güvenmeyen ve öfkeyi zaptetmeye çalışan gözler, ayrı ayrı sessiz yanıtlar gönderiyor. Ve O anın bütününe yansıyan bir durum, çocukların karanlıktan çıkıp gelen yüzleri, Fransa'nın bu günlere kadar sorunu görmezden gelişini anlatıyor.
Biz de oynardık tanklarla, askerlerle ama hepsi küçücük oyuncaklardı. Hatta bazılarını kendimiz yapardık. Onlarsa gerçeğiyle oynuyor. Mekan Afganistan'ın Kabil yakınlarında bir yol kenarı. Teşbihte hata olmaz özdeyişine sığınıp geniş düşünürsek eğer bu tank, şimdiki gibi geçmişte de, yani sağlamken de oyuncaktı. 2001 yılından önce, evvela Sovyet yönetiminin, sonra Afgan savaş ağalarının, ardından da Taliban'ın oyuncağıydı. Büyükler için kullanılamaz hale gelince çocuklara kaldı.
Associated Press Ajansı bu fotoğrafı 22 Kasım günü Birleşmiş Milletler tarafından yayımlanan bir rapor nedeniyle arşivinden çıkararak servise koydu. O gün, 11 Haziran 2002 günü, açlık sorunuyla karşı karşıya bulunan Angola'da Farinha adlı 2 yaşındaki çocuk yemek dağıtımını beklemekteydi.O anda gözlerinde yaşından beklenmeyecek bir olgunluk vardı. Küskün müydü? Umutlu muydu? Çeşitli yorumlar yapmak mümkündü. Belki de yaşadığı dünyaya acımaktaydı. Sözünü ettiğimiz Birleşmiş Milletler Raporuna göre, o günden bugüne 3 yılda 18 milyondan fazla çocuk açlıktan öldü. Yani bugün hayatta olup olmadığını bilmediğimiz o Angolalı 2 yaşındaki çocuk,O anda dünyanın haline acıyorduysa eğer haklı çıkıyordu.
İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu ölen ve organları İsrailliler'e bağışlanan 13 yaşındaki Filistinli Ahmet'in arkadaşları, cenazeyi almadan önce morgda bekliyor. Ahmet'in içinde bulunduğu dolabın, el izleriyle kan lekeleriyle dolu, ilgisizlikten ve belki de ölümün bıkkığınlığından kirli kapaklarında, başka acı öyküler dolaşıyor. Hatta morgda bekleyen öteki çocukların oralarda çok kullanılan bu soğuk dolabın kapağındaki yansımaları, Filistin'de ölen öteki çocukların ruhları gibi duruyor.O an, daracık ve soğuk bir mekanda Ahmet'i ve Ahmet gibilerini anlatıyor.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti nde cumhurbaşkanı seçilen Mehmet Ali Talat taraftarı bir babanın sırtındaki kızı, uzaklara bakıp zafer işareti yapıyor. Işık, çocuğun yüzünde dolaştıktan sonra geçmişteki hüzünlü dönemleri bir kenara koymayıp dalgınlıkla işbirliği yapmak durumunda kalıyor. Sonra adeta neşeyi çocuğun yanağındaki gamzede keşfediyor.
İsrail'de çekilen bir fotoğraf. İsrail askerinin hedefinde tabi ki bir Filistinli gösterici var. Batı Şeria'da inşa edilen güvenlik duvarını protesto etmek isteyen bir yaşlı Filistinli'ye, içinde plastik mermi bulunan tüfeğiyle ateş ediyor bu İsrail askeri. O tam tetiğe bastığı anda bir foto muhabiri de deklanşöre basıyor ve işte bu o an ortaya çıkıyor...
Oğlu Irak'ta öldü. Amerikalı Cindy Sheehan, savaş karşıtı bir kampanya yürütüyor. 26 Ekim günü oğlunun ölümüne neden olan kararın alındığı Beyaz Saray'ın önündeydi. O an annenin yüzünü aydınlatan mum ışığı, bu tür insani eylemlerin yumuşak gücünü, Beyaz Saray'ı aydınlatan projektörlerse o tür kararların soğuk heybetini anlatmaktaydı.
Pakistan depreminde neredeyse yerle bir olan Balakot kentinde evsiz kalanların barındığı kamp. Yaşlı bir felaketzede, kampın yanındaki dereyi geçmeye çalışıyor. O anda da AP Ajansı'ndan Tomas Munita deklanşöre basıyor. Adamın önünde dereyi geçmeye elverişli başka bir taşın olmayışı dikkat çekiyor. Belki bu yaşlı Keşmirli, O anda bu anlık belirsizliği düşünüyor. Ama bu insanların çok daha büyük sorunları var. Derenin içinde ne kadar oynaşırsa oynaşsın, ötedeki çadırlarda ne kadar coşarsa çoşsun, ışık yaşlı Keşmirli'nin üzerinde çok ürkek duruyor. Sonuçta da Keşmir'in içinde bulunduğu bütün karamsarlık O anda bu yaşlının üzerine çullanmış görünüyor.
Guatamela'da İngrid Liliana Castro, bir saldırıda yaralandıktan sonra kaybolan kocasının kanlı tişörtünü gösteriyor. Guatemala'da mafya ya da çete üyeleri veya toplumun istenmeyen fertleri öldürülüyor. Cinayetler faili meçhuller dosyalarına konuyor. Kimileri bunu SOSYAL TEMİZİK üyesinin çocuğunun baktıkça duyulan çığlığı, hukuksuz sosyal temizliğin nasıl can yaktığını gösteriyor.
Fotoğraf, Nijer'in Tahoua kentindeki bir acil beslenme merkezinde çekildi. Ülkede kuraklık yüzünden 3 milyon 600 bin kişi açlık tehlikesiyle karşı karşıya. Eğer acil yardım yapılmazsa on binlerce çocuğun yetersiz beslenme yüzünden öleceği bildiriliyor. Anne Fatou Ousseini, bakışlarına yüklediği bu gerçekleri sanki O anda dillendirmeye çalışıyor. Sanki tam da O anda, 1 yaşındaki kızı Alassa açlık ve hastalıktan erken yaşlanmış elleriyle annesinin dudaklarını donduruyor. 1 yaşındaki elin görmüş geçirmiş çaresizliğinde Söylemene gerek yok. Nasıl olsa pek fazla kulak asmayacaklar yazıyor...
Fotoğraf, Bolivya'nın başkenti La Paz'da çekildi. Yerli halkların protesto gösterisinde, annesi korumaya çalışırken çocuk, polisin kullandığı göz yaşartıcı gaz yüzünden acı ve korkuyla ağlıyor. Acı çeken çocuk olunca, gaz bulutu O anda kötü ruh kimliğine bürünüyor.
Filistin'de Refah Mülteci Kampında çekilen bir fotoğraf. O anda en büyüğünden en küçüğüne kadar herkesin yüzünde mutsuzluk ve endişe duygusu okunuyor. Yatakta yatan engelli Sami ve ailesinin geri kalanı, İsrail askerleri evlerini yıktığından bu yana bu tek göz odada yaşıyor. Ancak İsrail askerlerinin bu odayı da yıkmasından endişe ediyorlar. O anda o odada bulunan kimse için hayat yolunda gitmiyor.
Sayılar şöyle: Yeni AIDS vakalarının yüzde 70'i Afrika Kıtası'nın Sahra'nın altında kalan bölümünde ortaya çıkıyor. Hastalık, ilk tanımlandığı 1981 yılından bu yana 25 milyon kişiyi öldürdü. Bu tarihin en ölümcül salgını anlamına geliyor. Geçen yıl AIDS'ten 3 milyon 100 bin kişi öldü. İlk ortaya çıktığı yıllarda uygar dünyada ne kadar da kortucu bir hastalıktı. Gelişmiş ülkelerde büyük tehdit olmaktan çıktı. Sonuçta Güney Afrika'da tedavi gördükleri kliniğin penceresi önündeki bu çocuklar gibi milyonlarca Afrikalı'nın derdine kulak asan pek kalmadı. Acaba AIDS'ten güçsüz düşen vücuduyla aydınlığa bakan 7 yaşındaki Lerato'nun karşısındaki camın bulanıklığı uygar dünyanın duyarsızlığını mı temsil etmekteydi?
Fotoğraftaki çocuk Myanmarlı. Ülke halkı, arzusunu defalarca dile getirmesine rağmen 17 yıldır cuntayla yönetiliyor. Nobel Barış Ödüllü seçilmiş liderleri, yıllardır ev hapsinde tutuluyor. Çocuğun yüzünde sakinleşir inancıyla annesinin sürdüğü sandal ağacı tozu bulunuyor. Kimbilir belki de bu ayrıntı, Myanmar halkının sabrını simgeliyor. Zaten ülke sakinleşme döneminin eşiğinde bulunuyor. Myanmar, bugün yaklaşık 20 yıldır olmayan anayasasını yeniden hazırlama dönemine giriyor. Aslında çocuk, yaşananlardan ve yaşanıyor olanlardan habersiz masumca bakıyor.
Afganistan Kabil de ekmek satan kız çocuğu, tek başına bile ülkedeki genel durumu ortaya koyuyor. Ama yerlerdeki çamur, Afganistan ın fotoğrafını daha net hale getiriyor. Ekmek satan kız çocuğu ve çamur. Bu ikisi, Afgan halkının insanca yaşaması için daha yapılacak çok şey olduğunu gösteriyor ama oradan geçen burkalı kadın, Afganistan ın fotoğrafını daha da genişletiyor. Böylece o an bir soru sorduruyor: Acaba kız çocuğu, geçmişine mi yoksa geleceğine mi bakıyor?
Bir zanlının, bir sanığın ya da bir tutuklunun elleri değil bu o andaki eller. Türkiye'de yeni Ceza Yasası yürürlüğe girince, büyük olasılıkla hapse gireceğini düşünen birinin elleri. Bir gazetecinin... İstanbul'da Gazeteciler Cemiyeti'nin önünden Sultanahmet Adliyesi'ne yürüdüler. Bazıları ağzını bantladı,vücuduna sicimler doladı, fotoğraftaki meslektaşımız da kelepçeli ellerini gösterdi. Başına gelmesi olası durumu göstermenin ötesinde, basına vurulacak kelepçe, halka vurulacak kelepçe anlamına gelir demek istemekteydi.
Fotoğraf Irak tan. Araçlarına ateş açıldı ve iki korumasıyla kendisi oracıkta öldü. Bekliyordu belki ama Bağdattaki Karakol Komutanı Albay Ahmet Abeis, orada o anlarda saldırıya uğrayacağını bilemedi. Olay yerine koşan kardeşi de ağabeyinin cesediyle karşılaşınca üzüntüden ne yapacağını bilemedi. Önce kendini yerden yere attı, sonra da bu o an oluştu.
Fotoğraf, mekanın ipucunu veriyor. Ortadoğu'da Filistin tarafında ateşli silahların tetiklerine eskisi kadar basılmıyor. Böylelikle intifadanın, yani başkaldırının simgesi sapanlar geri dönüyor. Bu arada da İsrail duvar inşaatına devam ediyor ve o anda, duvarın inşaatını protesto eden gençler, İsrail askerlerine taş atıyor.
Irak Musul da Amerikalı asker, fotoğraf çekildikten hemen sonra otomobili ateşe verecek Gelen bilgiye göre teröristler ya da direnişçiler, Amerikan askeri konvoyuna bu otomobilden ateş açmışlar. Amerikan askeri o anda hırsını arabadan çıkarıyor ya da Terörist otomobili cezalandırıyor.
Gazze Şeridi'ndeki Refah Mülteci Kampı'ndan bir o an. Bir cenaze töreninde çekilmiş olan bu fotoğraftaki biri daha kundaktaki bu Filistinli çocukların gözyaşları anneleri için... İsrail askerlerinin kampa düzenledikleri baskın sırasında kaybetmişler annelerini. Gözyaşlarıyla başlayan ve gözyaşlarıyla devam eden yaşamların bir oanı bu...
Resim vietnam'dan...ABD'nin vietnam işgalinde bir amerikan işbirlikçisi ülkesini savunan vietnamlıya silahını dogrultmuş..vurmak istediği insan tarihte karşımıza çok çıkmasından dolayı önem taşıyor..ırak afganistan ve türkiye üçlemesinde hayatın benzerlik taşıdıgını gözler önüne sermekte
Uganda'dan bir fotoğraf... Lord Resistance Army, Tanrı'nın Direniş Ordusu 200 kişiyi katletti. Mağdurlar sessiz bir gösteri düzenledi ama nedense askerler göstericilere ateş açtı. Protesto gösterisinin gergin dakikalarında da bu o an ortaya çıktı. Bu kadın, hem terör örgütleri karşısında, hem de hükümetin askerleri karşısındaki çaresiziğini böyle anlattı.
İsrail askeri el bombasını daha ileriye atabilmek için bütün vücudunu kullanıyor. Sarsma etkili bomba elinden çıkıyor, hedefine varıp patlıyor. Hedefteyse İsrail'in ördüğü güvenlik duvarını protesto eden Filistinli gençler bulunuyor. Peki onlar silah olarak ne kullanıyor? Askerin arkasındaki ayrıntı bu soruya yanıt veriyor: Karşıdan fırlatılan ve düşüp de patlamayan taşlar...
Jason Statham'ın oynadığı Taşıyıcı serisinin 3. filminin müzikleri.
Trnsprtr
| 1. Alexandre Azaria - Take Care Of Them |
| 2. Eve - Set It On Fire |
| 3. Alexandre Azaria - M T Room |
| 4. Alexandre Azaria - Better Now, Darling ? |
| 5. Alexandre Azaria - Back From The Grave |
| 6. Holly Golightly - Wherever You Were |
| 7. Alexandre Azaria - Home |
| 8. Alexandre Azaria - Drive Faster |
| 9. Tricky - Hell Is Around The Corner |
| 10. Alexandre Azaria - Landscape |
| 11. Alexandre Azaria - Marseille |
| 12. Birdy Nam Nam - Trans Boulogne Express |
| 13. Benjamin Theves - Texas (Sebastian Remix) |
| 14. Alexandre Azaria - Please To Meet You |
| 15. Alexandre Azaria - Crazy Train |
| 16. Stooges - I Wanna Be Your Dog |
| 17. Alexandre Azaria - One More Time |
Jason Statham'ın oynadığı Taşıyıcı serisinin 3. filminin müzikleri.
Trnsprtr
| 1. Alexandre Azaria - Take Care Of Them |
| 2. Eve - Set It On Fire |
| 3. Alexandre Azaria - M T Room |
| 4. Alexandre Azaria - Better Now, Darling ? |
| 5. Alexandre Azaria - Back From The Grave |
| 6. Holly Golightly - Wherever You Were |
| 7. Alexandre Azaria - Home |
| 8. Alexandre Azaria - Drive Faster |
| 9. Tricky - Hell Is Around The Corner |
| 10. Alexandre Azaria - Landscape |
| 11. Alexandre Azaria - Marseille |
| 12. Birdy Nam Nam - Trans Boulogne Express |
| 13. Benjamin Theves - Texas (Sebastian Remix) |
| 14. Alexandre Azaria - Please To Meet You |
| 15. Alexandre Azaria - Crazy Train |
| 16. Stooges - I Wanna Be Your Dog |
| 17. Alexandre Azaria - One More Time |
GHEORGHE ZAMFIR - Selection
** GHEORGHE ZAMFIR **
SELECTION
sifre : samur
01 - Sibra Lui Pompieru - Am O Mindra Mititica
02 - Breaza De La Dragodana.mp3
03 - Muntilor Cu Brazi Inalti Si Ferice Codre de Tine
04 - Briul de la Faget
05 - Sirba de la Gaesti
06 - Suita de Sirbe Oltenesti
07 - Sapte Vai Si-O Vale-Adinca - Hora
08 - Invirtita
09 - Asta E Poteca Mea
10 - Joc de Doi
11 - Frunzulita Lemn Adus
12 - Cintec de Nunta
13 - Pascui Calul Pe Razoare
14 - Doina de la Visina
15 - Mindra Mea Din Badulesti
16 - Mindrele
17 - Sirba Batrineasca
18 - Am Doi Frati La Severin
19 - Suita Oltenesca
20 - Ca Pe Luncà
21 - Doina - Hora Lautareasca
22 - Doina de Jale Ciocirlia
23 - Hora Din Muntenia - Cimpulung Oras De Munte
24 - Balada Lui Costea Pacurarul
25 - Coragheasca
26 - Rustemul De La Listeava
27 - Bocet
http://rapidshare.com/files/
sifre : samur
Need for speed undercover 2008 müzikleri
Need for speed undercover 2008 müzikleri
Parça Listesi:
02. Amon Tobin - Mighty Micro People
03. Asian Dub Foundation - Burning Fence ***
04. Bonobo - Scuba ( Amon Tobin Mix )
05. Circlesquare - Fight sounds part 1
06. Floor Thirteen - Blame it on me
07. From First To Last - I Once Was Lost* But Now Am Found
08. Hybrid Feat. Charlotte James - The Formula of Fear (Hybrid’s Echoplex Mix)
09. Innerpartysystem - This Empty Love
10. Justice - Genesis
11. Kinky - Mexican radio
12. Ladytron - Ghosts
13. Mindless Self Indulgence - Never Wanted to Dance (Electro Hurtz Mix)
14. Nine Inch Nails - The Mark Has Been Made
15. Nine Inch Nails - The Warning ***
16. Ojos de Brujo - Piedras Contra Tanques
17. Pendulum - 9*000 Miles ***
18. Pendulum - Granite
19. Pendulum - The Tempest
20. Puscifer - Indigo Children (JLE Dub Mix)
21. Puscifer - Momma Sed (Tandimonium Mix)
22. Qba Libre & M1 - God Damn
23. Recoil - Shunt
24. Recoil - Vertigen
25. Recoil - Want
26. Splitting Adam - On My Own
27. Supergrass - Bad Blood
28. The Fashion - Like Knives
29. The Pinker Tones - Electrotumbao
30. The Prodigy - First Warning
31. The Qemists- Stompbox (Spor Remix)
32. The Whip - Fire
33. Tricky - Coalition
34. Tyga - Diamond Life (Feat. Patty Crash)
Metro Ünlü müzik istasyonu Metro Fm'de 2008'de en çok istek alan 20 parça.
Metro
Barış MANÇO 1969'dan bu yana tüm albümler..
Barış MANÇO
Orhan Veli Kanik Kendi Sesinden Siirleri

ve flash türünde gösterileri
23 Aralık 2008 Salı
USB Virüsleri ve Çözüm Yolları
Kullanışlı firefox eklentisi : ZOTERO
Ebru sanati Hakkında


Kağıt bezeme sanatlarının en mühimlerinden olan ebruculuğun hangi tarihten beri bilindiğini kesinlikle söylemek, bugün için imkansızdır; böyle bir belgeden mahrumuz. Gerçi çok eski tarihli kitap ciltlerinde bile yan kağıdı (kapak ile kitabı birbirine bağlayan kağıt) olarak ebru'yu görmekteyiz. Ancak bu eserlerin yazıldıkları tarih bilinse bile, bizim için, ebru'ya dair bir belge sayılamaz. Çünkü böyle eski yazmalar, yüzyıllar botunca hiç değilse birkaç defa tamir görüp yenilenmiştir. Bu ebru kağıtlarının da o tamir sırasında konulmuş olması muhtemeldir; yani kitabın tarihinden çok sonraya ait olacağı akla gelir. Üzerinde yazıldığı tarih kayıtlı olmak şartıyla bir hat örneği ihtiva eden ebru kağıtları, zamanı göstermek bakımından bir vesika hükmündedir. Görebildiklerimiz içinde tarihi olan en eski ebru kağıdı 962 H. (1554) yılına ait bir Malik'i Deylemi yazısıdır. Ebru'nun başlangıç tarihini bulmak için hiç değilse Onbeşinci Asır'a kadar inilebilir.
NİÇİN TÜRK EBRUCULUĞUEbru kağıdının batı ismi Türk Kağıdı veya Türk Mermer Kağıdıdır. Avrupa'da ebru üzerine yapılan meşriyatı'da içine alan "Buntpaper" (alacalı kağıt) isimli eserin girişinde, ebru'nun Türkistan'dan çıkmış olduğu belirtiliyor. Bizdeki ebru sanatkarları arasında söylenegelen rivayette, ebruculuğun gerçekten Buhara'da başladığı şeklindedir. Ebru sonra Büyük İpek yolu ile İran üzerinden Türkiye'ye Ebri ismini alarak gelir.
EBRİ NE DEMEKTİR?Ebru kağıdı üstünde buluta benzeyen renk kümeleri meydana gelmektedir. Bu yüzden bulutumsu bulut manasına gelenFarsça Ebri adının alan kağıtlar, yüzyıllar boyunca böyle anılmıştır. Ancak ebru kelimesi daha ahenkli bulunduğu için, sanat isim değiştirmiş ve galat olarak ebru kağıdı veya ebruculuk denilmeye başlanmıştır. EBRU: [(Aslı: Farsça Ebri = bulut renginde ve daha doğrusu, Çağatayca Ebre = Roba(elbise) yüzü kürk kabı]. Hare gibi dalgalı ve damarlı (kumaş kağıt v.s.) = (isim) Cüz ve defter kağıdı yapmak için kullanılan renkli kağıt. Ebru kelimesinin asıl olarak Ab-ru'dan geldiğini, bunun ise Fars dili kaidesine göre izafet terkibi manası ile yüzsuyu demek olmayıp, tavsifi terkip karşılığı suyüzü manası taşıdığını, çünkü bu sanatın suüstünde icra edildiğini söyleyenler de vardır. Kağıt üzerinde mermerdekine benzer damarlar görüldüğü için, Avrupalılar ebru kağıdına mermer kağıdı ( = papier marbre, marmor papieri marbled paper....) demeyi tercih etmişlerdir. Arap aleminde ise varaku'I-mücezza ( = damarlı kağıt) olarak tanınmıştır.
KİTREÜstüne boya serpilecek suya lücuzet (yapışkan bir koyuluk) vermek için en ziyade kitre zamkı kullanılır. Kitre Anadolu'da yetişen muhtelif Geven (Astragalus) çeşitlerinin gövdelerinden sızıp havada katılaşan, beyaz yahut krem renkli plaka veya şeritler halinde bulunani yapışma kaabiliyeti az bir zamk cinsidir; eczacılıkta, kozmetikte ve dokuma sanayiinde kullanıma sahası geniştir.
SIĞIR ÖDÜKitreli suyun üzerindeki boyaların çökmeden yayılmasını temin için, satıh aktif (yüzde gerilim sağlayan) safra asitleri ihtiva eden sığır ödü kullanılır. Bozulmasına engel olmak üzere, öd suyu önceden kaynatılır ve bu şekilde saklanır. Ebru'nun içinde yapılacağı teknede çidene (budaksıçam) tahtasından veya çinkodan yahut galvanizden hazırlanır. Tahta kullanılırsa su kaçırmaması için zift kaplanması icap eder. Dikdörtgen şeklindeki teknenin derinliği de 6 cm. kadar olup, eni ve boyu kullanılacak kağıdın tabaka boylarına göre tayin edilir.
EBRU'NUN YAPILMASITakriben 100 kısım su için, 1 kısım litre hesabı ile, kitre zamkı büyükçe bir kap içinde suya atılır ve ara sıra karıştırılarak en az bir gece bekletilir, erimesi sağlanır.Eskiden bu iş için temiz yağmur suyu tercih edilirmiş. Bu kitreli su, kalın bir bez torbadan süzülür, sonra ebru yapılacak tekneye dökülür. Eğer koyu ise salep kıvamına gelinceye kadar su ilave edilir. Evvelce ezilmiş boyalardan az miktarda, fincan gibi küçük kaplara alınıp, su yüzünde fazla yayılması isteniyorsa fazla öd istenmiyorsa az öd ilavesiyle ve at kuyruğundan elde hususi olarak yapılmış bir kıl fırça yardımıyla teknenin üstünden kitreli suya serpilmeye başlanır. Bu serpme işinde, suluboya fırçaları iyi netice vermemektedir.Öd'ün bu vazifesi de boyaları birbirine karıştırmadan, ayrı ayrı renkleri koruyabilmelerini sağlamaktır. Ebru yapan kimse teknede hasıl olan şekillere bir noktadan sonra uymak zorundadır. Bunda kitreli suyun kesafeti, kirlilik derecesi, boyaların öd ile karışma nisbeti, nihayet havanın sıcaklığı ve rutubeti rol oynar.
EBRUNUN KAĞIDA GEÇİRİLMESİTeknedeki kitreli suyun yüzünde hasıl olan bu renk cümbüşünün seyrine doyum olmaz. Lakin, su üstündeki nakışlar kalıcı değildir. Hatta bu manaya gelen nakş-ı berab tabiride "devam etmeyen, çabuk yok olan şeyler" hakkında kullanılır. Şimdi bu güzelliğin ebru teknesi üzerine nasıl geçirildiğini görelim: Kağıt teknenin sağından veya solundan yavaş yavaş suyun üzerine yatırılmaya başlanır ve böylece su ile kağıdın arasında hava kalması önlenmiş olur. Cilalı kağıt pek kullanılmayıp, emme hassası bulunan mat kağıtlar tercih edilir.Kağıt ile su arasında hava kabarcığı kaldı ise, o kısım suya yanaşamaz ve dolayısıyla karşısındaki boyayı almaz. Kullanılan kağıdın renginde bir leke gibi görünen bu boşluğu önlemek için, bir iğne yardımıyla kağıdın o kısmı delinip havası alınır. Kağıt kapatıldıktan en geç 15 saniye sonra kitreli suyun yüzündeki nakışlar kağıda geçmiş olur. Ebruyu yapandan tarafa olan köşelerden tutulup kaldırılan kağıt, öne doğru çekilir. Eğer kağıt teknenin kenarına sürtülerek çıkarılırsa, kitrenin fazlası teknede kalmış olur. Kağıtlar uzun çıtalar üstünde ve gölgede kurumaya terkedilir.Mustafa Düzgünman ise yanyana getirilmiş birkaç çıtanın üstüne yatırarak kurutmayı tercih etmişlerdir. Ebru kağıtları kuruduktan sonra, mühre denilen iki kollu el presi yardımıyla düzeltilip parlatılır. Buna ebru'nun mührelenmesi denir. Ebru yapılmadığı zaman, kitrenin kaynak bağlamaması için teknenin üstü bir kağıtla suya değecek şekilde örtülür. Teknede yapılan nakışlar ancak bir tek kağıda geçirebilir, bir ikinci kağıda almak mümkün değildir. Ebru asla kopya edilemeyecek bir sanat eseri vasfını taşır. Bir tekneden 600'e kadar ebru kağıdı yapılabildiği sabittir.
Tarihimizde ebru kağıdı yazı (kıta, levha...) ve minyatürlerin etrafına iç ve dış pervaz olarak yapıştırılır. , hudutlarıda altın cedvellerle örtülürdü. Son devirde yazı yerine çiçekli ebru konularak cazip kompozisyonlarda vücuda getirilmiştir. Kullanılan ebrular üzerlerine bazen ezilmiş varak altın serpilerek Zer-efşan'lı ebru Hatib tarzındaki kıyılarınada altınla tahrir (kontur) çekilerek Tahrirli ebru haline getirilirlerdi.
TARİHİMİZDE EBRUCULUKKitap sanatları ile ilgili eserlerde nedense ebruya dair malumata rastlanmıyor. Daha öncede Menakkıb-i Hünerveran dolayısıyla bu hususa temas etmiştik. Diyelim ki ebruculuk o esnada fazla yaygın değildi.Peki Nefeszade İbrahim Efendi (ölümü:1060 H.-1650)'nin eseri olan ve kısa hattatlar tarihinden sonra ahircilik, kağıt boyamacılığı, mürekkepçlik gibi sanatları büyük bir vukufla ve derinlemesine ele alan Gülzar-ı Sevab isimli eserde ebrudan niçin bahis yoktur, bilinmez. Bu eseri neşre hazırlayan (1939) Kilisli Rıfat Bilge merhum, istanbul kütüphanelerinde kitap sanatlarıyla alakalı ne kadar yazma eser gördüyse kitabın sonunda ayrıca listesini vermiştir, onlarda ebruculuğa temas edilmemektedir. 1635 - 40 yıllarında Fransa'da imaline başlanan ebru kağıdının Avrupa'da battal ve bilhassa taraklı cinsleri benimsenmiştir.
Şebek
Hatib
Hezarfen İbrahim Edhem Efendi
Nafiz Efendi
Aziz Efendi
Necmeddin Okyay
VE EBRU'NUN FELSEFESİBazı günler, şafak veya gurup vakti ufka bakarsınız; kırmızı, sarı, lacivert ve mavi renklerin en ilahi tonları ile bulutlardan bir ebru'nun daha doğrusu ebri'nin şekillendiğini görürsünüz. Yine bazı gecelerde, bulutlu semalar kadar geniş bir ebru teknesine, mehtabın usta fırçasıyla laciverd, mavi ve ışıklı beyazın bütün nüansları serpiştiriverdiğine elbet rastlamışsınızdır. İşte, sanatkar dedelerimiz, bir anda değişip kaybolan bu semavi güzelikleri yeryüzüne aksettirerek, onların ağaç yeşiline ve toprak rengine olan hasretini giderdikten sonra, bu şahane tabloyu kağıt üstünde de ebedileştirmeyi bilmişlerdir.Bu anlayış içinde Tanrı'sına boyun kesen sanatkarın "benlik"ten uzaklaşan gönlü, sanki ebru teknesi'nde şekillenmiş gibidir. Artık o zaman büyümeye başlayan ebru teknesi derya kadar genişler, genişler ve bir kainata döner. Ebrucu nun gönlü gibi...Hz.Ali ne güzel buyurmuş : " Sen kendini küçük bir cisim sanırsın, halbuki bütün bir alem sende dürülüp bükülmüştü
22 Aralık 2008 Pazartesi
sagopa kajmer feat. mt - tek kanatlı kuş
21 Aralık 2008 Pazar
A' dan Z' ye romanlar E-KİTAP
A.Cem Ersever - Üçgendeki Tezgah.lit 247.23 K 06.09.2005 01:49
Adnan Durmaz - Ben Gidersem Ay Sendeler.lit 158.40 K 18.10.2001 18:39
Adolf Hitler - Kavgam.lit 1.47 MB 17.05.2005 16:23
Aesop - Fabl.lit 293.24 K 22.03.2005 21:37
Afşar Timuçin - Destanlar.lit 187.87 K 02.04.2005 12:18
Ahmet Büke - Evde kimse yok.lit 304.42 K 01.11.2004 23:01
Ahmet Çavuşoğlu & Cengiz Kavuş - Tapınak Şovalyeleri.lit 179.56 K
04.09.2005 01:17
Ahmet Gülüm - Dikkat Yazılı Var.lit 152.47 K 19.04.2005 07:10
Ahmet Hamdi Tanpınar - Huzur.lit 472.50 K 12.03.2005 00:26
Ahmet İnam - HAYATIMIZDAKİ İNCE ŞEYLERE DAİR.lit 110.51 K 07.10.1998
16:47
Albert Camus - Veba.lit 483.33 K 01.05.2004 16:51
Ali Hikmet Eren-Yağmura Içerden Bakmak.lit 142.39 K 12.03.2005 00:28
Amerikan Efsanesi.lit 320.93 K 14.06.2005 12:27
amerikanin matruskasi.lit 162.34 K 15.01.2006 23:03
Andre Breton - Nadja.lit 199.74 K 28.04.2004 23:30
Arabian Nights.lit 381.23 K 26.03.2005 14:39
Aristoteles - Atinalıların Devleti.lit 142.02 K 07.03.2004 02:37
Asimov, Isaac - I Robot.lit 279.86 K 09.08.2006 20:45
ASTRAL SEYAHAT.lit 166.53 K 23.10.2005 19:13
Atatürk'le Konuşmalar - Mustafa Baydar.lit 205.69 K 19.05.2005 02:34
Atatürk'ün Kehanetleri.lit 212.77 K 22.05.2005 03:09
Aydoğan Vatandaş - Türkiye-İsrail gizli savaşı.lit 216.11 K 22.05.2005
03:14
Ayla Kutlu - Emir Bey.lit 337.44 K 28.07.2004 23:06
Aytunç Altındal - Vatikan ve tapınak şövalyaleri.lit 264.75 K
22.05.2005 03:17
Aziz Nesin - Memleketin Birinde.lit 211.90 K 24.06.2005 16:56
Aziz Nesin - Şimdiki Çocuklar Harika.lit 244.28 K 12.03.2005 00:31
http://rapidshare.com/files/
Bahattin Yıldız - Dansöz Kıvırmaları.lit 516.75 K 11.08.2003 20:14
Bahattin Yıldız - Istakoz Büyüsü.lit 581.84 K 15.07.2006 20:07
Baki Öz -Atatürk'ün Anadolu Gönderilişi.lit 217.39 K 12.03.2005 00:33
Balik Tarifleri.lit 177.48 K 19.04.2005 07:20
Bedri Baykam - Kemik.lit 88.03 K 01.01.2002 16:01
Bekir Onur - Çocuk ve Ergen Gelişimi.lit 492.90 K 12.03.2005 13:21
Bekir Onur - Gelişim Psikolojisi Yetişkinlik Yaşlılık Ölüm.lit 350.33
K 12.03.2005 00:36
Ben Ötesi Rüya Yorumu.lit 159.83 K 27.03.2005 21:55
Bios'unuza ince ayar.lit 260.97 K 28.11.2005 23:03
Bozkurt Güvenç - Kültürün ABC'si.lit 218.39 K 12.03.2005 13:07
Bozkurtlar Diriliyor.lit 213.01 K 24.03.2006 12:25
Bram Stoker - Dracula [EN].lit 460.91 K 01.04.2005 14:06
Burak Turna - SistemA.lit 379.38 K 30.09.2004 19:25
http://rapidshare.com/files/
Can Dündar - Savasta Ne Yaptin Baba.lit 204.39 K 20.06.2003 15:14
Cem Ersever - Kürtler PKK ve A. Öcalan.lit 264.54 K 27.08.2005 19:04
Cem Ersever - Üçgendeki Tezgah.lit 247.23 K 08.08.2006 21:12
Cengiz Aytmatov - Beyaz Gemi.lit 250.44 K 11.04.2005 16:02
Cengiz Aytmatov - Cemile.lit 214.26 K 11.04.2005 16:03
Cengiz Aytmatov - Dişi Kurdun Rüyaları.lit 407.63 K 11.04.2005 16:05
Charles Bukowski - Delilik.lit 273.04 K 20.06.2005 18:58
Charles Bukowski - Kaptan.lit 192.21 K 24.04.2005 02:47
Charles Bukowski - Pis Morugun Notları.lit 260.81 K 13.11.2004 23:49
Charles Bukowski - SUDA YAN ATEŞTE BOĞUL.lit 198.92 K 28.04.2004
23:25
Charles Darwin - Origin of the species [EN].lit 651.18 K 26.03.2005
14:46
Cicero - Yaşlılık ve Dostluk.lit 198.74 K 13.07.2005 01:37
Code of hammurabi [EN].lit 471.90 K 26.03.2005 14:39
http://rapidshare.com/files/
Dan Brown - Angels & Demons.lit 561.22 K 09.08.2006 20:37
Dan Brown - Angels Demons.lit 561.22 K 19.10.2006 11:20
Dan brown - digital fortress [ EN ].lit 224.58 K 19.04.2005 07:34
David Icke - En Büyük Sır-İlluminati Şeytani Bilinci.lit 205.63 K
23.01.2005 13:37
Denemeler.lit 151.32 K 11.03.2005 23:42
Denis Diderot - Aykırı Düşünceler.lit 180.71 K 28.04.2004 15:41
Depresyon.lit 163.05 K 23.01.2005 13:42
Descartes - Yöntem Üzerine konuşmalar.lit 187.02 K 26.06.2005 21:20
Dijital Röntgenci.lit 858.05 K 20.10.2005 15:16
dik bahcene solayim.lit 261.75 K 28.11.2005 23:03
Diriliş- Lev Tolstoy.lit 862.43 K 01.05.2004 16:30
Dogudaki Hayalet- Pierre Loti.lit 202.54 K 01.05.2004 02:28
Doğan Cüceloğlu - İnsan İnsana.lit 344.14 K 12.03.2005 13:24
DOST KAZANMA VE İNSANLARI ETKİLEME SANATI.lit 219.00 K 29.04.2002
03:50
Dostoyevski- Beyaz Geceler.lit 198.24 K 27.12.2002 15:55
Dostoyevski - Yeraltından Notlar.lit 237.44 K 28.04.2004 23:28
Dövüş Kulübü.lit 254.43 K 17.05.2005 15:15
Duvar Yazıları.lit 240.63 K 25.01.2005 17:23
Dünyayı Yöneten Gizli Teşkilatlar.lit 166.58 K 15.01.2006 23:02
Düşünmüş Beyinlere Hiç Okunmamış yazılar 3.lit 261.65 K 23.01.2005
13:42
http://rapidshare.com/files/
Edgar Alan Poe - The Fall of the House of Usher.lit 198.23 K
18.03.2005 14:19
Edgar Alan Poe - The Gold Bug.lit 210.46 K 18.03.2005 14:19
Edgar Alan Poe - The Murders in the Rue Morgue.lit 209.17 K 18.03.2005
14:19
Edgar Alan Poe - The Pit and the Pendulum.lit 194.71 K 18.03.2005
14:19
Elmalı Tesfiri.lit 414.19 K 19.04.2005 07:47
Emre Kongar - Devrim Tarihi ve Toplumbilim Açısından Atatürk.lit
472.51 K 12.03.2005 13:30
EN - DE.lit 933.78 K 26.03.2005 15:19
EN - IT.lit 868.63 K 26.03.2005 15:24
EN - SP.lit 876.14 K 26.03.2005 15:23
Encarta Pocket Dictionary.lit 2.36 MB 26.03.2005 15:16
English - French Dictionary.lit 948.99 K 26.03.2005 15:19
English - Spanish Dictionary.lit 876.14 K 14.06.2005 01:22
Erdal Atabek - Kırmızı Işıkta Yürümek.lit 253.86 K 12.03.2005 13:33
Erdal Öz - Gülünün Solduğu Akşam.lit 283.37 K 03.10.2005 22:46
Erseverin İtirafları.lit 280.05 K 19.05.2005 02:34
http://rapidshare.com/files/
Fahir Armaoğlu - 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi.lit 856.93 K 12.03.2005
12:37
Fakir Baykurt-TIRPAN.lit 439.91 K 12.03.2005 13:40
Falih Rıfkı Atay - Zeytindagı.lit 255.02 K 19.04.2005 07:54
Francis Bacon - Yeni Atlantis.lit 173.26 K 20.06.2005 17:59
Friedrich Holderlin - Empedokles.lit 205.71 K 13.07.2005 00:41
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski - Suç ve ceza.lit 380.60 K 19.06.2005
14:49
http://rapidshare.com/files/
Gabriel Garcia Marquez-Yüz Yıllık yanlızlık.lit 416.79 K 18.06.2005
19:38
Gılgamış Destanı.lit 191.30 K 06.09.2005 12:48
Goethe - Faust.lit 180.98 K 28.04.2004 23:32
Gogol - Üç Öykü - Burun Fayton Palto.lit 192.57 K 28.04.2004 22:52
Guneydoğu Öyküleri.lit 266.39 K 19.05.2005 02:34
Gülse Birsel - Gayet Ciddiyim.lit 145.65 K 19.04.2005 08:09
Gülse Birsel - Hala Ciddiyim.lit 251.04 K 11.03.2005 23:49
Güzel konuşma ve yazma.lit 208.85 K 19.04.2005 08:26
http://rapidshare.com/files/
H G Wells - Duvardaki Kapi.lit 132.41 K 28.08.2002 14:20
H.P. Lovercraft - Deliliğin Dağlarında.lit 228.68 K 28.04.2004 23:59
Haksız Yönetime Karşı & Tembellik Hakkı - Henry D.Thoreau & Paul
Laforge.LIT 191 K 28.11.2005 22:59
Hallac-ı Mansur.lit 171.76 K 08.03.2004 10:01
Harun Yahya - Tesadüf Değil.lit 2.31 MB 14.04.2005 18:53
hayvan mezarlığı- stephan king.lit 386.26 K 18.06.2005 19:33
history of animals [EN].lit 313.58 K 22.01.2002 23:25
Hüseyin Cahit Yalçın - Talat Paşa'nın Hatıraları.lit 223.67 K
29.04.2005 23:48
Hz.Ibrahim - Hz.Musa.lit 178.73 K 23.01.2005 13:39
CODE
http://rapidshare.com/files/
II. Dünya Savaşı.lit 146.41 K 01.04.2005 16:04
İlhan Selçuk - Düşünüyorum Öyleyse Vurun.lit 267.36 K 06.09.2005
14:12
İnci Aral - Ölü Erkek Kuşlar.lit 410.87 K 12.03.2005 12:45
Ipek Ongun ve Gençler - Lütfen Beni Anla.lit 369.92 K 12.03.2005
13:19
Irvin D. Yalom - Aşkın Celladı.LIT 389.12 K 28.11.2005 23:00
Isaac Asimov - İmparatorluk.lit 290.19 K 10.06.2005 15:25
Isaac Asimov - Melezler Venüste.lit 268.39 K 10.06.2005 15:26
Isaac Asimov - Vakıf ve Dünya.lit 423.31 K 10.06.2005 15:35
İskender Pala - Ayine-i İskender.lit 150.89 K 27.07.2002 04:30
Islam ve Karma Felsefesi.lit 98.50 K 12.02.2005 09:55
İstanbul Efsaneleri.lit 1.53 MB 20.10.2005 15:16
CODE
http://rapidshare.com/files/
J.J. Rousseau - Yalnız Gezerin Düşlemleri.lit 205.33 K 28.04.2004
23:02
Jack London - Vahşetin Çağrısı.LIT 201.57 K 28.11.2005 22:59
Jean Paul Sartre - Duvar.lit 289.30 K 01.05.2004 15:36
Joan D Vinge - Amber Gözler.lit 170.03 K 01.01.2002 15:00
John Steinbech - Yukarı Mahalle.lit 268.09 K 21.06.2005 00:36
Jonathan Livinston - Martı.lit 161.08 K 09.10.2006 21:32
Kayhan Tunçöz - Dikkat Yazılı Var.lit 152.41 K 05.08.2002 01:32
Kazmalar ve Maşalar.LIT 138.78 K 06.06.2005 17:48
Konuşmalar- Konfüçyus.lit 197.14 K 28.04.2004 15:38
Kuzuların Sessizliği.lit 273.55 K 24.04.2005 01:04
LESSING - Yahudiler.lit 167.90 K 24.06.2005 16:36
Lev Tolstoy - Anna Karenina 1.lit 376.83 K 01.05.2004 16:21
Lev Tolstoy - Anna Karenina 2.lit 388.92 K 01.05.2004 16:24
Leyla Navaro - Beni duyuyormsun.lit 247.08 K 06.09.2005 14:05
lüzumsuz bilgiler 2.lit 217.29 K 10.04.2005 17:06
lüzumsuz bilgiler ansiklopedisi.lit 289.69 K 10.04.2005 17:04
Lüzumsuz Bilgiler.lit 320.77 K 11.03.2005 23:53
CODE
http://rapidshare.com/files/
M.K.Atatürk - Nutuk.lit 184.55 K 02.04.2005 22:11
Mahir Kaynak - Star 2005.lit 324.42 K 19.01.2006 22:25
Mahmut Adem - Atatürkçü Düşünce Işığında Eğitim Politikamız.lit 220.28
K 29.04.2005 23:05
mailciler Esas olan PAYLAŞMAK.url 239 16.10.2006 19:01
Maksim Gorki - Bozkırda.lit 189.25 K 29.04.2004 00:09
marduk yada kaos.lit 174.79 K 23.01.2005 13:41
Marduk Yakın Gelecek.lit 183.70 K 23.01.2005 13:37
Mark Twain - Tom Sawyer.lit 199.17 K 21.06.2005 00:41
martı.lit 285.36 K 19.04.2005 20:31
Mehmet Kartal - Hayatım Harbiden Roman.lit 321.18 K 02.04.1999 08:20
Mehmet Kartal - Suçun ****i.lit 207.23 K 06.09.2005 13:50
Metafizik [EN].lit 240.06 K 22.01.2002 23:26
Metafizik Mucizeleri Yada Yanılgıları.lit 190.35 K 23.01.2005 13:38
Metafizik.LIT 190.35 K 28.11.2005 23:00
Metal Fırtına.lit 365.31 K 15.04.2005 23:03
mezeler.lit 195.56 K 09.09.2005 00:41
Milan Kundera - Gülüşün ve Unutuluşun Kitabı.LIT 331.64 K 28.11.2005
22:59
Milli İstihbarat Teşkilatı.lit 306.08 K 10.04.2005 15:50
Montaigne - Denemeler.lit 304.18 K 11.03.2005 23:47
Murat Yildirimoglu - TCP IP (Kim Korkar).lit 201.26 K 09.08.2006
21:10
MURATHAN MUNGAN-ÜÇ AYNALI KIRK ODA.lit 412.19 K 19.03.2005 01:02
Muzaffer İzgü - Zıkkımın Kökü.lit 296.64 K 20.06.2005 23:21
Nadja - Andre Breton.lit 199.74 K 28.04.2004 23:30
NANA- EMİLE ZOLA.lit 464.87 K 19.06.2005 14:45
Nazim Hikmet-Kuvayi Milliye Destani.lit 166.44 K 24.07.2003 04:16
Ne Kadarı Yeterli- durning alan.lit 224.75 K 24.04.2005 01:06
Necip Hablemitoglu - Etki Ajanları.lit 169.39 K 09.04.2004 22:53
Necip Hablemitoglu - Türkiyedeki Alman Vakıfları Raporu.lit 193.47 K
15.01.2006 15:37
Necip Hablemitoğlu - CIA ve Fethullah Gülen.lit 142.33 K 09.04.2004
22:15
Necip Hablemitoğlu - Köstebek Fethullahçı - İstihbaratçılar
Dosyası.lit 346.49 K 15.04.2005 10:05
Nietzsche - Deccal.lit 214.98 K 28.04.2004 15:34
Nihat Behram - Dar ağacında üç fidan.lit 255.70 K 09.10.2006 17:14
Nihat Genç- Yeni Yazılar.lit 238.10 K 25.06.2005 02:57
Nihat Genç.lit 239.46 K 19.06.2005 02:15
Nurer Uğurlu - Kurtuluş Savaşı Yıllarında Türkiye Sovyetler Birliği
İlişkileri.lit 176.31 K 14.04.2005 20:12
Nurer Uğurlu-30 AĞUSTOS HATIRALARI.lit 192.11 K 30.04.2005 00:14
CODE
http://rapidshare.com/files/
Oktay Sinanoğlu - Hedef Türkiye.LIT 303.02 K 28.11.2005 23:00
Orhan Hançerlioğlu - Dört Bin Yıllık Düşünce, Sanat ve Bilim Tarihinin
Klasik Yapıtları Üzerine Eleşti.lit 658.33 K 29.04.2005 23:23
Orhan Kemal - Cemile.lit 236.67 K 29.04.2005 23:30
Orhan Pamuk - Beyaz Kale.lit 281.90 K 14.08.2003 04:44
Orhan Veli Bütün Siirleri.lit 199.66 K 10.03.2006 20:45
Orkun Uçar- Hayal gücünün Komutanları.lit 313.35 K 25.09.2004 10:46
Oya Baydar - Elveda Alyoşa.lit 228.11 K 29.04.2005 23:33
Ömer asım Aksoy - Atasözleri ve deyimler sözlüğü.lit 360.36 K
22.05.2005 03:08
Ömer Hayyam - Rubailer.lit 174.08 K 30.04.2005 00:20
Ömer SEyfettin - Tüm Hikayelerim.lit 201.89 K 07.10.2001 20:08
Öyküleriyle Türküler.lit 350.19 K 05.10.2005 00:00
Özlem Peker - Hayal Avcısı.lit 444.57 K 30.12.2004 18:29
panda - paylaşım.url 195 18.10.2006 06:17
Paul Strather - 90 Dakikada Nietzsche.lit 151.89 K 09.10.2006 17:14
Paulo Coelho - Simyacı.lit 241.09 K 12.03.2005 00:02
persuasion.lit 291.81 K 26.03.2005 14:46
Platon - Devlet Adamı.lit 182.54 K 29.04.2004 00:19
Platon - Sokrates'in Savunması.lit 160.23 K 26.06.2005 17:59
Pride and Prejudice.lit 496.02 K 26.03.2005 14:47
Prof. Dr. Bekir Onur - Gelişim Psikolojisi.lit 346.57 K 14.04.2005
23:25
Prof. Dr. Tarık Z. Tunaya - Hürriyet İlanı.lit 188.37 K 02.04.2005
11:04
Prof.Dr.Cemal Yıldırım - Evrim Kuramı ve Bağnazlık.lit 268.73 K
06.09.2005 12:46
Puzo, Mario - Godfather 01 - The Godfather.lit 489.63 K 11.10.2005
13:15
Puzo, Mario - Godfather 02 - The Sicilian.lit 403.60 K 11.10.2005
13:15
CODE
http://rapidshare.com/files/
Reşat Nuri Güntekin - Çalıkuşu.lit 408.56 K 12.03.2005 12:57
Reşat Nuri Güntekin - Yaprak Dökümü.lit 226.97 K 29.04.2005 23:36
Richard Bach - Martı Jonathan Livingston.LIT 161.08 K 05.10.2005
15:29
Rıfat Ilgaz- Hababam Sınıfı.lit 168.79 K 26.03.2005 23:50
Rıfat Miser -Toplum Kalkınması.lit 172.01 K 06.09.2005 12:43
Sabahattin Ali - Bütün Öyküleri.lit 338.85 K 12.03.2005 00:08
Sabahattin Eyüboğlu - Köy Enstitüleri Üzerine.lit 216.36 K 29.04.2005
23:39
Sabri Esat Siyavuşgil - Oyunculuk Üzerine Aykırı Düşünceler.lit 182.94
K 14.04.2005 23:41
Serdar Uyan - Usame Bin Ladin.lit 376.81 K 02.04.1999 08:40
Shannara'nın Kılıcı I.lit 283.39 K 16.04.2005 00:09
Shannara'nın Kılıcı II.lit 274.44 K 16.04.2005 00:15
Shannara'nın Kılıcı III.lit 279.85 K 16.04.2005 00:19
Sigmund Freud - Bir Yanılsamanın Geleceği.lit 174.70 K 20.06.2005
18:01
Soner Yalçın - Bay Pipo - Bir MiT Görevlisinin Sıradışı Yasamı Hiram
Abas.lit 1.82 MB 01.09.2005 14:48
Soner Yalçın - Behçet Cantürk'ün Anıları.lit 307.34 K 13.03.2005
01:51
Soner Yalçın - Binbaşı Erseverin İtirafları.LIT 280.05 K 28.11.2005
23:03
Soros'un Kadınları.lit 197.65 K 08.08.2005 00:43
Stephen King - Buick 8.lit 395.06 K 04.09.2005 13:39
Stephen King - Ejderhanın Gözleri.lit 447.63 K 19.10.2001 14:29
Stephen King - Hayvan Mezarlığı.lit 386.26 K 18.06.2005 18:33
Stephen King - Tom Gordon'a Aşık Olan Kız.lit 254.56 K 11.03.2005
22:34
Stephen King - Yeşil Yol.lit 456.60 K 18.06.2005 19:24
Stephen King - Yüzyılın Fırtınası.lit 332.16 K 11.03.2005 22:39
Suphi Varım - Kurgu Tarih.lit 451.00 K 25.09.2004 10:04
Süreyya Ayçe - Denizden Gelen Lezzet.lit 177.48 K 27.09.2003 03:32
CODE
http://rapidshare.com/files/
Taocu Uygulamanın Temelleri.lit 186.62 K 23.01.2005 13:36
Tapınak Şövalyeleri ya da Gizli Dünya Devleti.lit 179.56 K 02.08.2005
16:47
Tarihten Alacağımız Dersler Vardır.lit 236.45 K 15.01.2006 14:28
Tarık Tunaya - İkinci Meşrutiyetin Siyasi Hayatına Bakışlar.lit 188.46
K 30.04.2005 00:50
The Repuclic of the Plato.lit 676.08 K 26.03.2005 14:50
The Travels of Marco Polo.lit 848.18 K 26.03.2005 14:53
Thomas Harris - Kuzuların Sessizliği.LIT 278.52 K 28.11.2005 22:59
Tolstoy - Anna Karenina.lit 621.44 K 22.05.2005 02:05
Tolstoy - Efendi ile Uşağı.lit 193.04 K 11.03.2005 23:45
Tommaso Campenella - Güneş Ülkesi.lit 202.66 K 13.07.2005 01:35
Tuncay Özkan - Emeç.lit 237.01 K 10.04.2005 15:57
Tuncay Özkan - Milli İstihbarat Teşkilatı.lit 506.87 K 11.03.2005
23:12
Tuncay Özkan - Parsadan.lit 191.00 K 10.04.2005 16:59
Turgut Özakman - Şu Çılgın Türkler.LIT 2.71 MB 28.11.2005 22:59
Türk İnanışları İle Milli Geleneklerinde Renkler Ve Sarı Kırmızı
Yeşil.lit 497.93 K 22.03.2005 18:43
CODE
http://rapidshare.com/files/
Ugur Mumcu - Kazım Karabekir Anlatıyor.lit 347.43 K 16.07.2003 03:52
Ursula K Leguin - Yer Deniz Serisi 1 Yerdeniz Büyücüsü.lit 284.71 K
01.05.2004 15:53
Ursula K Leguin - Yer Deniz Serisi 2 Atuan Mezarları.lit 247.14 K
01.05.2004 15:59
Ümit Zileli - Vur Emri.lit 218.68 K 17.05.2005 12:07
Üstün Kırdar - Fi.lit 242.54 K 15.07.2006 20:07
Victor Hugo - Les Misérables.lit 1.39 MB 26.03.2005 14:42
Voltaire - Sadık ve safdil.lit 219.90 K 13.07.2005 01:32
Wiiliam Irwin - Matrix ve Felsefe.lit 509.95 K 02.04.1999 07:04
Yahya Kemal Beyatlı - Türk Edebiyatında Unutulmayan Aşk Şiirleri.lit
167.30 K 12.03.2005 12:27
Yakup Kadri Karaosmanoğlu - Kiralık Konak.lit 284.67 K 29.04.2005
23:57
Yakup Kadri Karaosmanoğlu - Yaban.lit 315.51 K 24.06.2005 15:14
Yaşar Kemal - Binboğalar Efsanesi.lit 345.10 K 30.04.2005 00:04
Yaşar Kemal - İnce Memed.lit 418.66 K 30.04.2005 00:02
Yılmaz Erdoğan - Anladım.lit 162.97 K 24.04.2005 00:55
Yılmaz Erdoğan - Hijyenik Aşklar.lit 209.14 K 10.05.2005 00:54
Yılmaz Erdoğan - Hüzünbaz Sevişmeler.LIT 177.75 K 28.11.2005 23:00
Yılmaz Erdoğan - Yavrunu Bilinçlendir Hanım.lit 171.13 K 10.03.2004
05:51
Yunus Emre Divanı.lit 185.95 K 09.08.2006 20:43
Yüzüklerin Efendisi - İki Kule.lit 473.82 K 28.04.2004 16:58
Yüzüklerin Efendisi - Kralın Dönüşü.LIT 430.64 K 28.04.2004 17:11
Yüzüklerin Efendisi - Yüzük Kardeşligi.lit 544.52 K 28.04.2004 17:08
Zehra Azade Soysal - Matrix.lit 130.75 K 30.07.2002 19:09
CODE
http://rapidshare.com/files/3164799/e-kitap_-_U_U_V_W_Y_Z.rar
çeşitli 36
Mevlana Mesnevi.pdf 6 cilt
can dundar.rar bazi gunluk gazete yazilari
100 guzel söz
Abdülhamid'in Hatıra Defteri
Abdülhamitin Kurtlarla Dansı Mustafa Armağan
Ahmet Ümit Ninattanyn Bileziği.pdf
Bermuda Şeytan Üçgeni
büyük piramitin sırrı
Can Dündar Savaşta Ne Yaptın Baba
CIA'NIN BÜYÜK OPERASYONLARI.PDF
Erich von Daniken Tohum ve Evren.pdf
Friedrich Nietzsche Iyinin ve Kötünün Ötesinde
Friedrich Nietzsche Tan Kızıllığı
gizli cemiyetler
google guide
Güneydoğu Öyküleri
iller.chm
ipucu
istanbul efsaneleri
istanbul hatıralar ve şehir orhan pamuk
Kelile ve Dimne, Beydaba
Kur'an-ı Kerim'in Sırları Ömer Çelakıl
Lanetli Kitaplar Jacques Bergier
Luzumsuz Bilgiler
M. Ata Nirun - Gelecegin Dünyası Mars.pdf
msexcel.pdf
msword.pdf
pamuk nobel konusmasi.pdf
Satranç Olgun Kulaç.pdf
Stephen Hawking Ceviz Kabuğundaki Evren.pdf
Stephen Hawking Kara Delikler ve Bebek Evrenler.pdf
şu çılgın türkler.rtf
Tarihin Büyük Sırları Paul Aron.pdf
Tarihteki Ylginç Olaylar
Tarihten Alacagimiz Dersler Vardir.chm
tembellik hakkı
*fantastik 19
Ejderha Mızrağı Destanları 1 Güz Alacakaranlığının Ejderhaları
Ikinci Nesil
Yaz Alevi Ejderhaları
ahmet büke-evde kimse yok
Bilimkurgu Öyküleri Seçkisi - 1
Feigh Brackett uzayda büyük sıçrayış
H G Wells - Duvardaki Kapı
Hayal Gücünün Komutanları Orkun uçar.pdf
Isaac Asimov Karadul Bulmacaları.pdf
isaac Asimov Sonsuzluğun Sonu.rtf
Joan D Vinge Amber Gözler
Matrix
philip dick uzayda suikast
Ramses 1 İşığın Oğlu Christian Jacq
Ramses 2 Milyonlarca Yılın Tapınağı Christian Jacq.pdf
Ramses 3 Kades Savaşı Christian Jacq.pdf
Ramses 4 Ebu Simbelin Kraliçesi
Ramses 5 Batı Akasyası'nın Altında
Steven Spielberg Üçüncü Türle Yakın İlişkiler
*klasik22
Ahmet Hamdi Tanpınar Huzur
albert camus denemeler
anton çehov korkunç bir gece
Charles Dickins Iki Şehrin Hikayesi
Diderot Konuşmalar.pdf
Elio Vittorini Sicilya Konuşmaları.pdf
Franz Kafka Değisim
george orwell 1984
Gustave Flaubert Madame Bovary
Henrik Ibsen Yaban Ördeği
Jens Peter Jacobsen Marie Grubbe
KalmanMikszath Konuşan Kaftan
Maksim Gorki Bozkırda
Moliere Hastalık Hastası.
O'Henry, New York'u Nasıl Sevdi
Orhan Kemal Cemile
Sabahattin Ali Kuyucaklı Yusuf.pdf
Theodor Storm Immensee
Theodor Storm Kır Atlı
Thomas Mann Değişen Kafalar
Turgenyev Bozkırda Bir Kral Lear
Turgenyev Rudin
victor hugo sefiller.rtf
*komedi8
Bir Hasta Sahibinin Hastane Günlüğü Doğan Pazarcıklı.pdf
Charles Bukowski Delilik
Espri ve Fıkralaryyla Ünlüler
Etekli Iktidar
gülse birsel hala ciddiyim
Yılmaz Erdoğan hijyenik Aşklar
Yılmaz Erdoğan hüzünbaz sevişmeler
Yılmaz Erdoğan Yavrunu Bilinçlendir Hanım
*macera26
agatha christie çarpık evdeki cesetler.pdf
Agatha Christie Miss Marple Ölüm Çığlığı.pdf
Ahmet Ümit beyogğu rapsodisi.pdf
andrea camilleri montalbano ile bir ay.pdf
Aubert Brigitte Doktor March'in Dört Oğlu.pdf
Celil Öker Kramponlu Ceset
Dan Brown DaVinci Şifresi
Dan Brown Dijital Kale.pdf ve ingilizcesi
dan brown melekler ve şeytanlar.pdf ve ingilizcesi
Esmehan Aykol Kitapçı Dukkanı
Jean Christophe Grange Taş Meclisi
john grisham pelikan dosyası
Kolektif, Klasik Detektif Hikayeleri.pdf
Lawrence Block Bir Dizi Ölü Adam
Lawrence Block Polisiye Romanlar Okuyan Hırsız
Lilian Jackson Braun Kırmızı Gören Kedi
Michael Connelly Betondaki Sarışın
michael connelly kan bağı.pdf
P. D. James Kadınlara Göre Değil
Patricia Highsmith Ripley'nin Oyunu.pdf
Ruth Rendell Parola Mandarin
sir arthur conan doyle sherlock holmes butun hikayeleri1.pdf
val mcdermid deniz kızları şarkı soyluyor.pdf
Val McDermid Öldürücü Darbe.pdf
*öykü 29
Kucuk Prens Antoine De Saint Exupery.htm
tiyotralor.doc
adnan kurt bir laboratuar romanı
Ahmet Karcılılar Yağmur Hüznü.pdf
Ahmet Ümit Şeytan Ayrıntıda Gizlidir.pdf
Ali Balkiz Karın Altı Kardelen.html
Aziz Nesin Bay Düdük
Aziz Nesin Borçlu Olduklarymyz
Aziz Nesin Sizin Memlekette Eşek Yok Mu.pdf
C. Brentano Yiğit Kasperl Ile Güzel Annerlin Hikayesi.pdf
Edgar Allen Poe Bütün Hikayeleri
Einstein'in Buzdolabı
Fakir Baykurt- tırpan.pdf
Irvin D Yalom Aşkın Celladı.pdf
Jan Devrim Kayıp Bahçenin Çocukları.pdf
louis de bernier kırmızı köpek
Marlo Morgan Bir Çift Yürek
mavi kelebek necla yaramis
Melisa P. Yatmadan Önce Yüz Fırça Darbesi
Melisa P. Yusufçuk Gece Gelir.pdf
Murathan Mungan Üç Aynalı Kırk Oda
Oscar Wilde Lady Windermere'in Yelpazesi.rtf
Ömer Seyfettin Hikayeler.pdf
Paulo Coelho simyacı
salinger çavdar tarlasında çocuklar
saul beuow boslukta sallanan adam
Tuna Kiremitçi Bu Işte Bir Yalnızlık Var
Tuna Kiremitçi Git KendiniÇok Sevdirmeden
yekta kopan daha önce tanışmış mıydık
*roman 25
Ahmet Altan Yalnızlığın Özel Tarihi
Alev Alatli Schrodinger'in Kedisi Kabus
Amin Maalouf Semerkant
Ann Chamberlin Safiye Sultan 1.pdf
Ann Chamberlin Safiye Sultan 2 Ya İpek Urgan Ya Gümüş Hançer.pdf
Ann Chamberlin Safiye Sultan 3.pdf
Âsne Seierstad Kabil'in Kitapçısı
Ayşe Kulin Sevdalinka
bahattin yıldız dansöz kıvırmaları.pdf
bahattin yıldız istakoz büyüsü.pdf
Elif Şafak Baba ve **** .pdf
Gabriel Garcia Marquez Yüzyıllık Yalnızlık
john steinbeck fareler ve insanlar
Jose Mauro De Vasconcelos şeker Portakalı
Karen Essex kleopatra
Metin Kaçan Fındık Sekiz
Orhan Pamuk Benim Adım Kırmızı.pdf
peyami safa yalnızız
Ray Bradbury Fahrenheit 451
Richard Vaughan Sönmeyen Aşk
Sue Grafton Ateş'in 'A'sı.pdf
Şebnem Işigüzel Sarmaşık.pdf
üstün kırdar fi.pdf
willie heinrich insan postu
Yılmaz Karakoyunlu Salkım Hanımın Taneleri.pdf
CODE
http://rapidshare.com/files/
19 Aralık 2008 Cuma
100 Soru ve cevapları
sorular
01- Ateş olmayan yerde ne olmaz?
02- Hangi yolda trafik kazası olmaz?
03- Yankesiciler neden modayı takip ederler?
04- Hiç kar yağmayan hava hangisidir?
05- Çalındığı halde görülmeyen şey nedir?
06- Horoz nerede öter?
07- Hangi top zıplamaz?
08- Hangi karnede sıfır olmaz?
09- Hangi bağda üzüm yetişmez?
10- En güzel kokan fil hangisidir?
11- İlk Türk bayrağını kim dikmiştir?
12- Gözlemeyi en çok kim sever?
13- Hangi kazanın kaymakamı yoktur?
14- Arı ile eşek arasında ne fark vardır?
15- Beş yıllık okulu otuz yılda bitirene ne denir?
16- Hangi macunla diş fırçalanmaz?
17- Kim evini kiraya vermez?
18- Dokunmadan tutulan şey nedir?
19- Denizler niçin tuzludur?
20- Hangi istasyonda tren durmaz?
21- Kadın ve politikacıdan ortak beklenti nedir?
22- Hangi ağrı en güzel ağrıdır?
23- Zır cahil bir zenciye ne der?
24- Hangi köye kimse gitmek istemez?
25- Erkekler niçin kravat takar?
26- Elbiselerden başka ne ütülenir?
27- Hangi kale tarihi değildir?
28- Kızdığını en çok kim belli eder?
29- Eve gelen hırsız neyi çalmaz?
30- Meyvelerin şefi hangisidir?
31- Damlaya damlaya ne olur?
32- Hiç ceza alınmadan öldürülen şey nedir?
33- İnsan, en çok hangi zilden etkilenir?
34- En neşeli çiçek hangisidir?
35- Hangi lastik otomobile takılmaz?
36- Sürekli döküldüğü halde tükenmeyen şey nedir?
37- Hangi yazı silinmez?
38- Hangi barajda su olmaz?
39- İpsiz ve mandalsız ne asılır?
40- En hızlı yenilen şey nedir?
41- Yazın en çok kim hava atar?
42- Hangi yapraklar sonbaharda dökülmez?
43- Adamın biri durmadan uluyormuş, neden?
44- En uzun hikâye nedir?
45- Hangi kuşağı belinize bağlıyamazsınız?
46- İçilmeyip, yenen sigara hangisidir?
47- Ankara niçin soğuktur?
48- Hangi kaba su konmaz?
49- Elekle su nasıl taşınır?
50- Hangi kalemle yazı yazılmaz?
51- Hangi gül kokmaz?
52- Hangi bağda üzüm yetişmez?
53- En kestirme yol hangisidir?
54- Avukatlar niçin kadın gibi uzun elbise giyerler?
55- Tüfek, makineli tüfeğe ne demiş?
56- Hiç hareket etmeden neyimizi değiştirebiliriz?
57- Hiç kimsenin okuyamadığı yazı hangisidir?
58- Kadınla radyo arasında ne benzerlik vardır?
59- İki kadınla evlenmenin en kötü tarafı nedir?
60- İlanı aşk ile ilanı harp arasında ne benzerlik vardır?
61- Geveze bir kadın ile tesbih arasında ne gibi bir fark vardır.
62- Termometre ile öğretmen arasında ne benzerlik vardır?
63- Hangi kanun insanları yargılamaz?
64- Bir politikacının ölüp ölmediğini nasıl anlarız?
65- Kimler profesyonel atıcıdırlar?
66- Hangi eve giren senelerce o evden dışarı çıkamaz?
67- Hakem ile trafik polisi arasında ne benzerlik vardır?
68- En gürültülü maç hangi takımlar arasında oynanır?
69- Türkiye'de acil hastalara ameliyattan önce ne verilir?
70- Hostesler neden havada dedikodu yaparlar?
71- Bir kadın kocasını milyoner yapabilir mi?
72- Akılsız başın cezasını kimler çeker?
73- İçinde günlük süt bulunan şey nedir?
74- Memur maaşı ile bulgur pilavı arasındaki benzerlik nedir?
75- Banker ile tanker arasında ne benzerlik vardır?
76- Şişmanlar niçin güneş yağı kullanmazlar?
77- Güneş girmeyen eve ne girer?
78- Milletvekillerinin en çok yediği salata hangisidir?
79- Kitap deftere ne demiş?
80- Hangi ayda 28 gün bulunur?
81- Doktor ile avukat arasında ne fark var?
82- Kırıldığı zaman kullanılan şey nedir?
83- Benzin ile insan arasında ne benzerlik vardır?
84- Nasrettin hoca eşeğine neden ters biner?
85- Karanlıkta neyimizi göremeyiz?
86- Kekemeler ne zaman kekelemezler.
87- En kibar kuş hangisidir?
88- Hangi meslektekiler bir gün bile çalışmazlar?
89- Bir duvar bir duvara ne demiş?
90- Türkiye'nin en efendi ilçesi hangisidir?
91- Hangi yolda yürünmez?
92- Dünyanın döndüğünü en iyi kim bilir?
93- Türkiye'nin en namuslu ilçesi hangisidir?
94- Kral ölürse oğlu ne olur?
95- Üstüne yazı yazılmayan satır hangisidir?
96- Hangi simit yenmez?
97- Her tarafı sayılarla dolu olan adama ne denir?
98- Ayağını yorganına göre uzatmayan ne olur?
99- Hiç yorulmadan dünya yolculuğu yapan şey nedir?
100- En çok acı çeken dağ hangisidir?
cevapları
01- İtfaiye02- Samanyolu'nda
03- Ceplerin yerini öğrenmek için!
04- Oyun havası
05- Islık
06- Kendi çöplüğünde
07- Kartopu
08- Sağlık karnesinde
09- Ayakkabı bağında
10- Karanfil
11- Terzi
12- Nöbetçi
13- Trafik kazasının
14- Arının eşeği vardır ama eşeğin arısı yoktur
15- Öğretmen
16- Lahmacunla
17- Kaplumbağa
18- Oruç
19- Balıklar kokmasın diye
20- Benzin istasyonunda
21- Çenelerini kapamaları
22- İlk göz ağrısı
23- Kara cahil
24- Tahtalıköye
25- İki yakaları bir araya gelsin diye
26- Kafa ütülenir
27- Futbol kalesi
28- Ütü
29- Zili
30- Şeftali
31- Su faturası kabarır
32- Vakit
33- Karnında çalan zilden
34- Gül
35- Bel lastiği
36- Dil
37- Alın yazısı
38- Futbolcuların kurduğu barajda
39- Surat asılır
40- Maaş
41- Vantilatör
42- Kitap yaprakları
43- İçine kurt düşmüş de ondan
44- Yılan hikâyesi
45- Gökkuşağını.
46- Sigara böreği
47- 06 olduğundan
48- Ayakkabıya
49- Su dondurularak.
50- Kontrol kalemiyle
51- Virgül
52- Ayakkabı bağında
53- Bilinen yol
54- Çok konuştukları için
55- Amma gevezesin be kardeşim
56- Düşüncemizi
57- Alın yazısı
58- İkisi de her havadan çalar
59- İki kaynanaya sahip olmak
60- Her ikisi de ilan edilir edilmez çarpışmalar başlar
61- Biri çekilir, biri çekilmez
62- Her ikisi de sıfırı gösterdiği zaman, insanlar titrer
63- Yer çekimi kanunu
64- Ağzına bakarız, kapalıysa ölmüştür
65- Politikacılar
66-Cezaevinde
67- Her ikisi de kocaman adam oldukları halde düdük çalarlar
68- Mehter takımı ile bando takımı arasında
69- Gün verilir
70- Yerin kulağı olduğu için
71- Eğer adam daha önce milyarder ise milyoner olur
72- Onu kendilerine "baş" seçenler
73- İnek
74- İkisi de hemen suyunu çeker
75- İkisi de batınca felaket olur
76- Kendi yağlarıyla kavruldukları için
77- Soluk yüzlü ev sahibi
78- Laf salatası
79- Amma da boş adamsın
80- Bütün aylarda
81- Doktor önce soyar, sonra dinler. Avukat önce dinler, sonra soyar
82- Yumurta
83- İkisinin de sulusu çekilmez
84- Eşeğin dikiz aynaları olmadığı için
85- Gölgemizi
86- Konuşmadıkları zaman
87- Baykuştur
88- Gece bekçileri
89- Köşede buluşalım
90- Beyşehir
91- Samanyolu'nda
92- Sarhoş
93- Şereflikoçhisar
94- Yetim olur
95- Kasap satırı
96- Deniz simiti
97- Numaracı
98- Üşütüp, romatizma
99- Posta pulu
100- Ağrı
Kılıçdaroğluyla Melih Gökçek arasındaki düelloyu

Kılıçdaroğlu bu kez kılıcı sert taşa vurdu. Karşısına "laf cambazı" Melih Gökçek çıkıyor. "Kaçarsan seni afiş yaparım" diyerek meydan okuyor.. ANKARA- Düellocu kemal Kılıçdaroğlu bu kez sert kayaya çattı. Fırat ve Dişli sonrasında Melih Gökçek’e yönelen Kılıçdaroğlu’na Ankara Büyükşehir Belediye Başkanından ‘hodri meydan’ geldi. Fırat sonrasında yeni bir düelloya hazırlanan Ankara siyaset sahnesinde, düello öncesi tartışma CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun sayaç vurgunu iddiaları ile başladı. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, iddialara sert yanıt verdi ve meydan okudu. Kılıçdaroğlu ile canlı yayına çıkmaya hazır olduğunu belirtirten gökçek, “Yayından kaçarsa Ankara’daki bilboardlara yalancı, iftiracı diye asarım” diye konuştu. Meclis’te gazetecilerin sorularını yanıtlayan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun “sayaç vurgunu” iddialarını ve “canlı yayın” teklifini değerlendirdi. Kılıçdaroğlu’nun ‘düello’ teklifini hemen kabul ettiğini belirten Gökçek, şunları söyledi: BEN DÜELLOYA HAZIRIM "Ben, bu düellosunu hemen kabul ediyorum. Benim kişisel kanaatim, onun benimle açık oturuma çıkma cesareti olmaz. Hangi gün, hangi saatte istiyorsa, birlikte televizyona çıkarız. Bu konuyu tartışırız. Eğer kaçarsa ki kaçacağını tahmin ediyorum, arkasından bütün Türkiye'deki bilboardlarda kendisinin yalancı ve iftiracı bir sahte kahraman olduğunu açıkça bütün vatandaşlarıma ilan edeceğim" KAÇACAK GİBİGazeteci Uğur Dündar’la görüştüğünü ifade eden Gökçek, “Dündar'a, kendisine böyle bir tartışmayı memnuniyetle kabul edeceğimi söyledim. Ancak bugün bana gelen haberler, Kılıçdaroğlu’nun pek kabul etmediği istikametinde. Kılıçdaroğlu, zannediyorum beni başkalarıyla karıştırıyor. Söylediklerini orada ona teker teker yutturacağım." diye konuştu. ARTIK KİMSEYE İFTİRA ATAMAZ Kılıçdaroğlu’nun bundan sonra kimseye “iftira” atamayacağını kaydeden Gökçek, “bilboardlar hazır mı?” sorularına "Kaçarsa bilboardlar, kaçmazsa inşallah ekranda konuyu halledeceğiz. Zannediyorum, o tartışmadan sonra, Türkiye'de böyle ucuz kahramanlıklar kesinlikle kalmayacak. Bundan sonra Kılıçdaroğlu kesinlikle kimseye iftira atamayacak. Kılıçdaroğlu'nun aslında şişirilmiş bir balon olduğunu tüm Türkiye görecek. Kendisine hodri meydan diyorum, ama bakalım nasıl kaçacak nasıl kurtulacak? Bu kadar laftan sonra da kaçması zor. İnşallah yakalarım televizyonda. İnşallah kaçmaz." karşılığını verdi
18 Aralık 2008 Perşembe
<<< Photodex ProShow Producer v4.0.2437 >>>>
TANITIM / INTRODUCTION
Türkçe
ProShow Producer, sitemizde de bulunan ProShow Gold programının daha gelişmiş sürümüdür. Resimlerinizi bir CD' ye kaydedip daha sonra bunları Slide Show olarak seyretmenize imkan veren ProShow programı ile oldukça etkileyici sonuçlar elde edebilirsiniz. Programın bünyesinde bulunan birçok efekt ile geçişleri daha etkileyici hale getirebilirsiniz.
280'in üzerindeki geçiş efektinden istediğinizi seçerek gösterileriniz de kullanma şansına sahip olduğunuz bu araçla özellikle geçiş ve zamanlama denetimi konusunda güzel ayarlamalar yapabilirsiniz. Resimler üzerinde döndürme, şekillendirme, renklendirme ayarları yaparak mükemmel görüntüler elde edebilirsiniz. Gerçek zamanlı bir önizleme aracına da sahip olan yazılım çalışmalarınızı VCD biçiminde kaydetmenizi de sağlamaktadır. Ayrıca fotoğraf albümlerinizi ekran koruyucu, kendiliğinden çalışır CD (AutoRun CD) ve MPEG biçimli videolar halinde de haırlayabilirsiniz. E-posta yolu ile sevdiklerinizle bu albümlerinizi paylaşabilir, yazılımın temel amacını gerçekleştirebilirsiniz
English
ProShow Producer was designed for professionals who are creating shows commercially.
The all-new ProShow Producer 3.0 allows you to create advanced, professional-grade presentation masterpieces that not only emotionalize and inspire audiences but also bring them to the point of sale. With an award-winning feature set, including unlimited photo/video layering, show templates, branding, copy protection and built-in media authoring, plus all-new creative features like masking, vignetting and motion keyframing, the only limit to your successis your imagination
Dosya Türü / File Extension: RAR / EXE
Dosya Boyutu / File Size: 16 MB
Dosya Şifresi / File Pass: YOK / NONE
Antivirüs Tarama / Antivirüs Dedect: Kaspersky İnternet Security 7
16 Aralık 2008 Salı
Organize İşler
Organize İşler
Süpermen Samet, bir gün Asım Noyan'la tanışır. Asım, işinin ehli, usta çırak eğitiminden mezun prensip sahibi bir dolandırıcıdır.
Yusuf Ziya Ocak, hem sosyolog, hem yazardır; Nuran Ocak ise hem fizik profesörü, hem annedir. Umut, onların kızıdır.
Duralmaz kardeşler ise bambaşka dünyanın insanlarıdır. Sayko Tugay, Pepe Silvio, Suskun Üzeyir, Teneke Mahalleli İzzet Ayna, gizli kumarhane sahibi Altındiş Selahattin ve daha birçok kanuni ve çoğunlukla gayri kanuni şahsiyet vardır İstanbul'un organize işlerinde.
Herkes bazen kurtarılmaya muhtaç, bazen kurtarıcıdır. Kimin kimi kurtardığının, kimin kimden arakladığının tam belli olmadığı dünya şahanesi İstanbul'da tüm işler organizedir ve organize her zaman işler.
Hal böyle olunca koskoca süpermen bile İstanbul'a gelince hayatının dayağını yer.
cd1
cd2
Hırsız Var
Hırsız Var
Tüm malvarlığını kaybederek kalp krizinden ölen bir işadamının karısı, mafya dünyasının bir temsilcisi, marjinal bir modacı, baş manken, profesyonel bir soyguncu ve bir magazin gazetecisinin yollarının bir gecede kesiştiği varsayımı üzerine kurulan film, Türkiye'nin son 5-6 yılının en önemli gündem maddeleri olan finans, medya, yeraltı ve magazin dünyasını konu alıyor.
Mafya babası Ekrem Uçar, hapisten çıkar. Ceren Serdar, Ekrem'in eski sevgilisidir ve onun dışarı çıkmasıyla birlikte paniğe kapılır. Modacı Seçkin Doruk, görkemli bir defile düzenler ve bu defilenin baş mankeni olan Ceren, defilenin finalinde podyuma girmek üzereyken eski sevgilisini görür ve bir anda ortalık karışır.
Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?
Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?
14. yy Anadolusu'nda, bütün devlet ve beylikler Moğol saldırılarından yılmış, halk akın akın Moğollardan kaçıp Bursa'ya yerleşmektedir. Anadolu'da bulunan devletler ve beylikler Moğol akınları karşısında darmadağın olduğundan Bursa aynı zamanda çeşitli devlet ve beyliklerden gelen yönetici sınıfın da sığınma yeridir. Osmanlı Devleti'nin temellerinin atıldığı bir dönemdir.
Karagöz, Moğol vergi memurlarından kaçıp annesi ile Bursa'ya yerleşmiştir. Cahil ancak çok zeki, özellikle de kızdığında söz ve hareketleri ile etrafındakileri gülmekten yerlere yatıran bir Türkmen göçeridir. Bursa'da kendisine iş ararken annesi taşın sırrını (çimento) ona öğreteceğini söyler. Bu sır Karagöz'ün yeni geldiği şehirde iş bulmasına yardımcı olacaktır.
Hacivat ise devletler arasında haber götürüp getiren bir postacıdır. Zeki, lafazan, sefahat ve eğlenceye düşkün bir fırsatçıdır. Düştüğü zor durumlardan konuşması sayesinde kurtulur. O da konuşma becerisiyle Moğol'dan kellesini kurtarmış ve Bursa'ya gelmiştir. Karagöz'ün hasta ineğini satın alır ve böylece tanışırlar. Karagöz'deki doğal yeteneği görür ve fırsatçılığını kullanarak bundan şan, şöhret ve para için yararlanmak ister.
Kendisi sürekli savaşta olan ve zaman zaman şehre gelen Orhan Gazi, Bursa şehrine kendi ismi ile anılacak bir cami yaptırmak istemektedir. "taşın sırrını" bildiklerini söyleyince Karagöz ve Hacivat birlikte bu cami inşaatında çalışmaya başlarlar. Karagöz ve Hacivat bir araya geldiğinde konuşmalarına, atışmalarına herkes çok gülmekte, etraflarındaki insanlar onlar sayesinde çok eğlenmektedir. Bu yetenekleri onların şehirde tanınmalarını ve birden ünlü olmalarını sağlar. Şehrin ileri gelenlerinin düzenlediği davetlere muhavere için "komedyen" olarak çağrılmaya başlarlar. Bu davetlerde şehrin ileri gelenleri, din adamları ve devlet adamları da dahil olmak üzere herkes hakkında o kadar atıp tutar, herkesi öyle alaya alırlar, günahlarını yüzlerine vururlar ki, insanlar tarafından sevilmeyen ve istenmeyen kişiler haline gelmeye başlarlar.
Cami inşaatının bir türlü bitmek bilmemesine bir de Karagöz ve Hacivat'ın herkesle dalga geçmeleri, herkese laf dokundurmaları eklenince kurulmakta olan devlette yer kapmaya çalışan eski Selçuklu veziri Pervane için onların ölüm fermanını Orhan Gazi'ye imzalatmak zor olmayacaktır.
14 Aralık 2008 Pazar
http://rapidshare.com/files/
Ertuğ 2008 :
http://rapidshare.com/files/
Mat 2008 :
http://rapidshare.com/files/
Çilekeş 2008 :
http://rapidshare.com/files/
Grup 84 2008 :
http://rapidshare.com/files/
Best Of Cranbererries :
http://rapidshare.com/files/
http://rapidshare.com/files/
Yüksek Sadakat 2008 :
http://rapidshare.com/files/
Bryan Adams 2008 :
http://rapidshare.com/files/
Depeche Mode 2008 :
http://rapidshare.com/files/
Bullet for my valentine 2008 :
http://rapidshare.com/files/
R.E.M. 2008 :
http://rapidshare.com/files/
Amy Winehouse Back to Black :
http://rapidshare.com/files/
Kardeş Türküler - Düş Yollarında Konser :
http://rapidshare.com/files/
James Blunt 2008 :
http://rapidshare.com/files/
Murat Yılmazyıldırım - 0 Derecede Aşk Başkadır 2008 :
http://rapidshare.com/files/
Gece Yolcuları 2008 :
http://rapidshare.com/files/
Badem 2008:
http://rapidshare.com/files/
Badem 2005 Albümü :
http://uploaded.to/?id=razmbk
Teoman 2008 :
http://rapidshare.com/files/
Feridun Düzağaç 2008 :
http://rapidshare.com/files/
sarhoş yurdum insanı komik video
Yedi Karanfil (Seven Cloves) Bütün Albümleri 1-2-3-4-5-6-7-8
------------------------------
Belalim
Buyudun Bebegim
Cane Cane
Eskiya Dunyaya
Gunes Batti
Hoscakal Deniz
Icimizden Biri
Kilim
Telli Telli
Vay Bebem
Yaradan Askina
Yasamadin Sen
Yasanilan
http://rapidshare.com/files/
Yedi Karanfil - Yedi Karanfil 2
------------------------------
Alli Turnam
Bebek
Cokertme
Eylule Isyan
Hava Nasil Oaralarda
Hep Sonradan
Kardesin Duymaz
Mektup
Olmasa Mektubun
Yar Gozlerin
Yemen Turkusu
Yollarina Baka Baka
http://rapidshare.com/files/
Yedi Karanfil - Yedi Karanfil 3
------------------------------
Agri Dagi Efsanesi
Al Fadimem
Boyle Olurmu
Cemalim
Denizin Dibinde Hatcam
Eklemedir Koca Konak
Gemiler Gelende
Gozlerin
Haydar Haydar
Yunus
Zuluf Dokulmus Yuze
http://rapidshare.com/files/
Yedi Karanfil - Yedi Karanfil 4
------------------------------
Ah Bir Atas Ver
Carsambayi Sel Aldi
Daglar Dagladi Beni
Dersini Almis
Gayri Dayanamam
Gesi Baglari(Kubat)
Gule Yel Degdi
Ham Meyvayi Kopardilar Dalindan
Harman Yeri
Izmirin Kavaklari
Kutahyanin Pinarlari
Sihirli Ay
Sinanari
Tatli Dillim
Tutam Yar Elinden
Yagmur Yagar
Yedi Karanfil
http://rapidshare.com/files/
Yedi Karanfil - Yedi Karanfil 5
------------------------------
Acem Kizi
Bedir
Bugun Ayin Isigi
Hudayda
Iki Keklik
Kalanlarin Ardindan
Mackada Bulusalim
Naz Bari
Ordunun Dereleri
Pancar Pezik Degilmi
Saki
Sari Gelin
Sari Gelin(Enst)
Sultani Yegah Sirto
Tahtaci Semahi(Extra)
Tahtaci Semahi
Urfanin Etrafi
Yasyabilme Ihtimali(Yilmaz Erdogan)
http://rapidshare.com/files/
Yedi Karanfil - Yedi Karanfil 6
------------------------------
Agisarin Balini
Agla Sazim
Bir Cift Durna Gordum
Bir Of Ceksem
Cift Jandarma
Drama Koprusu
Efem
Ela Gozlu Benli Dilber
Elif Dedim Be Dedim
Evde Yoklar
Gulpembe
Kadioglu Zeybegi
Kahve Koydum Fincana
Leyla
Leylimley
Sobalarinda Kurdu da Mese
Su Uzun Gecenin Gecesi Olsam
Yigidim Aslanim
http://rapidshare.com/files/
Yedi Karanfil - Yedi Karanfil 7
------------------------------
Agit(Okan Bayulgen)
Agit
Baga Gel Bostane Gel
Bitliste Bes Minare
Bugun
Bugun Bize Pir Geldi(Arif Sag)
Bugun Bize Pir Geldi
Devlerin Aski
Gamzedeyim Deva Bulamam
Gel Gor Beni Ask Neyledi
Govel Ordek
Hastane Onunde Incir Agaci
Karahisar Kalesi
Kesik Cayir
Kizilirmak Agiti
Sabahin Seherinde
Sobalarinda Kuruda Mese(Ozay Gonlum)
Uc Ayak(CD Extra)
http://rapidshare.com/files/
Yedi Karanfil - Yedi Karanfil 8
------------------------------
Arap Saz Semaisi
Ben Seni Sevdigimi
Beyaz Giyme Toz Olur
Bir Firtina Tuttu Bizi
Denizden Bildim
Dunyanin Kapilari(Donmek)
Evlerinin Onu Mersin
Gulum
Kolay Olmayacak(Unut)
Ruzgar
Sevda Degil
Sunam
Yarim Istanbulu Meskenmi Tuttun
Yerine Sevemem
http://rapidshare.com/files/
09 Aralık 2008 Salı
Muhammed DİŞLİ-şiirleri
Mavi Her bakışımda tekrardan alabora olurumMavi gözlerine, Ve bilirim ki hiçbir deniz, Atlas okyanusu da dahil gözlerin kadar deniz değildir, Edemez alabora şu ürkek olduğu kadar pek yüreğimi bir saniyeden daha kısa bir sürede Çok severim kirazı, Bir kötü anımı saymazsak en sevdiğim meyvedir de denebilir hatta, Ki kiraz bile ham kalır dudaklarının yanında, Yemede yanında yat, Gerçi yanında yatıp da yememek, Yani bilmiyorum Ki bir de endamın, Artı kutbudur Devasa bir mıknatısın Ki eksi gözlerim başka tarafa bakabilmek için Fizik kurallarını yenmek zorunda kalır Zoraki bir durumda O kadar yani, Ne diyorum ben yahu Ne gözlerin mavi senin Ne de endam var Allah için, Ele avuca sığacak kadar bir şeysin, Hani dudaklarında Aşırı bir pembe sayılmaz, Mübalağa ettiğim kadar, Ama o halde neden hala seviyorum ki seni Memeli bir hayvanın hormon takviyeli Annelik güdüsünden daha fazla? Bilmem, Bekli sen olduğundandır sadece, Ya da gözlerinin maviden daha mavi olmasıdır sebebi. | ||||||||||||||||||||||||||||
Muhammet Dişli
MUhammed DİŞLİ'yi bu adresten güncel olarak takip edebilmek için tıklayın |
Fuat SAKA- LAZUTLAR(2008)

01. Burun
02. Trabzon'dan Çıktım
03. Düz
04. Romantik Balıkçı
05. Şalvar Destanı
06. Kolbastı (Dal Dal)
07. Yoroz'da Bir Akşamüstü (Enstrumantal)
08. Kavşak Suyu
09. Hey Gidi Tulumcu (Enstrumantal)
10. Doktorun Seferi
11. Espira
12. Çarşamba
13. Ağıt
14. O Tonya'nın Başına
Yılmaz Mengüş - Sevebilirsin [2008]

1. Sevebilirsin
Söz & Müzik: Yılmaz Mengüç
2. Gidiyorum İşte
Söz & Müzik: Yılmaz Mengüç
3. Yeniden
Söz & Müzik: Yılmaz Mengüç
4. Bülbül Havalanmış
Söz & Müzik: Anonim
5. Bursalımısın Kadifeli Gelin
Söz & Müzik: Anonim
6. Gül Derim
Söz & Müzik: Yılmaz Mengüç
7. Bu Gece
Söz & Müzik: Yılmaz Mengüç
8. Gel Demeden
Söz & Müzik: Yılmaz Mengüç
9. Pes Etme
Söz & Müzik: Yılmaz Mengüç
10. Kara Kaşlı Yar
Söz & Müzik: Anonim
rapidshare linki
Sibel Can - Bana Söyle [2008]

1. Sibel Can - Bana Söyle (3:35)
2. Sibel Can - Silemediler (4:46)
3. Sibel Can - Dilenci (5:25)
4. Sibel Can - Kime Ne (3:58)
5. Sibel Can - Vur Ha Gardas (4:56)
6. Sibel Can - Ayrilik Mi (3:43)
7. Sibel Can - Dünya Dönüyor (5:25)
8. Sibel Can - Alismisim Bir Kere (4:07)
9. Sibel Can - Nereye Gidiyorum (4:56)
10. Sibel Can - Taht Kurmussun Kalbime (3:51)
rapidshare linki
Gökhan Türkmen

Gökhan Türkmen - 02.Aşk Lazım
Gökhan Türkmen - 03.Büyük İnsan
Gökhan Türkmen - 04.Efkarlıyım
Gökhan Türkmen - 05.Dön (Akustik)
Gökhan Türkmen - 06.Sen İsen
Gökhan Türkmen - 07.Yorgun
Gökhan Türkmen - 08.Zilzurna
Gökhan Türkmen - 09.Dön
Gökhan Türkmen - 10.Rastgele
Gökhan Türkmen - 11.Büyük İnsan (Akustik)
Sükriye Tutkun FULL ALBÜMLERİ
Sükriye Tutkun - Salincak
Sükriye Tutkun - 01 - Intro
Sükriye Tutkun - 02 - Bir Sinifta Okurken
Sükriye Tutkun - 03 - Ag Elime Mor Kinalar Yaktilar
Sükriye Tutkun - 04 - Iskender Bogazi Dardir Gecilmez
Sükriye Tutkun - 05 - Olaydim
Sükriye Tutkun - 06 - Dolama Dolamayi
Sükriye Tutkun - 07 - Sen Bir Yana
Sükriye Tutkun - 08 - Bahcede Erik Dali
Sükriye Tutkun - 09 - Suruler Icinde Surmeli Koyun
Sükriye Tutkun - 10 - Gitme Hamdi
Sükriye Tutkun - 11 - Adana Yollarinda
http://www.ziddu.com/download.php?uid=aayem5uqa66elOKnZ6qhkZSoZKqil5mo7
şifre : excelci
Sükriye Tutkun - Cigdem Derki
Sükriye Tutkun - 01 - Cigdem Derki Ben Elayim
Sükriye Tutkun - 02 - Yigidim Aslanim
Sükriye Tutkun - 03 - Rodop Daglari Bre Pakizem
Sükriye Tutkun - 04 - Gerizler Basi
Sükriye Tutkun - 05 - Bir Cift Turna Gordum
Sükriye Tutkun - 06 - Kinali Parmak Kalayli Kazan
Sükriye Tutkun - 07 - Mihriban
Sükriye Tutkun - 08 - Yarim Istanbulu Mesken Mi Tuttun
Sükriye Tutkun - 09 - Men Baharin Giziyam
Sükriye Tutkun - 10 - Kova Kova Indirdiler Yaziya
Sükriye Tutkun - 11 - Ananin Sesi
Sükriye Tutkun - 12 - Atmacayi Vurdular
http://www.ziddu.com/download.php?uid=ZLCgmZelZq%2BeluKnY6qhkZSoYKqilpqs3
şifre : excelci
Sukriye Tutkun - Gücüm Yetene Kadar
Sükriye Tutkun - 01 - Gucum Yetene Kadar
Sükriye Tutkun - 02 - Hakki Reis Turkusu
Sükriye Tutkun - 03 - Uykuda Misin Sevgili Yarim - Pencereden Kar Geliyor
Sükriye Tutkun - 04 - Uyan Sunam Uyan
Sükriye Tutkun - 05 - Bir Firtina Tuttu Bizi
Sükriye Tutkun - 06 - Sari Manolim
Sükriye Tutkun - 07 - Kadin
Sükriye Tutkun - 08 - Sabahin Seher Vaktinde
Sükriye Tutkun - 09 - Meclisinde Mail Oldum
Sükriye Tutkun - 10 - Ne Yaptim Ben
Sükriye Tutkun - 11 - Efem
Sükriye Tutkun - 12 - Zilli De Masa Darbuka
http://www.ziddu.com/download.php?uid=Z6qclpana6yelJSlsKyZlJyiYq2WlJ2p2
şifre : excelci
Sükriye Tutkun - Kumru
Sükriye Tutkun - 01 - Sen Beni Unut
Sükriye Tutkun - 02 - Kumru
Sükriye Tutkun - 03 - Komurluk Dagi
Sükriye Tutkun - 04 - Mavrovadan Aldim Sumbul
Sükriye Tutkun - 05 - Ayrilik Bahaneymis
Sükriye Tutkun - 06 - Bir Minik Serce
Sükriye Tutkun - 07 - Seher Oldu Vaktoldu
Sükriye Tutkun - 08 - Unutamadigim
Sükriye Tutkun - 09 - Bostorgay
Sükriye Tutkun - 10 - Tarla Kizlari
Sükriye Tutkun - 11 - Hastane Onunde Incir Agaci
Sükriye Tutkun - 12 - Hasret
http://www.ziddu.com/download.php?uid=aK6am5uqaKqanOKnZaqhkZSoYqqimZeo5
şifre : excelci
Şükriye Tutkun - Sevin Gayri
Şükriye Tutkun - Sevin GayriSükriye Tutkun - 01 - Sunayida Deli Gonul Sunayi
Sükriye Tutkun - 02 - Gesi Baglari
Sükriye Tutkun - 03 - Yanik Omer
Sükriye Tutkun - 04 - Evlerinin Onu Mersin
Sükriye Tutkun - 05 - Ey Guzel Kirim
Sükriye Tutkun - 06 - Ey Guzel Kirimse Meni
Sükriye Tutkun - 07 - Sevin Gayri
Sükriye Tutkun - 08 - Asiye
Sükriye Tutkun - 09 - Dersim Dort Dagin Icinde
Sükriye Tutkun - 10 - Arda Boylari
Sükriye Tutkun - 11 - Gaziantep Yolunda
Sükriye Tutkun - 12 - Daglara Cikma Karadeniz
http://www.ziddu.com/download.php?uid=ZqyilpumarKdnOKnYaqhkZSoXqqinJao1
şifre : excelci
ÖZlem T3kin FULL Albümleri
Özlem Tekin - Tek Başıma
01 - Kim Bilir.mp3
02 - Dağları Deldim.mp3
03 - Hep Tek.mp3
04 - Oof.mp3
05 - Kırıldım.mp3
06 - Deli Gibi.mp3
07 - Onun İçin.mp3
08 - Aşka Dair.mp3
09 - İki Adım.mp3
10 - Daa.mp3
http://www.ziddu.com/download.php?uid=bKqilJ2tbq2anJSls6yZlJyiZbCWlJet5
şifre : excelci
Özlem Tekin - Öz
01 - Bahar.MP3
02 - Öz.mp3
03 - Yol.MP3
04 - Saat.MP3
05 - Pararazzi.mp3
06 - Tarlalar.MP3
07 - Duvar.MP3
08 - Dünya.mp3
09 - Çok.mp3
10 - Hiç.mp3
http://www.ziddu.com/download.php?uid=ZauimZyqbaqilpzzZqqZnJGlaqeZl52naQ%3D%3D4
şifre : excelci
Özlem Tekin - Laubali
01 - Laubali.MP3
02 - Vurma.MP3
03 - Biri Var.mp3
04 - Biberi Bol.mp3
05 - Bu Kalp.mp3
06 - Kumdan Kaleler.mp3
07 - Yazmamışlar.mp3
08 - Ve Olmadı Aşk.mp3
09 - Sorma.MP3
10 - Beni Yakan Aşkın.mp3
11 - Bir Yaz Günü.mp3
http://www.ziddu.com/download.php?uid=a6qalJeuaK2fmJylY%2FiblJStYKqfkZSoaw%3D%3D3
şifre : excelci
Özlem Tekin - Kime Ne
01 - Aşk Herşeyi Affeder mi.mp3
02 - Sebepsiz Savaş.mp3
03 - Duvaksız Gelin.mp3
04 - Yar Bana Varmadı.mp3
05 - Kime Ne.mp3
06 - Herkes Şanslı Doğmuyor.mp3
07 - Niye Bana Bu Ceza.mp3
08 - Adresler Karıştı.mp3
09 - Var mı Yan Bakan.mp3
10 - Gel Bu Yaz.mp3
http://www.ziddu.com/download.php?uid=arKcmpSrZ6ydnOKnYqqhkZSrX6qcmpys2
şifre : excelci
Özlem Tekin - 10.9.8.7.6.5.4.3.2.1
Özlem Tekin - 10.9.8.7.6.5.4.3.2.101 - Değmez.mp3
02 - Gezegen X.mp3
03 - Cinayet.mp3
04 - Belki.mp3
05 - Dene.mp3
06 - Kaf Dağı.mp3
07 - Aşk Yangın.mp3
08 - Sık.mp3
09 - Aşinayım Firara.mp3
10 - Adımı Söyle.mp3
http://www.ziddu.com/download.php?uid=a62dlpytaLKamZuttqyZlJyiaLCWlJen8
şifre : excelci
Edip Akbayram FULL ALBÜMLERİ
01 - Nice Yillara
02 - Aman Kerem
03 - Kibar Gelin
04 - Sinesine Vura Vura
05 - Bu Yil Benim Yesil Bagim Kurudu
06 - Degmen Benim Gamli Yasli Gönlüme
07 - Hasretinle Yandi Gönlüm
08 - Cana Kurban
09 - Bitliste Bes Minare
10 - Sirin Nar
11- Darmadagin
http://www.ziddu.com/download.php?ui...bnJysaQ%3D%3D6
şifre : excelci
Edip Akbayram & Fikret Kizilok 2007 Boşu Boşuna
01 - Ince Ince Bir Kar Yagar
02 - Degmen Benim Gamli Yasli
03 - Dumanli Dumanli
04 - Anam Aglar
05 - Bosu Bosuna
06 - Daglar Dagladi Beni
07 - Sev Beni Beni
08 - Yakar Inceden
09 - Deniz Ustu Kopurur
10 - Kukredi Cimenler
http://rapidshare.com/files/162135129/Edip_Akbayram_Fikret_Kizilok_2007.rar
veya
http://www.uploadjockey.com/download...zilok_2007.rar
veya
http://www.ziddu.com/download.php?ui...ZlJyiZbCWlpur5
Edip Akbayram - Söyleyemediklerim - 2008
01-İlle De Memleket
02-Yarim Yarim
03-Metrisin Önü
04-Nefesin Nefesime
05-Pazarbaşı
06-Haram Geceler
07-Nem Kaldı
08-Haberin Var Mı
09-Adıyaman
10-1 Mayıs
http://rapidshare.com/files/161918841/Edip_Akbayram_soyleyemediklerim_2008.rar
veya
http://www.uploadjockey.com/download...lerim_2008.rar
veya
http://www.ziddu.com/download.php?ui...fkZasaw%3D%3D7
veya
http://www.ziddu.com/download.php?ui...hkZSrYKygmZWm3
Edip Akbayram - Karma
Affetmem Seni
Bitlis'te Bes Minare
Biz Güzeli Severiz
Bosu Bosuna
Bu Yil Benim Yesil Bagim Kurudu
Cana Kurban
Ceken
Cirak Araniyor
Deniz Üstü Köpürür
Dumanli Dumanli
Gam Üstüne Gam
Gecmiyor Günler
Ince Ince Bir Kar Yagar
Kahpe Felek
Leylim Ley
Sen Actin Yarayi
Tutunamadim Yar
Zalim Zalim
http://rapidshare.com/files/162135171/Edip_Akbayram_Karma.rar
veya
http://www.uploadjockey.com/download...yram_Karma.rar
veya
http://www.ziddu.com/download.php?ui...hkZSrYayglpio4
Edip Akbayram - [2002] 33.cü
01.Merdo
02.Hani
03.Sözüm Ona Inandim
04.Zor Is
05.Yaralar Gönül
06.Suskun
07.Istek
08.Kiralik Kader
09.Baladiz Agidi
10.Daglar
http://rapidshare.com/files/162135120/Edip_Akbayram_2002_33.cu.rar
veya
http://www.uploadjockey.com/download...2002_33.cu.rar
veya
http://www.ziddu.com/download.php?ui...ZlJyiY7CWlpun3
Edip Akbayram - [2001] Selam Olsun
01.Dosta Bizden Selam Olsun
02.Yalan Oldu
03.Yanmam Mi Gerek
04.Yasamdan Ölüme
05.Canim Oglum
06.Gel Acelem Var
07.Hey Gönül
08.Sevda Sözleri
09.Sevdalara Darginim
10.Pusu
http://rapidshare.com/files/162135111/Edip_Akbayram_2001_Selam_Olsun.rar
veya
http://www.uploadjockey.com/download...elam_Olsun.rar
veya
http://www.ziddu.com/download.php?ui...hkZSrZKygl5em7
Edip Akbayram - [1999] Ilk Günkü Gibi
01.Adaletin Bu Mu Dünya
02.Ah Sensiz
03.Ben Hayatta En Cok Babami Sevdim
04.Bukagi
05.Efkarliyim
06.Gideyim Yar
07.Martilarla Randevu
08.Suclayamazlar
09.Saha Giden Dost Bezirgan
10.Vay Beni
http://rapidshare.com/files/162101169/Edip_Akbayram_1999_Ilk_Gunku_Gibi.rar
veya
http://www.uploadjockey.com/download...Gunku_Gibi.rar
veya
http://www.ziddu.com/download.php?ui...bm52qbQ%3D%3D8
Edip Akbayram - [1998] Dün ve Bugün
01.Degmen Benim Gönlüme
02.Darmadagin
03.Gidenlerin Türküsü
04.Nice Yıllara
05.Aman Kerem
06.Mehmet Emmi
07.Aldirma Gönül
08.Garip
09.Eskiya Dünyaya
10.Hasretinle Yandi Gönlüm
11.Ben Ölürsem
12.Vesikali Yarim
13.Cocuklar
14.Karadeniz
15.Kibar Gelin
http://rapidshare.com/files/162101205/Edip_Akbayram_1998_Dun_ve_Bugun.rar
veya
http://www.uploadjockey.com/download...n_ve_Bugun.rar
veya
http://www.ziddu.com/download.php?ui...fkZasaQ%3D%3D7
Edip Akbayram - [1997] Yillar
01.Yillar
02.Bu Gecede Bir Hal Var
03.Sokagin Tavani Kadar
04.Söyle Zalim Dünya
05.Meydan Türküsü
06.Kolum Nereden Aldin Zinciri
07.Unutamiyorum
08.Beyler Bu Vatana Nasil Kiydiniz
09.Gitme Gülüm
10.Gönül Dagi
http://rapidshare.com/files/162101171/Edip_Akbayram_1997_Yillar.rar
veya
http://www.uploadjockey.com/download...997_Yillar.rar
veya
http://www.ziddu.com/download.php?ui...bmp2raA%3D%3D3
Edip Akbayram - [1996] Güzel Günler Görecegiz
01.Seyreyle Gönül
02.Degil Misin
03.Anneler Günü
04.Dönülmeyen Gitmeler
05.Güzel Günler Görecegiz
06.Köhne Liman
07.Ah Yüregim
08.Gülümsedik Gökyüzüne
09.Sakin Unutma
10.Bize Yaziktir
http://rapidshare.com/files/162101176/Edip_Akbayram_1996_Guzel_Gunler_.rar
veya
http://www.uploadjockey.com/download...el_Gunler_.rar
veya
http://www.ziddu.com/download.php?ui...fkZarZw%3D%3D5
Edip Akbayram - [1994] Türküler Yanmaz
01.Ask Olsun Cocuk Sana
02.Kuslar
03.Yitip Giden
04.Bekle Bizi Istanbul
05.Elimdeydi Gül
06.Türküler Yanmaz
07.Kasimpasa Kiyilari
08.Ciksam Issiz Daglara
09.Gittin Gideli
10.Diyarbekir Gibi
http://rapidshare.com/files/162071747/Edip_Akbayram_1994_Turkuler_Yanmaz.rar
veya
http://www.uploadjockey.com/download...ler_Yanmaz.rar
veya
http://www.ziddu.com/download.php?ui...hkZSrY6yflZms6
Edip Akbayram - [1993] Bir Sarkin Olsun Dudaklarinda
01.Hakim Bey
02.Aksamlar
03.Ölüm Dedigin Nedir Ki
04.Ay Karanlik
05.Kizimin Adi Sevgi
06.Her Sey Senin Ugruna
07.Agit
08.Göcmen
09.Beni Kör Kuyularda
10.Bir Sarkin Olsun Dudaklarinda
http://rapidshare.com/files/162057267/Edip_Akbayram_1993_Bir_Sarkin_Olsun.rar
veya
http://www.uploadjockey.com/download...rkin_Olsun.rar
veya
http://www.ziddu.com/download.php?ui...ZlJyiaLCWlpqp8
Edip Akbayram - [1991] Senden Haber Yok
01.Senden Haber Yok
02.Gönlüm Senindir
03.Göklerde Kartal Gibiydim
04.Bir Düs Ucuracagim
05.Cesmi Siyahim
06.Hasretimdin
07.Seni Sevmek
08.Mor Daglar
09.Ilhan'a Özlem
10.Bir Sohbetin Özeti
http://rapidshare.com/files/162057274/Edip_Akbayram_1991_Senden_Haber_Yok.rar
veya
http://www.uploadjockey.com/download..._Haber_Yok.rar
veya
http://www.ziddu.com/download.php?ui...hkZSrX6yflZem2
Edip Akbayram - [1990] Sahdamar
01.Karadeniz
02.Sahdamar
03.Hava Nasil Oralarda
04.Günesi Hic Görmedim
05.Eskiya Dünyaya
06.Bu Memleket Bizim (Siir)
07.Korkuyorlar
08.Saklayacagim
09.Günes Batti
10.Isteme Benden
11.Adilos Bebe
12.Ben Ölürsem
http://rapidshare.com/files/162057266/Edip_Akbayram_1990_Sahdamar.rar
veya
http://www.uploadjockey.com/download...0_Sahdamar.rar
veya
http://www.ziddu.com/download.php?ui...ZlJyiZbCWlpqp5
Edip Akbayram - [1988] Özgürlük
02.Vay Bebem
03.Deli Olmak Isten Degil
04.Haneler
05.Merhaba Cocuk
06.Ölmeyiz Biz
07.Özgürlük
09.Büyü
10.Kiymayin Efendiler
11.Canim Efendim
http://rapidshare.com/files/162057252/Edip_Akbayram_1988_ozgurluk.rar
veya
http://www.uploadjockey.com/download...8_ozgurluk.rar
veya
http://www.ziddu.com/download.php?ui...hkZSrYKyflZWo3
Edip Akbayram - [1985] Dostlar 1985
01.Keyfo Agam
02.Ölürüm
03.Körolasi Gözlerin
04.Sensiz Günlerim
05.Dilo
06.Usta
07.Vesikali Yarim
08.Ogul Büyümeli Kiz Büyümeli
09.Ana Ögüdü
10.Gurbet
11.Dom Dom Kursunu
http://rapidshare.com/files/162071764/Edip_Akbayram_Dostlar_1985.rar
veya
http://www.uploadjockey.com/download...stlar_1985.rar
veya
http://www.ziddu.com/download.php?ui...hkZSrYayfmZWm4
[1977] Nedir Ne Degildir
01.Yaralarim
02.Arabam Kaldi Yolda
03.Adam Olmak Dile Kolay
04.Dar Agaci
05.Kolum Nereden Aldin Zinciri
06.Ayrilik
07.Birak Beni
08.Mehmet Emmi
09.Haberin Var Mi
10.Kaslarin Karasina
http://www.ziddu.com/download/273548...ildir.rar.html
http://rapidshare.com/files/162071770/Edip_Akbayram_Nedir_Ne_Degildir_1977.rar
veya
http://www.uploadjockey.com/download...ildir_1977.rar
Edip Akbayram Full Albümleri
Edip Akbayram 19741 - İnce ince bir kar yağar
2 - Değmen benim gamlı yaslı gönlüme
3 - Dumanlı dumanlı oy bizim eller
4 - Anam ağlar başucumda oturur
5 - Boşu boşuna
6 - Dağlar dağladı beni
7 - Yakar inceden inceden
8 - Deniz üstü köpürür
9 - Sev beni beni
10 - Kükredi çimenler
http://www.ziddu.com/download/273548...m1974.rar.html
http://rapidshare.com/files/162101170/Edip_Akbayram_1974.rar
veya
http://www.uploadjockey.com/download...ayram_1974.rar
ERKİN KORAY ALBÜMLERİ
Erkin Koray - Tamam Artik [1990]
01 Tamam Artik
02 Kiskanirim
03 Insafsiz
04 Varimi Yogumu
05 Hare Krishna
06 Cok Derinlerde
07 Illaki
08 Askimiz Bitecek
09 Öyle Bir Gecer
10 Cetin Ceviz
http://www.ziddu.com/download.php?uid=ZKyZlJaoaa6gnZzzZaqZnJGlaaeZlp2oaA%3D%3D3
şifre : excelci
Erkin Koray - Live in Nazilli [1974]
01 Goca dünya
02 Sunus
03 Potpuri (Mesafeler 1)
04 Askimiz bitecek
05 Sana birseyler olmus
06 Mesafeler 2
http://www.ziddu.com/download.php?uid=aaqim5etaa%2BeluKnZqqhkZSrY6qblpim6
şifre : excelci
Erkin Koray - Hay Yam Yam [1989]
01 Hay-Yam-Yam
02 Yok Yok
03 Yazik
04 Haftanin Yedi Günü
05 Yolcu Yolunda Gerek
06 Hayat Katari
07 Cemile Kiz
08 Sen Bana Sabir Ver
09 Konusuluyorduk
10 Söyle Böyle (Wully Bully)
http://www.ziddu.com/download.php?uid=cbKalZeraayelpatcfiblJStZqqfkZSnbw%3D%3D9
şifre : excelci
Erkin Koray - Gün Ola Harman Ola [1996]
Akrebin Gözleri
Gökteki Yildizlar
Gün Ola Harman Ola
Melek Misin
Mermer Gibi
Mezarlik Günleri
Öfke
Sakin Gitme
Tuturamazsin
http://www.ziddu.com/download.php?uid=abCdm5erba%2BiluKnZaqhkZSrYqqbl5qs5
şifre : excelci
Erkin Koray - Gaddar [1986]
01 Gaddar
02 Kervan Yürür
03 Tamam Artik
04 Anladin Mi
05 Raziyim
06 Doktor
07 Kavak
08 Cemilem
09 Topik
10 Zalim Gaddar
http://www.ziddu.com/download.php?uid=ZqqhlpqraLOglZbzZ6qZnJGla6eZlpypbA%3D%3D5
şifre : excelci
Erkin Koray - Fesuphanallah
Cemalim
Dost Aci Soyler
Fesuphanallah
Gonul Salincagi
Hayat Bir Teselli
Inat
Krallar
Timbilli (GAZMANIN MÜZİĞİ )
Turku Bizim Dostlar
http://www.ziddu.com/download.php?uid=aaualJioarOfmZinY%2FiblJStXqqfkZSnYw%3D%3D1
şifre : excelci
Erkin Koray - Erkin Koray Tutkusu [1977]
01 Allah Askina
02 Magarada Dügün
03 Sandalci
04 My Delight
05 Bir Olasilik
06 Cümbür Cemaat
07 Sanma
08 Suskunlugun Ötesi
09 Blonde Men
10 Geliyor
11 Yalniz Sen Varsin
http://www.ziddu.com/download.php?uid=ZaqanJWtaq6bnJbzZqqZnJGlaqeZlpuuZQ%3D%3D4
şifre : excelci
Erkin Koray - Elektronik Türküler [1974]
01. Karli Daglar
02. Sir
03. Hele Yar
04. Korkulu Rüya
05. Yalnizlar Rihtimi
06. Cemalim
07. Inat
08. Türkü
http://www.ziddu.com/download.php?uid=bbCZmZaqaayZlOKnZqqhkZSqY62ampSm6
şifre : excelci
Erkin Koray - Dünden Esintiler I-Saskin[1991]
Arap Saci
Estarabim
Eyvah
Hele Yar
Karli Daglar
Komsu Kizi
Saskin
Sevince
Sir Enstrumental
Yalnizlar Rihtimi
http://www.shareonall.com/Erkin_Koray-Dnden_Esintiler_I-Saskin1991_fyom.rar
şifre : excelci
Erkin Koray - Dünden Esintiler II-Ceylan [1992]
Anlamadim
Bir Gün Gecti
Ceylan
Cöpcüler
Gözlerim Her Yerde
Muallim
Söyle Böyle
Söylenir Bana
Track 10
Uzat Serce Parmagini
http://www.shareonall.com/Erkin_Koray-Dnden_Esintiler_II-Ceylan_1992_ytqs.rar
şifre : excelci
Erkin Koray - Best Of
01.Yalnizlar Rihtimi
02.Saskin
03.Fesuphanallah
4.Estarabim
05.Sevince
06.Arap Saci
07.Ankara Ruzgari
08.Oyle Bir Gecer
09.Sayin Arkadasim Orhan
10.Illaki
11.Deli Kadin
12.Copculer
13.Ha Yam Yam
14.Hayat Katari
15.Hare Krishna
http://www.ziddu.com/download.php?uid=arCimpaobKqfm5mnsayZlJyiY6%2BWl5Wr3
şifre : excelci
Erkin Koray - Benden Sana [1982]
Benden Sana - Ankara Sokaklari
Benden Sana - Ay Bir Tane
Benden Sana - Bekle
Benden Sana - Meyhanede
Benden Sana - Sayin Arkadasim Osman
Benden Sana - Silinmeyen Hatiralar
Benden Sana - Oyle bir Gecer
Benden Sana - Sevdigim
http://www.ziddu.com/download.php?uid=bbChlJulcrOcnOKnaaqhkZSqZq2al5us9
şifre : excelci
Erkin Koray - Devlerin Nefesi
Erkin Koray - Allahaskina
Erkin Koray - Ask Oyunu
Erkin Koray - Çöpçüler
Erkin Koray - Devlerin Nefesi
Erkin Koray - I3 ve Ben
Erkin Koray - Krallar
Erkin Koray - Memurum Ben
Erkin Koray - Mesk Oyunu
Erkin Koray - Sen Yoksun Diye
Erkin Koray - Seni Her Gördügümde
Erkin Koray - Sitem
Erkin Koray - Züleyha
http://www.ziddu.com/download.php?uid=a6yilZqtba2aluKnZ6qhkZSqZK2al5iq7
şifre : excelci
Erkin Koray - Çöpçüler
Erkin Koray - Anlamadim
Erkin Koray - Bir Gün Geçti
Erkin Koray - Ceylan
Erkin Koray - Çöpcüler
Erkin Koray - Gözlerim Her Yerde
Erkin Koray - Muallim
Erkin Koray - Söyle Böyle
Erkin Koray - Söylenir Bana
Erkin Koray - Uzat Serçe Parmagini
http://www.ziddu.com/download.php?uid=aq2gnJ2mb6ydluKnaaqhkZSqZq2ZlZWo9
şifre : excelci
Erkin Koray - [1991] Tek Basina Konser
1-Sana Birşeyler Olmuş
2-İlahi Morluk
3-Çal Gitarcım
4-Deli Kadın
5-Hare Krishna
6-Gaddar
7-Tek Başına
8-Öksürük
9-Bu Mendili
11-Çöpçüler
12-Anladın mı
http://www.ziddu.com/download.php?uid=aqqfmpumcK6dmZTza6qZnJGlbqeclJyqbA%3D%3D9
şifre : excelci
Erkin Koray - [1987] Cukulatam Benim
01 Çikolatam Benim
02 Bilmem
03 Halimem
04 Çal Gitarcı
05 Şaşkın
06 Na Na Nay Nom
07 Tik Tak
08 Erkin Koray'la Meyhanede
http://www.ziddu.com/download.php?uid=aLKim5uuY7CinZqtr6yZlJyiYa%2BWl5St1
şifre : excelci
Erkin Koray - [1977] Düsünüs & Hadi Hadi Ordan
01_dusunus
02_hadi_hadi_ordan
http://www.ziddu.com/download.php?uid=Y6yel5upa6yZlOKnYqqhkZSqX62ZlZSq2
şifre : excelci
Erkin Koray - [1976] Gönül Salincagi & Hayat Bir Teselli
01.Gonul Salincagi (1976)
02.Hayat Bir Teselli (1976)
http://www.ziddu.com/download.php?uid=arGgnZarY6ufnOKnYaqhkZSqXq2Zm5ys1
Erkin Koray - [1976] Cümbür Cemaat & Sevdigim
01.Cumbur Cemaat (1976)
02.Sevdigim
http://www.ziddu.com/download.php?uid=arKinZanY6qhluKnYqqhkZSqX62Zm5Wu2
şifre : excelci
Erkin Koray - [1976] Arap Saci & Timbilli
Erkin Koray - [1976] Arap Saci & TimbilliErkin Koray - Arap Saci - Timbilli (1976)
Erkin Koray Arap Saci - Arap Saci (1976)
http://www.ziddu.com/download.php?uid=Z7CcmJqrZa%2BhluKnZKqhkZSqYa2Zlp2o4
şifre : excelci
Ethereal Travel - The Mad Cartridge [1999]

01-Law of Soul Pulling
02-Closed
03-Esperanto
04-Mirror Man
05-Hunger
06-Spanish Fly
07-Bells (e.a.p.)
08-Neverending Poem
İNDİR
Toygar Işıklı Dizi Müzikleri Albümü 2008

Dizi Müzikleri - 2008 Full Albüm
Albümdeki Eserler:
1. Toygar Işıklı - 01 - Çok Geç
2. Toygar Işıklı - 02 - Gecenin Hüznü
3. Toygar Işıklı - 03 - Gel Etme Yar
4. Toygar Işıklı - 04 - Tebessüm
5. Toygar Işıklı - 05 - Yaprak Dökümü
6. Toygar Işıklı - 06 - Tutkun
7. Toygar Işıklı - 07 - Uzak
8. Toygar Işıklı - 08 - Kalbe Yapma
9. Toygar Işıklı - 09 - Ufur
10. Toygar Işıklı - 10 - Yoksun
11. Toygar Işıklı - 11 - Ninni
12. Toygar Işıklı - 12 - Gecenin Hüznü 2
13. Toygar Işıklı - 13 - Menekşe İle Halil
14. Toygar Işıklı - 14 - Gece Yürüyüşü
15. Toygar Işıklı - 15 - Tutsak
http://rapidshare.com/files/16183821...08_excelci.rar
veya
http://www.share-online.biz/download.php?id=6566240B9
veya
http://www.uploadjockey.com/download...08_excelci.rar
Grup Tual - Yalınayak 2008

Tual - 2008 - Yalınayak
01. Intro
02. Kasım
03. Kendi Kendinden Kork
04. Yalınayak
05. Yağmur Değil
06. Oyuncak
07. Yoksa
08. Bir Şarkı
09. Tiryakinim
10. Seni Bırakmam
11. Türk Marşı
http://www.ziddu.com/download/2868482/Tual-2008-Yalnayak.rar.html
veya
http://www.egoshare.com/download.php?id=5330066F24
Zakkum - Zer-i Zakkum

Aglat Beni
Ah Cikilota
Ahtapotlar
Anliyorsun
Erkek Adamsin(Düet Seyyal Taner)
Hebenneka
Hipokondriyak
Kapat Perdelerimi
Rndg
Yaralisin
Zehr_iZakkum(Düet Teoman)
Zehr-i Zakkum 2
http://www.ziddu.com/download/2872386/Zakkum-Zer-iZakkum.rar.html
veya
http://www.share-online.biz/download.php?id=1C8F05C0
06 Aralık 2008 Cumartesi
Sabahat Akkiraz & Mustafa Özarslan - Birlikte Türküler Söylüyoruz [2008]


Sabahat Akkiraz & Mustafa Özarslan - Birlikte Türküler Söylüyoruz | 2008 Full Albüm
01 - Sabahat Akkiraz & Mustafa Özarslan - Benim Gibi Günahkara
02 - Sabahat Akkiraz & Mustafa Özarslan - Ey Benişm Nazlı Cananım
03 - Sabahat Akkiraz & Mustafa Özarslan - Kirpiklerini Ok Eyle
04 - Sabahat Akkiraz & Mustafa Özarslan - Karadır Dağlar
05 - Sabahat Akkiraz & Mustafa Özarslan - Senden Oldu
06 - Sabahat Akkiraz & Mustafa Özarslan - Kör Kader (Gökteki Yıldızı Sayan Olurmu)
07 - Sabahat Akkiraz & Mustafa Özarslan - Yaralı
08 - Sabahat Akkiraz & Mustafa Özarslan - Gücenme Ey Softa
09 - Sabahat Akkiraz & Mustafa Özarslan - Kırıntı Türküsü
10 - Sabahat Akkiraz & Mustafa Özarslan - Güley
11 - Sabahat Akkiraz & Mustafa Özarslan - Çare Ne
12 - Sabahat Akkiraz & Mustafa Özarslan - Yine Gam Yükünün Tüccarı Geldi
13 - Sabahat Akkiraz & Mustafa Özarslan - Narini Hey Nar
14 - Sabahat Akkiraz & Mustafa Özarslan - Sabah Güneşi Doğmuş
15 - Sabahat Akkiraz & Mustafa Özarslan - Güzelleri
LİNK
http://rapidshare.com/files/170812228/S.Akkiraz_-_M.oezarslan_-_Birlikte_Tuerkueler_Soeylueyoruz__2008___www.downloaduc.com_.rar
05 Aralık 2008 Cuma
Karaçalı - Gypsy Frijit

1- Yakın Kıyamet
2- Psikiyatris ft. Muhammed Ali
3- Herşeyin Bir Zamanı Var ft. Patron
4- Gypsy Frijit
5- Soğur Cehennem Bile
6- Kurşunlar Altında
7- Hep Harami
8- Dövüş Kulübü
9- Pişmanım Birtanem
10- Kutub-u Şikeste ft. Saian
11- Kara Benim İçin Çok Büyük Bir Gemi
12- Çıldırtan İvedi
13- Rüzgar Gibi Geçti
http://rapidshare.com/files/28422466/Karacali_-_Gypsy_Frijit_-_Rapindir.biz.rar
Karaçalı - Mezar Virtüözü
1- Mezar Virtüözü
2- Sefalet Expresi
3- Bir Su Damlasının Dörtte Biriyle
4- Muhammed Ali ve Gönüllü Mendaburları
5- Kırık Madalyon
6- La Hey!
7- Defolu Caddelerde Fotomontaj
8- Azize Veda
Lİnkler..
03 Aralık 2008 Çarşamba
Duymamış Olmamak için
9. Anne balina yavrusu memesine tutunmuşken süt bezlerinin çevresindeki kaslar yardımıyla sütü püskürterek onu besler. Günlük 90 kilo civarında olabilen bu sütün %50’ye yakını yağdır.
8. Pek çok kuş türü yönlerini bulabilmek için dünyanın manyetik alanından yararlanır. Güvercinler bunun yanısıra yeryüzündeki işaretlerden de faydalanır.
7. Kunduzlar kış mevsiminde depoladıkları yiyecekler ve kuyruklarında depoladıkları yağ ile yaşamlarını sürdürürler. Biyolojik saatleri kendini 29 saatlik bir güne göre ayarlar.
6. Köstebekler kör değildir; ancak gözlerini ışığı algılamaktan çok hava akımlarındaki değişiklikleri algılamak için kullanırlar.
5. Yavru kuşların bencilce tüm yiyeceği kapmaya çalıştıkları ve böylece en güçlüsünün hayatta kaldığına inanılır. Oysa bazı araştırmalar, yavruların kendilerine en yakın genetik yapıda olanlara da destek olduğu yönünde. Yavrular bunu beslenme sırasındaki özel cıvıldaşmalar yoluyla anlar. Bunlar en güçlünün değil, en iyi genetik yapının hayatta kalması demektir.
4. Omurgalı canlılardaki erdişiliğin en ilginç vakalarına okyanusların derinliklerinde rastlanır. Bazı balıklar çevresel etkenler sonucu cinsiyet değiştirirler, bazıları ise erkek ve dişi cinsel organların ikisine birden sahiplerdir.
3. Zürafaların uzun boyunlarının diğer otçullarla rekabetinde iyi bir avantaj sağlamasının yanısıra dezavantajları da vardır. Kalpleri beyne kan gönderebilmek için bir ineğinkinden 2 kat daha güçlü atar ve karmaşık dolaşım sistemleri başlarını eğdiklerinde kanın beyinde toplanmasını engeller.
2. Filler unutur ama aptal değillerdir. Memeliler arasında en büyük beyne sahip olan fillerdir. İnsanlarda ve hayvanlarda zekayı ölçmek zordur; bunun için beynin büyüklüğünün vücut ağırlığına oranı göz önüne alınır (encephalization quotient - EQ). Fillerin EQ’su 1.88 ’dir (İnsanlarınki 7.33 - 7.69 arasında değişir, şempanzeninki 2.45, domuzlarınki ise 0.27’dir.).
1. Papağanların sadece duydukları birkaç kelimeyi kaydedip aptalca cıyakladıkları düşünülür. Ancak 30 yıldır sürdürülen araştırmalar göstermektedir ki papağanlar aynı/farklı, büyük/küçük, nicelik/sayılar gibi kavramları anlayabiliyorlar. Hatta robotların konuşma becerilerinin geliştirilmesinde papağanların öğrenme sürecindeki örneklerden faydalanılması öneriliyor.
Karıncalar-2
Amerikalı uzmanlar ateş karıncalarının sözkonusu istilalarını engelleyebilmek için çok çeşitli metodlar denediler. Bu amaçla karıncaların yedikleri sineklere mikrop vererek koloni içinde bulaşıcı bir hastalık yaymayı düşündüler. Ama hayret verici bir şekilde mikroplu sineklerin karıncalara hiçbir zarar veremediği görüldü. Yapılan incelemelerde ise karıncaların, canlılar dünyasındaki ilginç savunma sistemlerinden birine sahip oldukları fark edildi: Boğazlarında yer alan mikroplardan koruyucu bir yapı... Bu yapı sayesinde karıncaların yedikleri herhangi bir şeyde bulunan bakteriler vücuda giremeden boğazda takılıyordu.
Ateş karıncalarının üstün bir aklın ürünü olan korunma sistemleri bununla da bitmez. Yuvanın çevresine ve larvaların üstüne zehir keselerinde üretilen anti-mikrobik bir sıvıyı püskürtürler. Bu sayede de yuvayı ve larvaları tamamen dezenfekte etmiş olurlar.
Son derece olağanüstü bir savunma sistemi ile donanmış bu karıncalar, muhakkak ki, bunun farkında bile değildirler. Vicdan sahibi bir insan, böyle bir sistemin tesadüfen oluştuğunu iddia edebilir mi? Karıncaların böyle bir sistemi kendi başlarına kurdukları da söylenemez. O halde bu filtreyi karıncaların boğazlarına yerleştiren ve anti-mikrobik bir sıvı üretmeyi ilham eden kimdir?
Çalışkan Karıncalar
Savunma ustası ateş karıncaları, aynı zamanda çok da becerikli ve çalışkandırlar. 30 cm. yüksekliğe ve 60 cm. genişliğe varan tepecikler inşa edip, yerin altında 1.5 m. derinliğe inebilen labirent tüneller oluşturabilirler. Bazı alanlarda ateş karıncaları, sayısı 350’ye varan tepecikler inşa etmişlerdir. Bu kadar küçük canlıların, böylesine büyük yuvalar kurabilmesi elbette çalışkanlıkları sayesindedir. Peki karıncaları dünyanın en çalışkan canlılarından biri yapan güç nedir? Gün boyunca hiç durmadan dinlenmeden çalışmaları ve son derece geniş alanlara yayılmış yuvalar kurmaları gerçekten şaşırtıcıdır. Tek bir tanesi bile "ben bugün çok çalıştım biraz dinleneyim" veya "bugün de canım hiç çalışmak istemiyor en iyisi bir köşede oturayım" demez. Bu, gerçekten de düşünülmesi gereken bir konudur. Unutmamak gerekir ki, insanlar bir işi sonuçlandırmaları zaruri olduğu durumlarda bile yoruldukları veya üşendikleri için irade kullanamadıkları zamanlar olur. Oysa karıncalar son derece büyük bir çaba ve irade gösterip başladıkları işi mutlaka sonuçlandırırlar.
Savunma Sistemini Delebilen Taktik Ustası
Ateş karıncalarının en korkunç düşmanı, asalak bir karınca cinsi olan Solenopsis davgeri’dir. İnsanların anlamakta bile zorlandığı çok yönlü savunma sistemini delebilen bu canlı, yine bir başka karınca cinsidir. Bu parazit karıncanın, ateş karıncasının yuvasına nasıl "sızdığı" bilinmemektedir. Ama bir kez yuvaya kabul edildi mi, asalak karınca hemen kraliçeye saldırır ve antenine, bacağına ya da boğazına kenetlenir. İşçi karıncaların, doğal olarak bu saldırganı yoketmesi gerekirken hiçbir şey yapmamaları, açıklama getirilmesi çok zor gibi görünen bir konudur. Oysa bunun cevabı basittir. Parazit boğazına kenetlenerek kraliçenin feromenini taklit etmektedir. Bundan sonra işçiler, farkında olmadan bütün güçlerini, kraliçeyi boyunduruğu altına alan bu asalağı beslemeye harcarlar. Çünkü feromenlerini taklit eden bu asalağı, kendi kraliçeleri sanmaktadırlar. Kraliçeleri ise, işçiler onu beslediklerini sanırlarken ölür.
Çöl Karıncaları
150 Fahrenheit sıcaklığındaki kavurucu kumda yaşayabilmek, başta insanlar olmak üzere çoğu canlı için imkansızdır. Ama bu sıcaklıkta yaşamını sürdüren karıncalar vardır! Peki, orta boyutlu, uzun bacaklı, siyah çöl karıncası olan Namib Ocymyrmex, bu şiddetli sıcaklıkta nasıl yaşayabilir?
Namib karıncaları için çöldeki tipik bir gün belli bir saatte başlamaz. Günü başlatan, standart kum yüzeyi sıcaklığıdır ki, bu da 30 derecedir. İşte bu noktada karıncalar, yeraltı yuvalarından çıkmaya ve yiyecek aramaya başlarlar. Vücutları çok soğuk olduğu için muntazam hareket edemez ve sendeleyerek yürürler. Fakat sıcaklık arttıkça, daha fazla karınca ortaya çıkar ve daha düzgün, daha hızlı hareket etmeye başlarlar. Yuvanın iç ve dış trafiğinin en yoğun olduğu sıcaklık 52.2 derecedir. Sıcaklık bu noktanın üstüne çıktığında hareket devam eder, fakat ısı 67.8 dereceye ulaştığında trafik durur. Bu sıcaklığa öğleden yaklaşık bir saat kadar önce ulaşılır. Sıcaklığın düşmeye başladığı öğle sonrasında yemek arayışı yeniden başlar ve yüzey sıcaklığı 30 dereceye düşene kadar devam eder.
Bu karıncalar yaklaşık 6 gün boyunca yuvadan uzak bir şekilde, hiçbir hayvana yem olmadan yiyecek arayabilirler. Bu süre zarfında eve, 15-20 kez kendi ağırlıklarınca yiyecek taşırlar.
Çölde sıcaklık karıncaların yaşayamayacağı dereceye ulaştığında yuvaya dönme imkanı bulamayan karıncalar, sıcaktan korunmak için oldukça değişik bir metod kullanırlar. Hava sıcaklığı kumdan yükseldikçe azalır. Örneğin, kum sıcaklığı 67.8 derece iken, biraz yükselindiğinde hava sıcaklığı 55 dereceye düşer. Bu yüzden, kum yüzeyi sıcaklığı 52.2 dereceden fazla olduğunda, karıncalar bitki gövdesi gibi nesnelere tırmanır ve serinlemek için bir süre burada kalırlar. Karıncanın küçük vücudunun sıcaklığı, kısa sürede çevresindeki sıcaklık derecesine düşer. Ağaç gövdelerinde ise, sıcaklık 30 ile 38.3 derece arasında değişir. Bu serinleme araları karıncanın, kavurucu sıcakta kesik kesik de olsa yiyecek aramasını olanaklı kılar.
Yüksek sıcaklıklarda, karınca bir kaç saniye içinde serin bir yer bulamazsa, fazla, sıcaktan ölecektir. Aslında 52.2 dereceden yüksek kum sıcaklıklarında, her yuvadan çıkışlarında böyle bir riske girerler. Peki ilk çöl karıncaları bu kaçınılmaz sondan nasıl kurtulmuşlardır? Bir termometre ile havanın sıcaklığını ölçmediklerine göre, hangi sıcaklıkta ne yapmaları gerektiğini bilerek var olduklarını söyleyebiliriz.
Evet, çöl karıncası çölde yaşayabilecek şekilde yaratılmış ve gerekli özelliklerle donatılmıştır. ORTAK YAŞAM
Canlılardaki yaratılış delillerini incelerken kullanılması gereken temel bir mantık vardır. Bu mantığı basit bir örnekle açıklayabiliriz.
Issız bir arazide ilerlerken birden yerde metal bir anahtar bulduğunuzu düşünün. Bu anahtarı, ne işe yarayacağını bilmeden aldığınızı ve yola devam ettiğinizi varsayın. Ve farzedin ki, bu anahtarı bulduğunuz yerden bir kaç yüz metre ilerde terk edilmiş, boş bir eve rastladınız. Ve yine farzedin ki, anahtarı, belki işe yarar diye, bu evin kapısının kilidinin içine soktunuz.
Eğer anahtar bu evin kapısını hiç zorlanmadan hemen açıverirse, bu durumda mantıksal olarak ne sonuca varırsınız?
Cevap açıktır: Hiç tereddüt etmeden, bu anahtarın bu evin kapısının kilidine ait olduğunu, yani bir başka deyişle, bu kilidi açması için bilinçli bir biçimde tasarlanmış bir araç olduğu sonucuna varırsınız. Açıktır ki, anahtarı da kilidi de aynı usta ya da aynı tezgah üretmiştir. Dolayısıyla aralarındaki uyum da bilinçli bir tasarımın ürünüdür.
Buna karşılık eğer birisi çıkar da size "hayır yanılıyorsun, o bulduğun anahtarın o kilitle ilgisi yok, o anahtarın o kilide uyması tamamen tesadüfi bir durum" derse, buna karşı ne düşünürsünüz? Elbette, doğal olarak, bu ihtimali hiç akılcı bulmayacaksınızdır. Çünkü dünyada hiç biri birbirini açmayan milyonlarca kilit ve milyonlarca anahtar vardır. Bu milyonlarca farklı parça içinde birbirine tamamen uygun olan iki tanesinin birbirlerine çok yakın bir biçimde yer almalarının bir tesadüf olduğu fikrinin anlamsızlığı da açıktır.
Üstelik eğer sözkonusu anahtar son derece girintili-çıkıntılı, karmaşık bir yapıya sahipse-yani bir oda anahtarı gibi düz ve yalın değil de güvenlik için özel geliştirilmiş bir anahtarsa-sözkonusu "tesadüf" iddiasının saçmalığı daha da iyi anlaşılır. Çünkü anahtarın üzerindeki her detay, bu detayın karşılığının kilitte de yer alması zorunluluğunu doğuracak ve böylece tesadüf ihtimalini milyonlarca kez daha azaltacaktır.
Hele bir de kapının bir değil, üç kilidi varsa ve siz de tek bir anahtar değil, yanyana üç anahtar bulmuşsanız ve bu anahtarların herbiri kilitlerin birini açmışsa... Bu anahtarların kilitlere tesadüfen uygunluk göstermiş birer metal parçası olduğu gibi bir iddiaya hiç ihtimal verir misiniz? Dahası, bu tür bir iddiada bulunan bir kişinin ya aklından zoru olduğuna ya da sizi aldatmaya, sizden bir şeyleri gizlemeye çalıştığına karar vermez misiniz?
Bu örneğin bize anlattığı mantıksal sonuç, basit ama son derece önemlidir: Eğer birbirinden bağımsız olan iki ayrı parça arasında "bire-bir" uyum varsa, yani bu iki parçanın tüm detayları birbirlerine tam bir uyum gösteriyorsa, bu durum, ortada bilinçli bir tasarımın var olduğunu ispatlar. Anahtar kilide uyumludur, çünkü bilinçli bir usta tarafından bu iş için yapılmıştır. Bir video kaset bir video cihazının içine kolayca girer ve oturur, çünkü bilinçli bir tasarımcı tarafından bu iş için dizayn edilmiştir.
Tüm bunlara dayanarak da şu genel sonuca varılabilir: Eğer iki canlının arasında, farklı organlarının birbirlerine tam tamına uymaları ile gerçekleşen bir uyum varsa, bu uyumun bilinçli bir yaratışın açık delili olduğunu söyleyebiliriz. Var olan uyum tesadüflerle açıklanamayacak bir bilinci gösterdiğine ve bu bilincin kaynağı bu hayvanlar olamayacağına göre, bu hayvanları "dizayn" eden bilinçli bir Yaratıcı’nın varlığını kabul etmek kaçınılmazdır.
Şimdi bu temel mantığı kullanarak karıncaların dünyasına yeniden girebiliriz. Bu bölümdeki konumuz, karıncalarla ortak yaşayan -ve onlarla çok çarpıcı bir uyum gösteren- bazı canlılardır.
Karıncalarla Ortak Yaşayan Hayvanlar
Karıncalarla beraber yaşayan pek çok böcek türünün var olduğu ve aralarında ’sembiyotik’ ilişkiler bulunduğu bir yüzyılı aşkın süredir biliniyor. Bunların çoğu bunu bir "yağmacı" olarak yapar. Diğer bölümü ise, yaşamlarının bir bölümünde veya tamamında karınca topluluğuna bağımlı halde yaşarlar. Bu karınca ziyaretçileri arasında çeşitli pislikböcekleri, keneler, asalaklar, sinekler ve yaban arıları vardır.
Bunların bir kısmı, karıncaların yuvalarında yaşayıp tüm sosyal haklardan faydalanabilirler. Bazı durumlarda ev sahiplerinin larvalarını ve yumurtalarını yemelerine rağmen, karıncalar misafirlerine inanılmaz derecede toleranslı davranır, saldırganları yuvaya kabul etmekle kalmayıp larvalarını sanki kendi genç nesilleriymiş gibi besler ve yetiştirirler.
Peki karıncalar böyle bir saldırganlığa neden izin veriyor ve nasıl oluyor da bu böcekler senelerce üstün bir savunma sistemine sahip olan karıncanın yuvasında rahatça kalabiliyorlar? Şimdi bu anlaşılmaz olayın aşamalarını inceleyelim.
Bilindiği gibi karınca kolonisinde karmaşık bir iletişim sistemi vardır. Bu sistem sayesinde karıncalar, kendi kolonilerine ait üyeleri, yabancılardan ayırdedebilirler. Bu ayırdedebilme bir "sosyal savunma sistemi" gibi işler. Ancak, yukarıda bahsettiğimiz ziyaretçiler çeşitli tekniklerle karınca yuvalarına girmeyi başarırlar. Bu da onların, karıncaların iletişim ve ayırdedebilme şifrelerini bir şekilde çözdüklerini göstermektedir. Diğer bir deyişle de, mekanik ve kimyasal metodlarla karıncaların dillerini konuşabilme yeteneğine sahip olduklarını...
Taklitçilik
Bir karıncanın başka bir karıncayla karşılaştığı zaman yaptığı tipik bir hareket vardır: Anteniyle karşısındaki karıncaya yavaşça dokunmak ve onun feromenini kontrol etmek. Sonra her iki karınca da yollarına devam ederler. Bu hareketi birbirlerini tanımak ve yabancı canlılardan korunmak için yaptıkları bilinmektedir.
İşçi karıncalar yuvalarında yaşayan böceklerle karşılaştıklarında da aynı hareketi yaparlar. Kimi zaman karşılarındakinin farklı biri olduğunu anlayarak onu derhal yuvadan atarlar. Ama kimi zaman da, karşılarındaki böceğe sanki bir karıncaymış muamelesi yaparlar. Bu kabullenme, bahsedilen böceklerin "kimyasal taklitçiliği" sayesinde gerçekleşebilmektedir.
Böceklerin bu taklitçiliği tamamen kimyasal olarak gerçekleştirdikleri, kesin kabul görmüştür. Çünkü karıncalar kendilerine fiziksel olarak çok benzeyen böcekleri, kimyasal açıdan yabancı bulduklarında hemen yuvadan dışarı atmışlardır. Oysa karıncalarla hiçbir benzerliği olmayan bir takım asalaklar, karınca yuvasının bir elemanı gibi kabul görmüşlerdir.
Bu böcek türlerinin, karıncaların kimyasal özelliklerini nasıl öğrendiğini ve nasıl taklit ettiğini izah etmek ise çok güçtür. Böyle bir şey ancak bu feromenlerin böceklere bilinçli olarak eklenmiş olmalarıyla açıklanabilir. Bir böcek, milyonlarca yıl da yaşasa, bir kimyevi olayı çözemez ve uygulayamaz. Dolayısıyla böyle bir özelliği, Yaratıcı’nın bilinçli bir tasarımı ile kazanmış olmalıdır.
Hidrokarbon Üreten Böcek ve Ateş Karıncaları
Bir böcek türü olan Scarabaeid ile ateş karıncaları, taşıdıkları hidrokarbonların aynı olması nedeniyle birlikte yaşayabilmektedirler. Böceklerin karınca düşmanı olduğu düşünülürse, bu iki canlı arasında uyumlu bir ilişki bulunması gerçekten çok şaşırtıcıdır. Peki bu anlaşma nasıl açıklanabilir?
Bu böcekler, hem ateş karıncalarının sahip olduğu hidrokarbonlara sahiptirler, hem de sadece kendilerine has olarak vücutlarında, molekül ağırlığı yüksek olan başka hidrokarbon serileri bulunmaktadır. Böcekler ateş karıncalarının yuvasından ayrıldıklarında, karıncalarla ortak olan bileşimleri kaybolurken kendilerine has ağır hidrokarbonlar kalmaktadır. Sonradan başka bir ateş karıncası türünün kolonisine gittiklerinde, bu sefer de bu koloninin kokusunu oluşturmaktadırlar.
Böcek, ateş karıncalarının yuvasına ilk geldiğinde kalın dış kabuğuna güvenir ve ölü taklidi yaparak kendisini korumaya çalışır. Birkaç gün içinde, karıncaların hidrokarbonunu taklit ederek oluşturduktan sonra karınca yuvasına tam anlamıyla kabul edilir.
Peki bu böcek türü, bir kokuyu nasıl taklit ederek kendi vücudunda salgılayabilir? Bu kokuyu oluşturarak karıncaları kandırabileceğini ve yuvalarına kabul edilebileceğini nereden bilir? Bir böcek bunları tek başına başarabilir mi?
Elbette ki başaramaz. Karıncaları kimyevi ve fiziki yönleriyle tanıması, bir böceğin kendi başına başarabileceği bir olay değildir. Bu böceklerin karıncalarla uzun süre yaşayarak bir evrim geçirdiklerini ve sonunda da karıncaların kokusunu kimyasal olarak oluşturabildiklerini söylemek ise çok saçma bir iddia olacaktır. Zira hiçbir mutasyon ya da hiçbir tesadüf, böyle hassas ve karmaşık bir özellik oluşturamaz. Buradan çıkabilecek tek sonuç; tanıma ve taklit etme yeteneğini bu böceğe veren bir Yaratıcının varlığıdır. Karıncaların ve böceklerin uyum içinde birarada yaşamalarını sağlayan, birbirlerine düşmanca davranmalarını engelleyici kimyevi olayları gerçekleştiren de yine her iki hayvan türünü Yaratandır.
Ordu Karıncalarının Ziyaretçileri
Ordu karıncalarının vücutları üzerinde yaşayan keneler vardır. Bu kene türleri, üzerinde yaşadıkları karıncanın arka kısmında yer alan zarımsı bölgeden aldıkları kanla veya ev sahiplerinin vücutlarındaki yağlı salgılarla beslenirler. Kimi zaman bu keneler karıncanın arka ayağının ucuna yerleşirler. Gerektiğinde de tüm vücutlarının, karıncanın ayağının uç kısmı olarak "vekaleten" kullanılmasına izin verirler.
Ordu karıncaları, daha önce de anlatıldığı gibi, birbirlerine bacaklarından tutunarak zincirler oluştururlar. Bu zincirlerden de geçici yuvalar meydana getirirler. Yapılan laboratuvar incelemelerinde, ayağındaki keneyle diğer işçiye tutunan karıncalarda, kenenin arka bacaklarının tıpkı karıncanın pençeleri gibi şekil aldığı ve aynı görevi yerine getirdiği görülmüştür. Bu keneler bazı özel kenetlenme mekanizmalarıyla, örneğin; sırtlarında dişlerle ya da uygun sırt yapılarıyla karıncanın vücuduna adapte olabilecek şekilde donanmışlardır.
Adeta birbirlerini tamamlayan bu iki varlığın, doğada yaşamakta olan binlerce türün arasından birbirlerini bulmuş olmalarının bir takım rastlantılara bağlanması imkansızdır. Yaşamlarını sürdürmeleri büyük ölçüde birbirlerine bağlı olan bu iki canlı türünün, günün birinde karşılaşarak, vücutlarının ortak yaşama uyumlu olduğunu görmeleri ve daha sonra da sembiyoza karar vermeleri gibi bir "tesadüf", matematiksel olarak pratikte sıfır olasılığa sahiptir. Dolayısıyla bu mükemmel uyum da, Allah’ın eksiksiz yaratışını gösteren detaylardan yalnızca biridir. Fakat bu küçük detaylar, atlanıp geçilemeyecek kadar da kıymetlidirler. Yeryüzünde, milyonlarcasına, her gün şahit olabileceğimiz bu örnekler, insanın Allah’ın sınırsız güç ve bilgisini, ince sanatını görebilmesi için yaratılmışlardır.
Kurnaz Sinek Larvası
Karıncaların vücutları, parazit canlılar için çok uygun bir alan oluşturmaktadır. Bu yüzden de pek çok parazit türü, kendisine "ev" olarak karıncaların vücutlarını seçer. Bir sinek türü olan Strongygaster globula, bu konuda özel olarak anılmaya değerdir.
Bu sineğin larvası, karınca kolonisini kuran kraliçenin vücudunun arka bölümünde "endoparazit" (iç-parazit) olarak yaşar. Bu durumdaki kraliçenin davranışları, yumurtlamayı kesmesi dışında, farkedilir şekilde etkilenmez. Parazitin larvası, ev sahibinin vücudunu terkettikten sonra, pupa evresine geçer ve karıncalar tarafından sanki kendi pupalarıymış gibi bakım görür. Ancak, uçma aşamasına gelince bu dostane tavır yok olur ve sinek yuvayı terketmek zorunda kalır. Kraliçe karınca ise, parazitler yuvayı terkettikten sonra ölür.
Karıncanın Ağzından Beslenen Asalaklar
Bir asalak türü olan Dinarda, koloni yuvasının etrafında dolaşır ve ev sahibi olan karıncanın getirdiği avlarla beslenir. Ayrıca, ev sahibinin besin sıvılarından da yararlanır. Dolayısıyla bu asalak, yeni gelen işçi ve avcıların besin paylaştıkları yer olan yuva odalarının etrafında gezinir. Taktiği, karıncayı gördüğü zaman kendisine bir damla besin vermesi için dudağının kenarına dokunmaktır. Bu beslenme metodu ile aslında kendisini büyük bir tehlikeye de atmaktadır. Zira karınca asalağın bir yabancı olduğunu farkederse hemen saldırma pozisyonuna geçecektir. Ama asalak böyle bir duruma karşı tedbirini çoktan almıştır. Karıncanın saldırı hazırlığını gören asalak, hemen karnını yukarı kaldırır ve karıncaya sakinleştirici bir sıvı püskürtür. Bu sıvı sayesinde saldırı sona erer ve asalak kaçar.
Zeki Göçmenler
Bazı böcek türleri (Atemeles), yazın yetiştirildikleri karınca (formica) yuvasından çıkıp, başka tür bir karıncanın (myrmica) yuvasına göç ederler. Kışı orada geçirip, yazın yine ilk çıktıkları yuvaya dönerler. Bu sezonluk değişimlerin elbette bir sebebi vardır: Kış aylarında Formica yuvasında gelişim dönemi görülmez. Bu yüzden de yemek akışı azalır. Bunun aksine Myrmica türünde kışın kuluçka dönemi vardır ve besin kaynakları burada çok zengindir.
Yandaki resimde bir böcekle karınca arasındaki besin değişimi görülüyor. Üstte böcek, karıncaya antenleriyle dokunuyor. Ortada böcek karıncanın ağzına ön ayaklarıyla vuruyor. En altta ise, karınca bu hareket karşısında bir damla sıvı besini taklitçi böceğe ikram ediyor.
Bu göç sırasında göçmenlerin, eski yuvalarının yolunu bulmada zorlanmaları beklenebilir. Oysa bu konuda hiçbir zorluk çekmezler. Formica yuvaları ormanlık bölgede, Myrmica yuvaları ise yeşil otluk bölgede bulunur. Formica yuvasını terk eden göçmenler, yol bulmada çok önemli bir metod keşfetmişlerdir; ışığa yönelerek otluk araziyi yani yerleşecekleri yuvanın yerini bulurlar. Ama buraya ulaştıklarında da, onları farklı bir problem beklemektedir. Myrmica karıncalarını, diğer karınca kolonilerinden ayırdetmeleri gerekir. Yapılan araştırmalar, göçmenlerin, Myrmica yuvasından yayılan koku sayesinde doğru ev sahibini bulduklarını göstermektedir. Kısacası bu göçmenler, gidecekleri yönü ışık yardımıyla bulma yeteneklerinin yanında, karınca kolonilerinin kokularını da birbirinden ayırtedebilme yeteneğine sahiptirler.
Senede iki kere yuva değiştiren bu göçmenlerin, her iki karınca türü tarafından da kabul edilebilmeleri ve hemen yuva ortamına adapte olabilmeleri gerçekten çok ilgi çekicidir. Uzun yıllar karıncalar üzerine araştırma yapmış olan Wasmann , bu türün, henüz tam çözülememiş adaptasyon yöntemiyle, en gelişmiş ortakyaşar olduğuna inanmaktadır. Zira göç ettikleri yuvaya kendilerini kabul ettirmede kullandıkları çok hayret uyandırıcı bir özellikleri vardır: Bu göçmenlerin savunma maddesi üreten bir bezleri bulunur ve burada ürettikleri güçlü bir kimyasal salgıyı, karınca saldırısına uğradıkları zaman düşmanlarını sakinleştirmek için kullanırlar. Bu, kimyasal açıdan o kadar güçlü bir salgıdır ki; göçmenler, bu salgıyı uzun süre yuvasında yaşadıkları karıncalara sunduklarında, karıncaların asalağa karşı çok daha "kibar" davrandıkları gözlenmiştir.
Yandaki resimde Atameles cinsi böceğin salgıladığı özel bir madde aracılığı ile kendini karınca yuvasına taşıtması görülüyor
Göçmen böceklerin bu son derece bilinçli faaliyetleri insanı düşündürmektedir. Bu böcek hangi mevsimde hangi yuvaya "taşınması" gerektiğini bildiğine göre, karıncaları her yönleriyle çok iyi tanıyor olmalıdır. Peki bu ilgi çekici göç serüveni nasıl başlamıştır? İlk olarak pekçok böcek türü içinden seçim yaparak, bir karınca yuvasına yerleşmeye karar vermelidir. Yüzbinlerce böcek çeşidi içinden bu zorlu seçimi yaptıktan sonra, 8800 tür karıncanın içinden kendine uygun gördüğünü seçmeli ve daha sonra buradaki yiyeceklerin kış süresince azaldığını farketmelidir. Bunu farkettikten sonra yine binlerce çeşit karınca içinden kışın yiyeceğin bol olduğu yuvayı keşfetmelidir. Sayılan kararları vermesi gereken belki hayatımızda hiç rast lamadığımız bir böcektir. Bir böcekten bu tür kararlar almasını ummak ise oldukça mantıksızdır.
Yine de bu sistemin bir şekilde varolduğunu düşünsek bile karşımıza çıkan sorular tükenmemektedir. Bu böcek bir yuvadan diğerine taşınırken yuvaya nasıl ulaşmaktadır? Ormanda yol bulabilmek akıl sahibi bir insan için bile zorken, insanın binde biri küçüklüğündeki göçmen böcek koskoca orman içindeki bir karınca yuvasını bulmayı nasıl başarmaktadır?"Işığa yönelerek bulmaktadır" cevabı bu konuya hiçbir açıklık getirmemektedir aslında. Çünkü ışık en az 2-3 farklı cepheden gelebilmektedir. Işığa yönelerek ulaştığı noktada da aradığı yuvanın bulunabileceği metrekarelerce alan vardır. (Unutmayalım ki, bir böceğin büyüklüğüne göre metrekarelerce alan bizim için kilometrelerce kareyle ifade edilebilir.) Burada koku tanıma süreci başlıyor ama bu süreç oldukça şaşırtıcıdır. Çünkü yüzlerce karınca kolonisinin yaşadığı ayrıca onların koloni kokuları dışında birbirinden farklı binlerce çeşit kokunun bulanabildiği bir ormanda, tek bir kokuyu diğerlerinden ayırtetmek oldukça zordur. Üstelik bütün bir yazı başka bir yerde geçiren böceğin, böyle bir kokuyu hafızasında tutabilmesi ilginçtir.
Son olarak şunu düşünelim. Bu böceği alıp kendimiz uygun karınca yuvasının kapısına koysak bile, yuvaya kabul edilip orada yaşaması çok zor olacaktır. Çünkü bilindiği gibi karıncaların oldukça güçlü bir tanıma yetenekleri vardır. Kendi kolonilerinden olmayan bir karıncayı bile yuvalarına kabul etmezlerken, bu böceğe elbette düşmanca davranacaklardır ve onu yuvadan hemen atacaklardır. Ama sonuç hiç de bu şekilde olmamakta, aksine böcek çok misafirperver bir şekilde karşılanmaktadır. Bunun da, vücudunda salgıladığı bir kimyasal maddenin karıncalar üzerinde bıraktığı olumlu etkiyle olduğu söylenmektedir. Acaba göçmen böcek bu madde ile karıncaları etkileyebileceğini ve düşmanca hareketlerini tam tersine döndürebileceğini nasıl anlamıştır? Yoksa böyle bir madde üretmeyi akledip uzun süren çalışmaları sonucunda ideal maddeyi üretmeyi kendi mi başarmıştır?
Şüphesiz bu sorulara olumlu cevaplar vermek mümkün değildir. Ortada açık bir tablo vardır: Sözkonusu böcek, ciddi bir akıl ve muhakeme yeteneği gerektiren işler yapmaktadır. Oysa beyni bile olmayan bu yaratık için düşünme ve muhakeme yeteneğinden bahsetmek oldukça gülünç olacaktır. Dolayısıyla hayvanın yaptığı işlerdeki aklın kaynağının hayvanın "dışındaki" bir başka güç olduğunu kabul etmemiz gerekir.
Evrimciler karşı karşıya oldukları bu çıkmazı aşabilmek için "içgüdü" terimini üretmişler, hayvanın hareketlerinin kaynağı belli olmayan bir takım "güdü"lerden kaynaklandığını öne sürmüşlerdir. Oysa bu terim, sadece bir göz boyamadan ibarettir ve gerçekte hiçbir şeyi değiştirmez. Tablo hala çok açıktır: Hayvana hükmeden ve akılcı bir planlamanın ürünü olan "güdü"ler vardır. Hayvanda akılcı bir planlama olmadığına göre de, bu güdülerin kaynağı hayvana hükmeden bir başka güç olmalıdır. Kendisi görünmeyen, ama buna rağmen görünen dünyaya hükmeden, büyük bir akla sahip olan ve bu aklı böcekler gibi bilinçsiz canlılar üzerine yansıtan bir güç...
Ölü Taklidi Yapan Böcek
Karınca yuvaları, ABD’nin güney çölleri ve Meksika’da bulunan bir böcek türü için yüksek miktarda besin kaynağı, diğer yırtıcı hayvanlara karşı bir sığınak ve uygun iklim şartları sağlar. Sözkonusu böcekler karınca yuvasına girmeyi bir kere başardıktan sonra, doğruca kuluçka odasına giderek karınca larvalarıyla beslenirler.
Karıncanın yuvasına girmek için farklı yöntemler geliştirmişlerdir: Bazı türler direkt olarak karınca yuvasının girişine yürür, bitkisel saplarla kaplanmış yığınları içeri doğru yararak yuvaya girerler. Bu böceklerin çok iyi korunmalarını sağlayacak kabukları vardır, bu yüzden de karıncalar onları öldüremezler. Sadece hep beraber saldırıp zorla yuvadan dışarı atarlar.
Başarılı olamayan böcekler, asla vazgeçmezler. Bu sefer de ölü taklidi yaparak karıncalara cazip görünürler ve bu sayede karıncalar da yiyecek olarak onları yuvalarına götürürler. Bu böcekler, o kadar iyi ölü taklidi yaparlar ki antenlerini oluklarına geri çekerler ve bacaklarını da kaskatı hale getirerek karıncaları aldatırlar.
Yumurta odalarına ulaştıktan sonra, anlaşılmaz bir şekilde, karıncalar bu böcekleri gözardı ederler. Araştırmalar sözkonusu canlılar karınca kuluçkaları ile beslenirken, tüylerinden salgılanan salgının da karıncaların dikkatini başka yöne çektiğini göstermiştir. Böylece, karıncaların saldırganlıkları azalmakta ve kuluçkalarını korumaları engellenmektedir.
Ayrıca bu "zeki" böcekler, kendi larvalarını da karınca yuvasına bırakırlar. Böcek larvaları burada sebze parçacıklarının yığınları arasında beslenerek gelişirler. Karıncalara karşı hiçbir savunma mekanizmasına sahip olmamalarına rağmen, karıncalar tarafından bir saldırıya uğramazlar. Zamanla da kendilerini karıncalara karşı savunabilecek ve usta manevralarla kaçabilecek hale gelirler.
Karıncaları Tanıyan Sinek Larvaları
Aşağıda, yine son derece etkileyici ve kusursuz bir yaratılış örneği göreceğiz; taklit yeteneğine sahip sinek larvalarını.
Çiçek sineklerinin (Microdon) larvaları karınca yuvasının derinliklerinde kışı geçirirler. Baharda da pupa olmak için yuvanın yüzeyine çıkarlar. Yapılan bir incelemede, larvaların ilk pupa aşamalarında gözden kayboldukları görülmüş ve öldükleri sanılmıştı. Kalan bir larva ise bir karınca kozasının yüzeyine asılmıştı. Büyütülerek bakıldığında larvanın şişerek büyümekte olduğu, derken birdenbire yok olduğu görüldü. Larva karıncanın ipeksi kozasını delmiş ve içine girebileceği kadar bir delik oluşturmuştu. Gözden kaybolan larvalar kozaların içindeydiler ve karınca pupasıyla besleniyorlardı. Daha sonra larvalar uzunlamasına katlanarak kendilerini karınca kozasına benzettiler. İşçi karıncalar da bunların kendi kozaları olduğunu sanıp, onları yuvanın güvenlikli bir yerine yerleştirdiler.
Bu çok sıradışı bir taklitçilik örneğiydi. Karıncalar sinek larvalarını karınca kozası sanmışlardı. Yapılan araştırmada larva sineklerin ve larva karıncaların dıştaki katı kabuklarının kimyasının birbirine uymakta olduğu farkedildi. Bir başka deyişle, sinek larvaları karınca kozalarını kimyasal olarak da taklit edebiliyorlardı.
Yapılan kimyasal analizler sonucu bunun gerçek bir kimyasal taklit vakası olduğu ortaya çıktı. Peki Microdon larvaları bu taklidi nasıl yapıyorlardı?
Larvaların bedenlerinin alt kısmındaki bölgede karıncanın kimyasallarını taklit edebildikleri bezler vardı.
Peki böylesine detaylı bir taklidi, "kimya" kelimesinin anlamını bile bilmeyen bir varlık nasıl yapabilmektedir? Üstelik Microdon sineklerinin sadece larvaları böyle bir savunma sistemine sahiptirler. Yetişkinleri için böyle bir olay söz konusu değildir. Bu taklitçilik yetişkin sinekler tarafından bilinmediğine göre öğretilemez de. O halde larvalar, bahsedilen taklit yeteneğine doğuştan sahiptirler.
Hiç bir tesadüf, bir larvanın bedenine karınca taklidi yapmasını sağlayacak bir kimyasal düzenek yerleştiremez. Bu olaydan çıkarılabilecek tek sonuç larvaların, yaratıcıları tarafından bu özellikle donatılarak dünyaya geldikleridir.
Oduncu Karıncalar ve Yaprak Bitleri (Apidler)
Şu ana kadar karıncalar hakkında okuduklarınız size, "karınca dünyası" hakkında genel bir fikir vermiştir. Fakat bu sadece bir başlangıçtır. Çünkü karıncaların dünyasında bilmediğimiz özelliklerle donatılmış çok sayıda farklı cins bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi, oduncu karınca olarak da bilinen "sütçü karıncalar"dır.
Sözkonusu oduncu karınca cinsi, apidler (yaprak bitleri) vasıtasıyla yapraklardan süt elde eder. Karıncalarla yaprak bitleri arasındaki bu birlik, bütün böcek dünyasındaki en ilginç ilişkilerden bir tanesidir.
Karıncalar tarafından bitkilere yerleştirilen apidler, bitki kökündeki öz suyu alırlar. Apidin vücuduna giren bitki özsuları, "bal özü" denen maddeye dönüştürülür. Bu bal özünden hoşlanan karıncalar, apidlerin besini kendilerine vermesi için bir yol bulmuşlardır. Aç bir karınca yaprak bitine yaklaşır, duyarga ve antenleriyle onu okşamaya başlar. Apid bundan çok hoşlanır ve küçük bir damla "bal özü" salgılar ve karıncaya sunar. Karıncalar da buna karşılık olarak, apidlerine çok iyi bakarlar.
"Hayvan Yetiştiren" Karıncalar
Karıncalar, tüm ilginç yeteneklerinin yanısıra "hayvan yetiştiriciliği" de yaparlar. Buradaki ve yan resimde görüldüğü gibi karıncalar kendilerine yaprak bitlerinden adeta bir "sürü" oluşturur ve bu "sürü" yü besin elde etmek için kullanırlar. Ama bunun karşılığında da "sürü" lerine çok iyi bakar, onları yanlarından hiç ayırmaz, düşmanlarına karşı korurlar.
Kuşkusuz karıncaların "hayvan yetiştiriciliği" böcekler dünyasındaki ilginç sembiyoz örneklerindendir.
Karıncalar sonbaharda apid yumurtalarını alır ve yumurtadan çıkıncaya kadar yuvalarında tutarlar. Daha sonra genç apidleri çeşitli bitkilerin köklerine yerleştirirler. Böylece apidler buradan özsu emecekler ve sütçü karıncalara süt sağlayacaklardır.
Bu noktada sormak gerekir: Yeryüzünde binlerce canlı varken, "sütçü" karıncalar, apidlerin bu özelliğini nereden bilirler, tüm canlılar arasından nasıl onları tanıyıp seçerler?
Karıncanın, apidin hoşuna giden hareketi bilmesi ve alacağı besin karşılığında onu okşaması ya da salgılanan sıvının tam karıncanın ihtiyacına göre olmasını, bir raslantılar zinciri olarak değerlendirmek elbette ki imkansızdır. Bir kez daha, ortada planlı bir eşleşme, büyük bir uyum ve dolayısıyla açık bir yaratılış vardır.
Karıncalarla Ortak Yaşayan Bitkiler
Doğu Hindistan’ın sürahi bitkisi Nepenthes bicalcarata, kendi ağaç gövdesi içinde karınca kolonilerini barındırmaktadır. Bu bitki tıpkı bir sürahi şeklindedir ve üzerine konan böcekleri yakalayarak içine alıp sindirir. Ama karıncalar bu etobur bitki üzerinde, böcekleri ve diğer yiyecek maddelerini toplayarak gezmekte serbesttirler.
Çünkü karıncalar ve bitki, ortak faydaları için bir alışverişte bulunmaktadırlar. Karıncalar, bitki tarafından yenme tehlikesi altındadırlar ama buna karşılık bir ev kazanmışlardır. Bitkiler ise, karıncalara bazı doku ve böcek kalıntılarını bırakırlar ve buna karşılık kendi düşmanlarına karşı karıncalardan koruma elde ederler.
Bu örnek, bitkiler ve karıncalar arasındaki ortak yaşamın ana hatlarını tarif etmektedir. Karıncalar ve bunların ev sahipliğini yapan bitkilerin anatomileri ve fizyolojik yapıları, aralarındaki karşılıklı ilişkiyi sağlayacak şekilde düzenlenmiştir. Her ne kadar Evrim savunucuları bu topluluklar arasındaki ilişkilerin milyonlarca yıl içinde yavaş yavaş yaygınlaştığını söyleseler de, zeka sahibi olmayan bu iki yaratığın birbirleriyle anlaşarak böyle bir "karşılıklı fayda" sistemi düzenleyebilmiş olduklarını iddia etmenin mantıksızlığı ortadadır.
Peki karıncaları bitkiler üzerinde yaşamaya yönelten nedir?
Üstte bir nevi "böcek tuzağı" olan bir sürahi bitkisi görülüyor. Ancak bu sürahi bitkisi bazı böcekler için "tuzak" işlevini görmüyor. Örneğin yan sayfada görülen karınca sürahi bitkisi ile rahatça beraber yaşayabilmektedir. Bitki, anlaşılmaz şekilde karıncanın varlığını gözardı etmektedir.
Karıncaların bitkilere yerleşme eğilimi, bitkiler tarafından salgılanan ve "artık nektar" diye isimlendirilen bir sıvı sayesinde oluşur. Artık nektar sıvısı, adeta karıncaları bitkiye çağıran bir davetiye görevi görmektedir. Bitkilerin bu sıvıları belli zamanlara göre ayarladığına dair deliller vardır. Örneğin, kara kiraz ağacı yılın sadece üç haftasında çok aktif bir halde bu sıvıyı salgılar. Bu zamanlamanın tesadüfen olmadığı kesindir, çünkü bu üç haftalık zaman otağ tırtılının kara kiraza zarar verdiği tek dönemdir ve karıncalar bu tırtılları çok rahat öldürerek bitkiyi koruyabilirler.
Bunun ne denli açık bir yaratılış delili olduğunu görmek içinse, normal bir sağduyudan başka hiç bir şeye ihtiyaç yoktur. Ağacın en çok zarar gördüğü dönemi hesapladığını, bu dönemde korunmanın yolunun karıncaları cezbetmek olduğuna karar verdiğini, buna göre kendi kimyasında yapısal bir değişiklik meydana getirdiğini kabul etmek elbette mümkün değildir. Ağacın bir beyni yoktur ve dolayısıyla düşünemez, hesaplayamaz ve kendi kimyasını ayarlayamaz. Yaptığı akılcı işin bir tesadüf sonucunda kazanılmış bir özellik olduğunu-ki evrimin mantığı budur-kabul etmek de tamamen saçma bir düşüncedir. Ağaç, çok açık bir biçimde, bir akıl ve bilinç ürünü olan bir iş yapmaktadır.
Dolayısıyla bundan çıkarılabilecek tek sonuç, ağacın bu özelliğinin, ağacı yaratan irade tarafından oluşturulduğudur. Bu iradenin sadece ağacı yarattığını düşünmek de anlamsızdır, çünkü yaptığı düzenlemelerden yalnızca ağaca değil, karıncalara ve tırtıllara da
vakıf ve hakim olduğu anlaşılmaktadır. İnceleme biraz daha genişletilirse, aslında tüm doğaya hakim olduğu, doğanın her parçasını ayrı ayrı ama birbirine uygun ve uyumlu bir biçimde düzenlediği, "ekolojik denge" dediğimiz kusursuz sistemi kurduğu anlaşılır. İlerlemeyi daha da genişletip jeolojinin, astronominin alanlarına da girebiliriz; her yerde karşılaşacağımız tablo aynıdır. Kusursuz bir düzen içinde birbirleriyle uyum içinde işleyen sistemler vardır. Bu sistemlerin hepsi bir düzenleyicinin varlğına işaret ederler, ama hiçbiri birer düzenleyici değildirler.
Akasya Ağacı ve Karıncalar
Akasya ağaçları tropikal ve subtropikal bölgelerde yetişirler ve dikenli çalılar tarafından korunurlar. Afrika türü akasyada yaşayan bir karınca cinsi, dikenleri kemirerek kendisine bir giriş deliği açar ve sürekli akasya ağacında yaşar. Her karınca kolonisi bir veya birkaç ağacın üzerinde yaşar ve akasyanın yapraklarındaki nektarlarla beslenir. Ayrıca bu koloniler, ağacın üzerinde buldukları tırtılları ve diğer organizmaları yerler.
Akasyanın gövdesinde yer alan nektar, yağ ve protein yönünden çok zengindir. Bu gövdeleri ilk tanımlayan Thomas Belt, bunların bilinen tek işlevlerinin karıncaları beslemek olduğunu açıklamıştı. Karıncalar bu ağaçlarda yaşarlar, gövdelerinden salgılanan nektardaki şekeri alırlar ve larvalarını beslemek için kullanırlar.
Peki bu üretimin karşılığında, ağacın karıncalardan beklediği nedir?
İşçi karıncalar bitkinin yüzeyinde yaşarlar; diğer böceklere hatta ne büyüklükte olursa olsun diğer canlılara karşı oldukça saldırgandırlar. Bitkiye yönelik herhangi bir saldırı durumunda ağaçtan iner ve karşı tarafa bir saldırıda bulunarak, acı verecek şekilde ısırırlar. Daha da ötesi, akasyaya bir metre yakınlıkta filiz veren diğer tüm bitkileri çiğner ve hırpalarlar. Karınca kolonisinin yerleştiği bir akasyaya dokunan diğer ağaçların dalları da aynı şekilde bozulmaya uğrar.
Nitekim karıncasız akasya ağaçlarının, karınca kolonilerine barınaklık eden diğerlerine göre böcekler tarafından daha fazla saldırı ve zarara uğradıkları görülmüştür. Yapılan bir deneyde, 40 metre çapındaki istila edilmiş, akasya gövdesinden fışkıran yabani bitkiler, karıncalar tarafından tamamen yok olana kadar çiğnenmiş ve ezilmişlerdir. Ayrıca karıncalar akasyanın gölgeliğine değen diğer bitki dal ve yapraklarına da saldırmışlardır. Bütün karınca topluluğu, bitkiyi temizleyerek ve üzerinde devriye gezerek aktif haldedirler. Araştırmacıların vardıkları sonuç şudur: Karıncalar akasya tarafından kiralanmış bir "özel ordu" gibi çalışmaktadırlar. Böyle bir pazarlığı gerçekleştirecek bilinç her iki tarafta da bulunmadığına göre de, bu dengenin her iki tarafı da yaratan irade tarafından kurulduğunu kabul etmek gerekir.
Karınca Otelleri
Bazı bitkilerde biyoloji dilinde "domatia" adı verilen derin oyuklar vardır. Bunlar, karınca kolonilerine sığınak oluşturmaktan başka pek bir amaca hizmet etmezler. Karıncaların kolayca içerlerine girip çıkmalarını sağlayan delikleri ya da dokulardan oluşan ince perdeleri vardır. Bu bölmelerde "yiyecek formları" (karıncalar tarafından toplanıp yenmesi için bitkinin özel olarak ürettiği besin) da oluşmaktadır. "Yiyecek formları"nın bilinen tek fonksiyonu da yine karıncaları beslemektir. Bitkinin kendisi için görünen bir faydası yoktur.
Üstte kendisi için son derece elverişli bir barınma yeri olan bitki üzerinde bir karınca görülüyor. Bitkinin üzerindeki delikler karıncalar için "kapı" görevi yapıyor.
Kısacası "domatia"lar karıncaların yaşamlarını sürdürebilmesi için meydana gelmiş çok özel yapılardır. Isı ve nem miktarı dengesi, karıncaların istediği ideal ortamı hazırlamaktadır. Karıncalar, kendileri için hazırlanmış bu özenli yer içerisinde, neredeyse insanların kaliteli otellerde rahat edebileceği kadar rahat ederler. Bu yapıların tesadüfen meydana geldiklerini, tesadüfen karıncalara uygun yiyecekler ürettikleri ve onlara uygun şekiller aldıklarını iddia etmek ise mümkün değildir.
Karınca-bitki ilişkileri, yeryüzünde tek bir Yaratıcı tarafından yaratılan olağanüstü dengenin delillerinden sadece biridir. Ayrıca bu ilişki karşılıklıdır. Bitkilerin bu hizmetlerine karşılık karıncaların sunduğu hizmetler, dünyadaki bitkilerin bu denli verimli olmasında son derece önemli bir faktördür. Karıncalar toprağı karıştırarak onun karbon açısından zenginleşmesini sağlar, dışkı ve artıklarla ona besin ekler, etraftaki ısıyı ve nemi uygun bir seviyede tutarlar. Bu nedenle büyük karınca yuvalarının etraflarındaki bitki türleri, diğer arazilerdekine göre daha zengin olur.
Kimyacı Bitki ve Nitrojen Kaynağı Karınca
Bir karınca çeşidi (Philidris) ve bunun ev sahibi bitki (Dischidia major), tüm yaşamları boyunca oldukça karmaşık bir "kimyasal üretim" yaparlar.
Sözkonusu bitkinin toprağa işleyen kökleri yoktur ve bu nedenle diğer bitkilere dolanarak destek alır. Bitki, karbon ve nitrojen kazancını artırmak içinse çok ilginç bir metoda sahiptir.
Karıncaların bu bitkinin içinde, yavrularını yetiştirdikleri ve organik kırıntıları (ölü karıncalar, böcek parçaları vs.) sakladıkları "karınca yaprağı" denen bir depoları vardır. Bitki, bu kırıntıları bir nitrojen kaynağı olarak kullanır. Ayrıca yaprak boşluklarının iç yüzeyleri de karınca tarafından solunan karbondioksidi emmekte ve böylece gözeneklerden çıkan su kaybını azaltmaktadır. Bu bitki tropikal iklimde yetişmesine rağmen, su kaybını önlemek onun için çok önemlidir. Çünkü, kimyacı bitkilerin kökleri olmadığından topraktaki suya hiçbir zaman ulaşamazlar. Böylece karıncalar, kendilerine barınak sunmasına karşılık olarak, bitkinin iki önemli ihtiyacını karşılamış olurlar.
Ev Sahiplerini Besleyen Karıncalar
Bazı karıncalar, kendi ev sahibi bitkilerini beslerler. Örneğin, iki çeşit bitkinin (Myrmecodia ve Hydnophytum) yumrularla bezenmiş şişkin gövdeleri, karıncaların içlerinde yuvalanmaları için büklümlü odacıklar sağlamaktadır.
Karıncalar, bu oyuklarda yaşarlar ama oyuklar arasında ilginç bir ayrım yaparlar. Onların yaşadıkları odacıklar, düzgün duvarlıdır. Bazı odacıklara da böcek artıklarını doldururlar. Bunlar ise kaba duvarlı oyuklardır. Yapılan araştırmalar, kaba duvarların besleyici maddeleri emdiğini, düzgün oyukların ise geçirgen olmadığını göstermiştir. Bu nedenle bitki karıncaların getirdiği böcek artıklarını emerek beslenmektedir. Bir başka deyişle, karıncaların odaların kullanımı konusunda yaptıkları ayrım, son derece isabetli bir seçimdir.
Bilim adamları, bu konuda ilginç bir deney gerçekleştirdiler. Önce meyve sineği larvasını radyoaktif olarak etkilenmiş mayayla beslediler. Sonra onu karınca bitkisinin yüzeyine yerleştirdiler. Larvayı bulan karıncalar, hemen onu kaba duvarlı odalara taşıdılar. Daha sonraki birkaç hafta, böcek artıklarının bitki tarafından özümsenip gövde boyunca yukarı taşındığını kanıtlamak için, bitkideki radyoaktivite oranı uzmanlar tarafından takip edildi. Gerçekten de bilimadamları, kaba duvarlar besleyici maddeleri emdikleri için, radyoaktivitenin bitkinin her yerine taşındığını belirlediler.
Piper Bitkisi ve Kahverengi Karınca
Piper bitkisi ile karıncalar arasındaki ilişki, şimdiye kadar incelediğimiz örnekler içinde belki de en ilginç olanıdır. Piper (karabiber ailesine mensup bir bitki çeşidi) adlı karınca bitkisi, Orta Amerika’nın tropikal ormanlarının gölgeliklerinde yetişir. Kahverengi karıncalara (Pheidole bicornis) yiyecek ve korunma sağlayan bir bitkidir. Genç Piper ağacının sadece iki ya da üç tane büyük yaprağı vardır. Yaprak tabanlarının (dalla yaprak arasında içi boş şişlik) birinde çoğunlukla bir kraliçe karınca yaşar. Kraliçe, bir Piper fidanını kendisine sömürge edinir. Yaprak tabanına bir giriş deliği açar ve içine yumurtalarını bırakır. Yumurtalar ilk larvaya dönüştüğü zaman, sadece bir tane yaprak tabanını işgal ederken, koloni büyüdükçe, işçi karıncalar ağaç gövdesinin süngerimsi dokusunda ilerleyerek bütün bitkiye yayılırlar.
Bu bitki karıncalar için aynı zamanda bir besin kaynağıdır; yaprak tabanının iç yüzeyi karıncalar için tek hücreli besin üretir. Ürettiği yağları ve proteinleri, üzerindeki mikroskobik torbalardan sızdırır. Karıncalar da bu besinlerin proteince zengin parçalarını kopararak larvalarını bunlarla beslerler.
Karıncaların belki de başka hiçbir şekilde bulamayacakları bu zengin besinler, piper tarafından kendilerine sunulmaktadır. Bu karıncalar, her yıl kendilerine en iyi bakımı, korunmayı ve beslenmeyi sağlayacak piperlere doğru yol alır; bitkinin, kendilerine en uygun yerlerinde yuvalarını kurarlar.
"Akıllı" Piper
Yiyecek kaynağı olarak işlev gören piper bitkisinin çok ilgi çekici bir özelliği daha vardır. Diğer karınca bitkileri, kolonileri gittikten sonra bile yiyecek üretmeye devam ederken, piper bitkileri, sadece karıncalar varken bu üretimi yaparlar. Bilim adamları bitkinin, kahverengi karıncanın (Pheidole) yokluğunda yiyecek üretimini durdurduğunu farketmişlerdir.
Karşılıklı Yardım
Piper bitkisinin yaptıkları, tek taraflı bir fedakarlık değildir. Çünkü bu karşılıklı yaşam sürecinde, karınca da kendisini besleyen ev sahibi için besleyici madde üretir.
Bitkinin gövdesinde yeralan karınca şişliği çürüyünce, bitkinin yumuşak iç dokularına sulu amonyak olarak çekilir. Bu sıvı bitki için çok faydalıdır, onun verimini arttırır. Buna ek olarak, nefes alan karınca kolonisi üyeleri, bitkinin karbondioksit konsantrasyonunu arttırarak daha sağlıklı olmasını sağlarlar.
Piper karıncalarının bitkilerine besin sağlayıp sağlamadıklarını anlamak için bazı araştırmalar yapılmış ve yiyecek arayan Pheidole karıncalarının, spor, su yosunu parçaları ve güve pulları gibi çeşitli taneleri bitkiye getirdiği ortaya çıkmıştır. Karıncalar taşıdıkları bu besinleri, larvaları sakladıkları küçük torbada tutarlar. Bitki de bu besinlerden kendisi için gerekli mineralleri alır.
Strateji Uzmanı Pheidole
Pheidole karıncaları oldukça uysaldırlar. Yavaş hareket eder, saldırmaz ve sokmazlar. Fakat karıncalar kendilerini ve kendilerine ev sahipliği yapan piper bitkilerini korumak için kurnazca bir strateji kullanırlar.
Tırtıl gibi yaprak yiyen birçok böcek, yumurtalarını bitkilere yerleştirirler. Karıncalar bu potansiyel tehlikeyi hiç zaman yitirmeden uzaklaştırırlar. Piper bitkilerinin yapraklarına yerleşen termit yumurtaları, işçi karıncalar tarafından 1 saat içinde fark edilir. Sonra bunları birer birer ayıklarlar. Yumurtayı çenelerinde taşıyarak yaprağın kenarına kadar gider ve yumurtayı aşağı bırakırlar. Araştırmacılar, termit yumurtalarını, karınca larvalarına yiyecek olarak vermek için larvaların bulunduğu odacıklara koymuşlardır. Fakat sonuç yine aynı olmuş, karıncalar ileride kendilerine ve bitkiye zararı dokunabilecek her şeyi anında uzaklaştırmışlardır.
İstilacı Bit
Pipere zarar veren bir başka canlı da istilacı buğday bitidir (Ambates melanops). Buğday biti, karıncasız bitkilerin büyük bir çoğunluğuna saldırır ve bitkinin gövdesini içten delerek öldürür. Fakat bu mikro istilacılar, eğer bitkinin karınca muhafızları varsa pek de başarılı olamazlar. Karıncalar savunmasız, yumuşak yapılı buğday biti larvalarına gövdenin iç kısmında tünel açmaya başladıkları sırada saldırırlar. Üzerinde yaşadıkları bitkiyi her türlü istilaya karşı koruyan strateji uzmanı karıncalar, bu yönleriyle ekolojik dengeyi de korumaktadırlar.
Bitkilerle karıncaların bu derece uyumlu bir ortak yaşama sahip olmaları hiçbir şekilde tesadüflerle açıklanamaz. Bölüm boyunca okuduğumuz bilgilerin sonucunda karşımıza çıkan tablo, birbirleri ile tam bir uyum içinde yaratılmış birbirinden farklı türdeki canlılardır.
Bu bölümün başında buna benzer bir uyumun örneğini vermiştik: Bir anahtar ve onun açtığı bir kilit arasındaki ilişki. Bu iki ayrı maddenin arasındaki uyumun da tek bir açıklaması vardı: Kilit ve anahtar aynı tezgahtan, aynı ustanın elinden çıkmışlar, yani bilinçli olarak tasarlanmışlardı. Doğada rastladığımız uyum örneklerinde de aynı mantık geçerlidir. Karınca ve bitki bilinçli bir tasarımın ürünü oldukları için uyum sağlarlar. Ne karınca bitkiye hakimdir, ne de bitki karıncayı tanımaktadır. Tüm bu yaşam planlarını yerine getirmekten de acizdirler. Her ikisi de kendilerini Yaratanın ilhamı ile hareket etmekte ve bu sayede yeryüzü üzerinde yaşamlarını devam ettirmelerini sağlayan bir ortak yaşamı sürdürebilmektedirler.
Köleci Karıncalar
Asalak karınca (Formica subintegra) ve kölesi (Formica subserica) arasındaki ilişki, kimyasal sinyallerin karıncaların toplu yaşamlarına etkisini göstermesi açısından dikkat çekicidir. Daha da önemlisi "kölecilik", karıncaların kullandığı zekice savaş taktiklerinden biri ve belki de en ilgincidir.
Bazen, bir koloninin askerleri başka bir koloniyi rahatça ezebileceklerini farkederlerse, "köle" avına girişirler. Karşı koloninin yuvasını işgal eder, kraliçeyi öldürür ve nektar dolu "bal fıçılarını"-yani bedenlerini nektarla şişirip dolduran karıncaları-ganimet olarak alırlar. En önemlisi, kraliçenin kuluçkadaki larvalarını çalmalarıdır. Bu larvalar daha sonra genç karıncalara dönüşerek, egemen koloni için yiyecek arayan veya depolayan, koloni kraliçesinin çocuklarının yetişmesine yardımcı olan ve böylece genin devam etmesini sağlayan "köle" karıncalar haline geleceklerdir.
Asalak karıncalar başka bir karınca kolonisine hücum ettiklerinde, saldırdıkları koloni askerlerinin yumurta ve kozalarının çalınmasına engel olamamalarının nedeni, asalak karıncaların yaydığı bir tür feromendir. Bu feromen o kolonide bulunan bir alarm maddesine benzemekte ve asalak karıncalar tarafından fazla miktarda salgılandığında, karıncaların toplanıp kolonilerini korumak yerine paniğe kapılıp kaçmalarına neden olmaktadır.
Bilindiği gibi her karınca türünün salgıladığı farklı bir feromen bulunmaktadır. Bu feromenlerin karıncalar için sınır belirleme, düşmanın yerini ve sayısını haber verme, savaş için saldırıya geçme, alarm durumu gibi çeşitli anlamlar ifade ettiği bilim adamlarınca belirlenmiştir.
Burada çok ilginç bir nokta vardır. Asalak karıncalar düşman karınca kolonisinin panik alarmını bilmekte, bu alarmı taklit etmekte ve bu alarmı belirli bir amaç için kullanmaktadırlar. Sonuç olarak da düşman koloni asalak karıncanın salgıladığı taklit feromen yüzünden mevcut disiplinini bozmakta, savunma sistemlerini terk edip panik içinde kaçmaktadır. Yani asalak karıncalar çok akıllıca bir taktik kullanarak düşmanın savunma sistemini içten çökertmektedirler. Ortada son derece ustaca hazırlanmış bir savaş stratejisi vardır. Dahası bu stratejinin uygulanabilmesi için gerekli olan bütün kimyasal üretim ve kimyasal bilgi alt yapısına asalak karıncalar doğuştan -yaratılıştan- sahiptirler.
Bazı karınca cinsleri, işlerini tamamen kölelerine yaptırarak yaşarlar. Kırmızı Amazon karıncası (Polyergus) buna bir örnektir. Amazon karıncalarının tümü askerdir. Savaş için yaratılmış büyük, keskin çene kemikleri vardır. Besin toplayamaz ve yavrulara bakamazlar. Bu karıncalar, bazı küçük yapılı kara karınca türlerinin yuvalarına saldırır, koza ve larvalarını çalarlar. Yuvalarına taşıdıkları kozalardan çıkan karıncalar, Amazon karıncalarının işlerini üstlenir, kendi yuvaları çok yakında olsa bile Amazon kolonisinde kalırlar. Hatta Amazon karıncaları göç etmeleri gerektiğinde, tüm taşıma işlemlerini bu kölelerine yaptırır; bu şekilde çok hızlı bir taşınma gerçekleştirirler.
Karıncalar iz bırakma özellikleri sayesinde, çok büyük canlılara karşı bile kendilerini savunabilirler. Buna güzel bir örnek, karıncaların yusufçuk böceğine karşı olan mücadelesidir. Yusufçuğu gören karıncalar, iz bırakma metodları sayesinde biraraya toplanarak, yusufçuğa hep beraber saldırırlar ve onu öldürürler. Yine bir diğer örnekte de, koloninin diğer bir üyesine saldıran bir tırtılı - kendilerinden çok daha büyük de olsa - aynı metodla yenilgiye uğratmaktadırlar.
Bir canlının hayatını korumak veya beslenmek amacıyla başka bir canlıya saldırması veya kavga etmesi normal karşılanabilir. Ancak bir canlı, düşmanına karşı savaşırken, kendi benzerleriyle birlikte hareket ediyorsa ve bu savaş sırasında izledikleri taktikleri bir iletişim yoluyla belirliyorlarsa, kaçınılmaz olarak bu konunun üzerinde yoğunlaşmak gerekir.
Bir taktik belirlemek, bu taktik doğrultusunda belirli bir düzen ve disiplin içinde savaşmak, düzen ve disiplini korumak için bir iletişim sistemi kullanmak. Bütün bunlar ancak akıl, planlama ve muhakeme sonucunda gerçekleşecek işlerdir. Örneğin bugünkü savaş stratejileri, insanoğlunun yıllar süren deneyimleri sonucunda belirlenmiştir. Askerler bu taktikleri öğrenmek için akademilerde eğitimden geçerler. Stratejilerin savaş sırasında uygulanması için yine özel olarak geliştirilmiş iletişim sistemlerine ihtiyaç vardır.
Ancak bir iki paragraf yukarıda bahsettiğimiz, kimyasal iletişim sistemleriyle disiplini ve saldırı taktiğini belirleyen, düşmana toplu olarak saldıran, gerektiğinde ordunun diğer bireyleri için kendini feda etmekten kaçınmayan askerler, ne bir eğitimden geçmişlerdir, ne de herhangi bir bilgi birikimine sahiptirler. Sözünü ettiğimiz canlılar bir kaç milimetre boyunda, düşünme yeteneği olmayan, karıncalardır.
KAMUFLAJIN USTALARI
’Basiceros’ cinsi karıncaların yakın zamana kadar sırrı çözülememişti. Araştırmacılar bu türe sadece bir kez rastlamış bir daha da onlara benzer başka bir karınca cinsi bulamamışlardı. Hatta bu yüzden dünyada çok ender rastlanan bir tür olduğunu düşünmeye başlamışlardı.
Ancak 1985’te bir araştırmacı bu karıncalar hakkındaki sırrı çözdü ve hiç de ender rastlanan bir tür olmadıklarını ortaya çıkardı. Bu sırrı çözen La Selva isimli araştırmacı Basiceros cinsi karıncaları ’usta illüzyonistler’ olarak isimlendirmişti. Çünkü istedikleri zaman ’görünmez’ olabiliyorlardı.
Peki bu karıncaları ’görünmez’ kılan neydi?
’Basiceros’ türünün diğer karınca cinslerinden farklı olarak vücutlarının üzeri iki kat şeklinde ucu çatallanmış tüylerle kaplıdır. Toprak üzerinde ilerlerken yerdeki her türlü toz-toprak, çer-çöp bu tüylere yapışır. Bu cinsin diğer karıncalardan bir farkı da üzerlerindeki toprak, toz, çöp parçalarını sık sık temizlememeleridir. Bu sayede de bulundukları ortamla tam bir uyum sağlarlar. Dışarıdan bakıldığında varlıklarını farketmek adeta imkansızdır. Ancak yürümeye başladıkları zaman biraz farkedilir hale gelirler. Ama bu konuda da kendilerini kuş, kertenkele hatta insan gözünden saklayabilmek için bir tedbir uygularlar. Dünyanın en tembel karıncalarıdır ve ürkütüldükleri zaman dakikalarca hareketsiz olarak yerlerinde durdukları görülebilir.
Bu karınca türünün uyguladığı kamuflaj tekniği gerçekten de oldukça etkileyicidir. Zira bir karıncanın tüm fizyolojik özelliklerini belirleyerek kendine bir savunma yöntemi geliştirmiş olması mümkün değildir. Tüm bu özellikler (vücudunun tüylerle kaplı yapısı, diğer karıncalardan farklı olarak sık sık temizlenmemesi ve çok yavaş hareket etmesi) önceden belirlenmiş ve karınca bahsedilen özellikleriyle birlikte dünyaya gelmiştir.
SOYUN DEVAMI
Karınca kolonilerinin büyük bir kısmı dişi karıncalardan oluşur. Erkek karıncaların nispeten daha kısa bir yaşamları vardır. Tek görevleri olgunlaştıklarında genç bir kraliçe ile çiftleşmektir. Erkek karıncalar çiftleştikten kısa bir süre sonra ölürler. Bütün işçi karıncalar dişidir. Kısacası, tüm karınca toplulukları aslında bir anne-kız dünyası gibidir.
Karıncalar sayıları ne kadar çok olursa olsun uyumlu bir toplumdurlar. Karınca kolonilerinde bir toplum yaşantısının gerektirebileceği her aşamayı görebilmek mümkündür. Son derece büyük özveriyle kolonilerine bağlı olan karıncaların yaşama amaçları bireysel değildir. Hepsi tek bir vücut gibidirler ve amaç bu vücudu yaşatmaktır. Koloninin sürekliliği için gerektiğinde ölümü seçmekten de çekinmezler. Bu konuda en güzel örnek, çiftleşme uçuşunun ardından erkek karıncaların başlarına gelenlerdir.
SAVUNMA VE SAVAŞ TAKTİKLERİ
Daha önceki bölümlerde, karıncaların sosyal düzenlerinin son derece gelişmiş olduğunu gördük. Bu çalışkan, üretici ve özverili canlıların bir başka özellikleri daha vardır: Düşmanlarına karşı kendilerini çok başarılı bir biçimde savunmaları ve koloninin devamı uğruna savaşmak için çok ilgi çekici yöntemler kullanmaları.
Karıncaların küçük oluşları, ilk bakışta savunmasız oldukları izlenimini verir. Üzerine basarak rahatlıkla ezilebilecek bu canlıların, kendilerinden beklenmeyecek derecede büyük işler yapabilecekleri tahmin bile edilemez. Ama Allah yeryüzünde yarattığı eşsiz ekolojik düzen içerisinde, onların da yerini belirlemiş ve onları gerekli savunma mekanizmalarıyla donatmıştır.
Karıncalar, Allah’ın ilhamıyla, akıllara durgunluk verecek taktik ve stratejilerini, kolonilerini korumak ve yiyecek ararken karşılarına çıkan düşmanlarına karşı kendilerini savunmak için kullanırlar. Av stratejileri geliştirirken, kendileri de başkalarına av olmamak için mücadele ederler. Bu mücadelenin bir türü, karınca kolonileri arasında yaşanandır.
Koloniler Arası Savaş
Koloniler arası savaşın en önemli sebeplerinden biri, besin kaynaklarının bölüşülememesidir. Bu savaşlarda yiyecek kaynağını ilk bulan karınca türü genellikle savaşı kazanır. Çünkü kaşif karıncalar besinin etrafını çevirerek, diğerlerinin yiyecekten alıp çevreye kendi kokularını bırakmalarını engellerler. Bu yüzden de arkadan gelen koloninin üyeleri, koku izleri ile arkadaşlarına yol gösteremezler.
Yiyecek kaynağına ilk gelen işçilerin bir kısmı kuşatma faaliyetini sürdürürken bir kısmı da, savaşa hemen katılmayıp koku izi bırakarak yuvalarına dönmeyi tercih ederler. Yuvaya varınca vücutlarını ileri geri hareket ettirip, antenlerini diğer karıncaların antenlerine değdirerek, yuva arkadaşlarını uyarırlar. Bu zekice taktikle savaşan işçilere, takviye güç toplanmış olur.
Günlük sıradan kuşatmalar dışında, besin kıtlığı zamanlarında karıncalar o kadar saldırgan olurlar ki, birbirlerini tamamen imha edebilirler. Bir koloni 10-14 gün içinde diğer bir koloniyi tamamen yokedebilir.
Diğer bir savaş nedeni ise, bir koloninin başka bir koloninin bölgesine girmesidir. Karıncalar yaşadıkları bölgeleri bir feromenle işaretlerler. Başka bir koloni bölgeye geldiğinde bu feromeni farkedip buraya yerleşmez. Eğer yerleşirse de bu bir savaş nedeni olur.
Böyle bir durumda, örneğin dokumacı karıncalar bir salgı bırakarak en yakın yaprağa koşarlar. Yuva arkadaşlarını bulunca kavgayı anlatan hareketler yaparlar. Arkadaşları bu davetin karşısında hareketlenir ve işçileri takip ederek savaş alanına doğru yol alırlar. Yarım saat içinde yüzden fazla karınca savaş alanına ulaşmış olur.
Kısacası karınca kolonileri, doğal sınırları, tehlikelere karşı güvenlik ve istihbarat sistemleri ve bunun yanısıra tüm koloniyi savunacak güçte orduları ile gelişmiş bir sisteme sahiptirler. Böyle bir sistemi oluşturabilmek içinse, bu sistemi planlayacak akıllı ve bilinçli bir irade ve sistemi koloni üyelerine benimsetecek bir eğitim gerekir. Oysa, ortada görünür bir planlayıcı ve görünür bir eğitim yoktur. Sistem gözle görünmeyen bir irade tarafından planlanmıştır ve tüm karıncalara da henüz dünyaya ilk geldikleri anda öğretilmiştir.
Şimdi açık bir yaratılış örneği olan bu sistemin detaylarına bakalım.
Üstte ve altta olduklarından daha uzun ve iri görünmeye çalışan karıncalar görülüyor.
Savunma Taktikleri
Farklı koloniler arasındaki savaşlarda, karıncaların uyguladıkları bir takım taktikler vardır. Bunlardan en yaygın olarak uygulananı karıncaların kendilerini daha uzun ve büyük göstermeye çalışmalarıdır. Yukarıdaki resimlerde de görüldüğü gibi karıncalar bacaklarını mümkün olduğu kadar düzleştirerek ve kafalarını kaldırarak daha uzun boylu ve daha "caydırıcı" görünmeye çalışırlar.
Kullandıkları bir başka savunma taktiği ise, "düşmanı sakinleştirme"dir. Bir karınca türü (S.Invoila), kavgaya girdiğinde karnını titreterek bir zehir çıkarır ve yavaşça çene kemiğini açar. Bu sırada zehirden zarar görmemeye çalışan düşmanları, çene kemiklerini açıp ağızlarından bir damla şekerli suyu zehir çıkaran karıncanın açık çenesine aktarırlar. Bunu yapmalarının nedeni, zehir çıkaran karıncaların besine ulaştıklarında saldırganlıklarının azalmasıdır. Kısacası karşı tarafın dikkatini başka bir yöne çekerek, onu sakinleştirmektir.
Taktikler elbette bunlarla sınırlı değildir. Karıncalar sahip oldukları hayret verici fiziksel özellikleri ve kendilerine ilham edilen "zekaları" ile, "savaş meydanlarında" çok daha karmaşık taktikler kullanmaktadırlar.
Asit Üreten Karıncalar
Karıncaların çok önemli bir savunma tekniği, vücutlarındaki zehir keselerinde gerektiğinde zehir, gerektiğinde de formik asit üretmeleridir. Ürettikleri zehiri düşmanlarına karşı çok başarılı bir biçimde kullanırlar. Hatta zehirleriyle, insanlar üzerinde dahi bir etkiye sahip olabilirler. Soktukları zaman bazı insanlarda alerji şokları meydana getirirler. Formik asit de yine düşmanların uzaklaştırılmasında etkili bir şekilde kullanılır.
Evrimi kabul ettiğimizde, ilkel karıncaların kendi bedenleri içinde bir zehirleme sistemine sahip olmadıklarını, ancak bu sistemin Evrim süreci içinde sonradan bir şekilde oluştuğunu da kabul etmemiz gerekir. Ancak bu, mantığa aykırı bir kabuldür. Çünkü zehirleme sisteminin çalışması için, hem zehirin kendisinin, hem de zehiri muhafaza edecek organın oluşması gerekir. Bu organın izole bir yapıya sahip olması ve böylece zehirin vücudun diğer bölgelerine yayılmasını da engellemesi şarttır. Dahası, bu organdan karıncanın ağız kısmına doğru uzanan izole bir borunun da var olması gerekir. Bu da yetmez, hayvanın düşmanına bu zehirini fışkırtmasını sağlayacak bir kas sistemi ya da mekanik bir düzen vs. olması gerekir. (Hatta, hayvanın içinden zehiri fışkırttığı karın bölgesinin dönmesini kolaylaştırmak için o bölgeyi "yağlayan" ayrı bir bez bile gerekmektedir.)
Bu organeller, Evrim süreci içinde yavaş yavaş gelişmiş olamazlar. Çünkü tek bir parçanın eksik olması bile sistemi işlemez hale getirecek ve dahası karıncanın ölümüne neden olacaktır. Dolayısıyla tek bir açıklama vardır: Sözkonusu "kimyasal silah sistemi", ilk kez hangi karınca türünde var olmuşsa, bir anda var olmuştur. Bu ise, ortada bilinçli bir "dizayn"ın var olduğunu ispatlar ki, bunun bir diğer adı "yaratılış"tır.
Bahsedilen zehiri kendilerine hiçbir zarar vermeden kullanmaları yanında, vücutları içinde (zehir keselerinde) böyle bir zehiri üretmeyi nasıl öğrendikleri, evrimcilerin cevabını arayıp bulamadıkları bir diğer sorudur. Oysa ki bunun yanıtı çok açık ve nettir: Evrendeki her varlık gibi bu karıncalar da kusursuz sistemleriyle bir anda yaratılmışlardır.
Sayı Saymayı Bilen Karıncalar
Küçük bir karınca düşmanının gücünü nasıl anlayıp değerlendirebilir? İlginçtir ki bu, karıncanın matematik bilgisinin devreye girmesiyle gerçekleşir.
Karıncalar, bilimadamlarının henüz anlamadığı bir metodla, "kafa sayımı" yaparlar. Eğer yuva arkadaşları düşmanlarından daha fazlaysa-mesela 3’e 1 gibi-daha şiddetle saldırıya geçerler. Eğer tersi söz konusuysa, hemen geri çekilirler. Ayrıca karşılarındaki düşman kuvvetlerini, büyüklük ve küçüklüklerine göre de inceleyerek farklı taktikler uygularlar.
Yürüyen Bombalar
Karıncaların zaman zaman uyguladıkları bir savunma metodu da, gerektiğinde kolonilerini korumak uğruna intihar ederek, düşmanlarına zarar vermeye çalışmaktır. Birçok karınca türü, bu intihar hücumunu çeşitli şekillerde gerçekleştirir. Fakat bunlardan hiçbirinin intihar saldırısı, Malezya’nın yağmur ormanlarında yaşayan bir karınca türününki (Saundersi camponotus) kadar ilginç değildir.
1970’li yıllarda araştırma yapan iki entomolog bu karıncaların, anatomileri ve davranışları açısından birer "yürüyen bomba" olduklarını ortaya çıkardılar. Zehirle dolu iki büyük salgı bezi, karıncanın çenesinden vücudunun arkasına kadar uzanmaktaydı. Mücadele sırasında karınca, başka bir düşman karınca ya da saldırgan hayvan tarafından sert bir şekilde sıkıştırılırsa, karın kaslarını şiddetli bir şekilde kasarak salgı bezlerini yırtıyor ve zehiri düşmanının üstüne püskürtüyordu.
Karıncaların böylesine ciddi bir fedakarlığı uygulamaları elbette ki ne doğal seleksiyonla, ne de "evrimsel sosyalleşme süreci" ile açıklanabilecek şeyler değildir. Birçok kez vurgulandığı gibi, bu son derece mühim fedakarlığı yerine getiren, belirli bir zeka, eğitim, duygu ve vicdan sahibi olan bir insan değil, bir karıncadır. Karıncaların fiziksel açıdan değişiklik geçirdiği düşünülse bile -ki 80 milyon yıldır hiçbir değişikliğe uğramamış karınca fosili de mevcuttur- fiziksel değişimlerin, ona buradaki gibi bir özellik yükleyemeyeceği çok açıktır. Bir canlının geçirdiği hiçbir mutasyon onun aniden, düşünebilen, karar verebilen, hissedebilen, duyguları olan bir varlığa dönüşmesini sağlayamaz.
Kaldı ki bir zamanlar kendini feda edip böyle bir savunma yapmaya karar veren bir karınca olduğunu varsaysak bile, bu karıncanın dahiyane düşüncesini (!) genlerine yükleyip başka bir karıncaya aktarması, elbette imkansızdır.
Soyun Devamı Uğruna Ölmek!...
Karıncaların çiftleşmeleri adeta bir seramoni özelliği taşır. Çoğu karınca havada çiftleşir. Erkekler önceden gelerek, genç kraliçeyi beklerler. Bir dişi yere konar konmaz (çiftleşmeden önce dişi de kanatlıdır), 5-6 erkek karınca kraliçe etrafında yarışa başlar. Dişi yeteri kadar sperm aldığında, özel bir titreşimli sinyal gönderir. Bu sinyal sayesinde erkek, dişinin ayrılmaya hazır olduğunu anlar. Çiftleştikten bir süre sonra erkek karınca ölür.
Böylesine bir fedakarlık gerçekten de, açıklanması çok zor bir davranıştır. Erkek karıncanın ölümü göze alarak, soyunun devamı için sonu kendi ölümüyle bitecek olan çiftleşme uçuşuna çıkması, evrim teorisi tarafından açıklanamayan bir davranış türüdür. Çünkü Evrim’in temel mantığına göre her canlı sadece kendi yaşamının devamını gözetir. Oysa milyonlarca yıldır erkek karıncalar, sonucunda ölüm kaçınılmaz olduğu halde, yine de dişi karıncaları döllemektedirler.
Bu fedakarlığı açıklayabilecek tek gerçek, erkek karıncanın kendini yaratanın ilhamı ile hareket ettiğidir. Aksi takdirde iddia edildiği gibi doğal ayıklanma süreci geçirdiği söylenen bir canlının, böyle bir fedakarlığı milyonlarca yıl boyunca sürdürmesi imkansızdır. Evrim teorisinin temel prensiplerine göre, erkek karıncaların ne yapıp edip bu "ölüm" uçuşundan kaçmaları gerekirdi. Bu da karıncaların soyunun tükenmesi demek olacaktı. Oysa günümüzde hala binlerce çeşit karınca, yüzbinlerce üyeli kolonileriyle dünya üzerinde yaşamlarını sürdürmektedirler. Tek bir erkek karınca bile kendisi için "son" demek olan bu uçuştan kaçmamıştır ve halen de kaçmamaktadır.
Kraliçe karınca çiftleşme uçuşunun ardından kendi kolonisini kurmak üzere uygun bir yer arar. İstediği yeri bulduğunda ilk is olarak kanatlarini koparir ve burada üreyerek kendi kolonisini olusturmaya baslar.
Çiftleşme Uçuşunun Ardından
Dişi karınca çiftleşmeden sonra uygun bir yuva arar ve bulduğunda buraya girerek ilk iş olarak kanatlarını koparır. Daha sonra girişi kapatarak haftalarca, bazen aylarca yiyeceksiz ve yalnız başına kalıp, ilk yumurtalarını bırakır. (Bu süre zarfında kanatlarını yiyerek yaşar.) İlk yumurtalardan çıkan larvaları kendi salyasıyla besler. Bu uzun süreli ve zorlu uğraş da tam bir fedakarlık örneğidir. Ama karşılığında kraliçe yaşamının geri kalan kısmında, kolonisi tarafından beslenecektir.
Sınırlı yiyecekten dolayı ilk sürü küçüktür. Bunlar koloninin ilk işçileri olurlar ve sonra gelen sürülere aynı fedakarlık örneklerini sürdürerek bakarlar. Onların olağanüstü ihtimamlı bakımlarıyla yetişen yeni nesil karıncalar da daha iyi beslendikleri için daha büyük olurlar.
Sperm Bankasının İlk Kurucuları
Biraz önce de bahsedildiği gibi erkek karıncaların ömürleri fazla uzun değildir. Çiftleşme uçuşundan birkaç saat sonra veya bir iki gün içerisinde ölürler. Ancak ne ilginçtir ki, ölümü göze alarak çiftleşme uçuşuna çıkan her erkek, kendi öldükten yıllar sonra doğacak olan yavruları için sperm bırakmıştır. Peki bu spermler nasıl canlı olarak saklanmakta ve uzun yıllar boyunca, yumurtaları dölleyerek yeni karıncalar meydana getirmektedirler? Karıncalar üstün bir teknoloji geliştirerek bir sperm bankası kurmuş olabilirler mi?
Evet, her kraliçe karınca kendi vücudu içerisinde bir sperm bankasına sahiptir. Kraliçe, erkeğin spermlerini kendisine enjekte etmesinden sonra bunu vücudunun orta bölmesinin kenarındaki bir çantacıkta saklar. "Spermatheca" denen bu organda spermler hareketsiz hale gelir ve yıllarca bu bekleme durumunda kalabilirler. Sonunda kraliçe, spermin üreme bölgesine geçişine izin verdiğinde, spermler birer birer ya da gruplar halinde tekrar hareketlenirler ve kraliçenin yumurtalıklarından aşağıya doğru gitmekte olan yumurtayı döllemeye hazır hale gelirler.
Bu durum, insanlar tarafından henüz son çeyrek asırda düşünülüp, yüksek teknoloji sayesinde uygulamaya konulabilmiş olan sperm bankasının insanlardan çok daha önce karıncalar tarafından kullanıldığı anlamına gelir.
Bundan 50 yıl önce insanların belki de hayalini bile kuramadıkları bu mekanizmayı, karıncalar milyonlarca yıldan beri uygulamaktadırlar. Karıncalar da laboratuarlar kurup insanların geçirdiği evreleri geçirip, sonra da buldukları mekanizmayı kendi vücutlarına yerleştirmediklerine göre, ilk var oldukları andan beri bu mekanizmaya sahip olmaları gerekir. Eğer aksi iddia edilecek olursa aşağıdakilere benzer daha pek çok cevaplanması gereken soru ortaya çıkacaktır:
1. Karıncalar ilk varolduğunda, erkekler çiftleşme uçuşundan sonra ölmüyorlar mıydı? Eğer o zaman ölmüyorlarsa bugün neden ölmektedirler? Doğal ayıklanma süreci içerisinde, ölüm uçuşundan sonra yokolmanın daha "uygun" olacağını mı düşünmüşlerdir?
2. Erkek karıncalar çiftleşme uçuşundan sonra hemen öldüklerine göre, soylarının devamı için gerekli olan sperm deposunun oluşmasına fırsat kalmadan, karıncaların soyunun milyonlarca sene önce tükenmiş olması gerekmez miydi?
3. "Sperm bankası", karıncalar ilk var olduklarından beri mevcutsa, bu mekanizmayı karıncaların vücutlarına kim koymuştu?
Bunlar, tek bir Yaratıcı’nın üstün yaratışını kabul etmek istemeyenlerin cevaplandırması gereken sorulardan sadece birkaçıdır. Yalnız karıncaların soylarının devamı konusunda dahi, daha binlerce soru çıkarılabilir. Ve bu soruların hepsi evrimci iddiaları imkansız kılarak bilinçli bir yaratışın varlığına işaret etmektedirler.
İşçilerin Fedakarlığı
Kraliçe karıncanın yumurtladığı yumurtalar ve olgunlaşmamış genç karıncalar yuvanın bakım odalarında yaşarlar. Eğer sıcaklık ve nem oranı yeni yetişenlere zarar verecek duruma gelirse, işçi karıncalar, yumurtaları ve genç karıncaları daha uygun bir ortama taşırlar. Sıcaktan faydalanabilmek için yumurtaları gündüz yüzeye yakın tutar, gece ya da yağışlı havalarda daha derindeki odalara götürürler.
Karınca kolonilerinde bir grup işçi karıncanın tek görevi yumurtalarla ve larvalarla ilgilenmektir. Bu işçiler, hayatlarının her anını soyun devamı uğruna fedakarlık yapmakla geçirirler
Görüldüğü gibi işçiler yumurtaları ve genç karıncaları büyük bir itina ile soğuktan korumaya, onları rahat ettirmeye çabalarlar. Bazıları sıcak bir günde, larvaları serinletebilmek için yuvanın etrafında gezdirir, bazıları rutubeti önlemek için yuvanın duvarlarını atılmış kozalarla kaplar, bazıları da yiyecek ararlar. Bu hareketlerden her biri karıncaların ne kadar ince bir düşünce sonucu hareket ettiklerini gösterir. Larvayı serinletebilmek için yuvanın içinde gezdiren bir karınca, ya da yuvanın duvarını kozalarla izole ederek ısı ayarı yapan -ki bu son derece modern bir izolasyon taktiğidir- başka bir karınca. Ancak unutulmamalıdır ki ince düşünceli bir hareket yaptığından bahsettiğimiz bu bir kaç milimetrelik böceklerin düşünme yetenekleri aslında yoktur. Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, bilim ne kadar detaya inebilirse insin, küçücük bir böceğin gösterdiği özverinin nedeni bulunamayacaktır. Dahası bu özveri, evrim teorisinin en temel prensiplerine bütünüyle ters düşmektedir.
Karıncaların Hazinesi
Karınca kolonilerinin tüm faaliyetleri, kraliçeyi ve kraliçenin yumurtalarını merkez alır. Karıncalar, kolonilerinin çoğalmasını sağlayan kraliçelerini el üstünde tutarlar. Onların her türlü ihtiyacı işçi karıncalar tarafından sağlanır. Hayatları boyunca yaptıkları en önemli iş kraliçelere hizmet etmek, onların ve yavrularının yaşamasını sağlamaktır.
Karınca yumurtaları, koloninin en değerli hazinesidir. Karıncaların, larvalarına yönelik bir tehlike hissettiklerinde yaptıkları ilk şey, yavruları alıp güvenli bir yere taşımalarıdır. Ayrıca yavru karıncalar dışarıdaki kuru havaya maruz kaldıklarında bir iki saat içerisinde öldükleri için, işçi karıncalar larvaların bulunduğu bölümlerde havayı nemli tutmaya çalışırlar. Bunun için geliştirdikleri çok çeşitli yöntemler vardır. Öncelikle yuvalarını, havanın ve toprağın nemini uygun oranlarda tutacak şekilde inşa ederler. Buna ek olarak, yavruların bakıcısı olma görevini üstlenen karıncalar, olgunlaşmamış karıncaları yapının içerisinde durmadan bir aşağı bir yukarı taşırlar. Onlar için en uygun ortamı bulmaya çalışırlar. Üstelik yaşlarına göre yavru karıncaların ihtiyaçları da farklıdır. Örneğin, yumurta ve larvalar nemli bir ortama ihtiyaç duyarlarken, pupa dönemindeki karıncaların kesinlikle kuru bir ortamda bulunmaları gerekir. İşçiler bu zorlu görevleri yerine getirebilmek için 24 saat boyunca hiç durmadan ve dinlenmeden çalışırlar.
Görüldüğü gibi kolonideki işçi karıncalar, kendilerini, yumurtlamak yerine sürekli yumurtlayan kraliçelerinin yumurtalarını yetiştirmeye adamışlardır. Bu uğurda pek çok tehlikeyi de göze almaktadırlar. Zira yumurtalar ve larvalar için gerekli olan nemli ortam bakteri ve mantarların yetişmesi için de çok elverişlidir. Dolayısıyla bu ortamda bulunan işçi karıncaların hastalanarak ölme ihtimali çok fazladır.
Peki işçiler, bu son derece sağlıksız ortamda nasıl korunmaktadırlar? Karıncaları muhteşem sistemleriyle yaratan Allah, bu konuda da onlara bir korunma yöntemi vermiştir. Yetişkin karıncaların boğazlarındaki metapleural salgı bezlerinde üretilip etrafa püskürtülen maddeler, bakteri ve mantarları yokeden ve gelişmelerini engelleyen bir etki yaratarak onları korumaktadır.
Darwinizm Fedakarlığı Açıklayabilir mi?
Evrim teorisinin kurucusu olan Charles Darwin, evrim sürecinin temel motivasyonunun hayatta kalma içgüdüsü olduğunu öne sürmüştü. Darwin’e göre belli bir türe ait bireyler, hayatta kalma şanslarını artıran bir özellik kazandıklarında bu türün avantajı artıyordu. Bu avantajı kullanarak hayatta kalmayı başarıyor, nispeten daha çok üreyebiliyor ve sonuçta bu özelliklerini diğer türlere geçirebiliyorlardı. Bu yüzden Evrim’in kendini feda etmeyi değil, kendini korumayı öngörmesi gerekiyordu.
Ancak Darwin’in sözkonusu doğal seleksiyon teorisi, karıncaların gösterdiği inanılmaz fedakarlık örneklerinin keşfedilmesiyle birlikte büyük bir darbe yedi. Bazıları Darwin henüz hayatta iken bulunan bu özellikler karşısında, evrim teorisinin bir açıklama getirmesi çok zordu. Nitekim Darwin, Origin of Species (Türlerin Kökeni) isimli kitabında bu konunun yarattığı güçlüğü şöyle ifade etmişti:
"İçgüdülerin birçoğu öylesine şaşırtıcıdır ki, onların gelişimi okura belki teorimi tümüyle yıkmaya yeter güçte görünecektir. Burada, zihinsel yetiler konusunda elimden gelenin, yaşamın kendisinin kökeni konusundakinden çok olmadığını önceden söylemek isterim."
Bu kadar açık bir itiraftan sonra teorisini kurtarmak için ortaya attığı tez ise daha da içinden çıkılmaz bir durumdaydı. Darwin’in bu çelişkili duruma getirdiği açıklamaya göre, belli gruplar içerisinde doğal seleksiyon birey seviyesinde değil, grup seviyesinde gerçekleşiyordu.
Oysa bu da ispatlanması imkansız bir iddiadan öteye gidemedi. Çünkü hiç bir somut bulguya ya da gözleme dayanmayan, sadece teoriyi kurtarmak için ortaya atılmış bir tahminden ibaretti. Hayvanlardaki fedakarlık örneklerini açıklayabilmek, Darwin’den sonra gelen evrimciler tarafından da hiç bir zaman başarılamadı.
Dolayısıyla Evrim teorisinin herhangi bir metodu ile, karıncalar, termitler, arılar gibi sosyal böcekler arasında yaşanan üst seviyedeki fedakarlık örneklerini açıklamak mümkün değildir. Bir canlının kendi güvenliğini, rahatını bir kenara bırakıp, içinde yaşadığı grup üyelerinin güvenliğini ve rahatını sağlamaya çalışmasının tek bir açıklaması vardır: Grubun sahip olduğu sosyal düzen, bilinçli bir tasarımcı tarafından belirlenmiş ve bu tasarımcı grubun her üyesine farklı görevler biçmiştir. Grubun üyeleri de kendilerine verilen bu görevlere uygun davranır ve gerekirse bu uğurda kendilerini feda ederler. Önemli olan grubun düzenininin devamıdır; bunun için gereken fedakarlık da, bilinç ve muhakemeden yoksun böceklerin iradesiyle değil, onları yöneten iradenin isteğiyle gerçekleşebilir.
Beslenme ve avlanma
Her canlı, beslenme ihtiyacını gidermek için değişik metodlar kullanır. Bu bölümde, karıncaların yiyecek ararken uyguladıkları taktikleri, birbirleriyle haberleşmelerini, besini ele geçirmek için aralarında oluşan rekabeti okuyacaksınız. Bu denli küçük yaratılmış bir canlının, yiyeceğini elde etmek için denediği taktiklerin hepsi, bize onları yaratanın , gücünü göstermektedir.
Yüzbinlerce Nüfuslu Bir "Aile" Nasıl Beslenir?
Karınca kolonilerinde, her karıncanın yerine getirmesi gereken bir takım sorumlulukları vardır. Ama koloninin yaşaması için en önemli işlerden biri, elbetteki beslenme sorununun çözümlenmesidir.
Karıncalar beslenme sorununun çözümünde, yaşantılarının tüm diğer konularında olduğu gibi çok sistemli bir çalışma yürütmektedirler. Yüzbinlerce nüfusa sahip (kimi zaman milyonları bulabilen) koloniye beslenme kaynakları bulabilmek için yaşlı işçi karıncalar, birer kaşif olarak yuvanın etrafındaki araziyi incelemek üzere gönderilirler. Kaşif karıncalar bir besin kaynağı ile karşılaştıklarında, bu kaynağın büyüklüğüne ve zenginliğine göre yuva arkadaşlarını besinin çevresine toplarlar. Kısacası beslenme konusunu da, çok iyi bir iletişim ağı ve asla "yalnızca ben" demeyen fedakarlıkları sayesinde hallederler.
Birbirlerini Besleyen Karıncalar
Değişik türlerdeki karıncalar besin ararken birbirlerinin yoluna çıkmamayı tercih ederler. Her biri besin kaynağına ulaşabilmek için kendine bir yol belirler. Eğer yiyecek ararken yanlışlıkla başka bir koloninin bölgesine girerlerse, bu bir tür savaş ilanı olur. Böyle bir durumda kaşif karıncalar hemen yuvaya dönerek yuvanın girişini kaparlar ve tehlikeye karşı kolonilerini savunmak için bütün koloni üyeleri biraraya gelirler.
Peki yuvaya yiyecek getirme imkanına sahip olmadıkları bu mücadele süresince karıncalar nasıl beslenirler?
İşte bu noktada, karıncaları pek çok açıdan diğer canlılardan ayıran bir özellikleri ortaya çıkar. Besin arama imkanı bulamadıkları bu süre boyunca tüm koloni üyeleri, genç işçilerin kursaklarında depo edilmiş olan besinleri kullanarak beslenme ihtiyaçlarını giderirler.
Aslında bu paylaşma metodu sadece özel zamanlarda değil, hayatlarının tüm dönemlerinde uyguladıkları bir metoddur. Karıncalar vücutlarında depo ettikleri besin damlalarını yalnızca taşımakla kalmaz, ağızdan ağıza geçirerek birbirlerini beslerler. Bir avcı sıvı besinle yüklü olarak yuvaya geldikten sonra, kısa bir süre yuva arkadaşlarının ilgisini çekmek için başını sağa sola sallayarak sabit durur ya da doğrudan arkadaşlarına giderek sonuna kadar açık çene kemiğindeki besin damlasını onlara sunar.84 Çok hızlı bir şekilde besinin koloniye dağıtılmasını sağlayan ve kursaktan geri çıkarmak suretiyle yapılan bu sıvı besin değişimi, gerçekten çok etkileyici bir paylaşma örneğidir.
Ayrıca yuvaya getirilen avlar ve tohumlar da ortak olarak tüketilir. Böylece tüm koloninin beslenme ihtiyacı hiç problem çıkmadan giderilmiş olur.
Anlatılan bu sistem, insanları, doğanın oluşumunda akıl sahibi bir tasarımcının varlığını kabule mecbur bırakan olaylardandır. Bir tesadüfler zincirinin, böylesine kompleks ve fedakarane bir depolama sistemi oluşturamayacağı bir gerçektir. Üstelik her karınca dünyaya bu sistemi bilerek gelmektedir. Yani yiyeceğini paylaşması gerektiği kendisine doğduktan sonra değil, dünyaya gelişinden önce öğretilmiştir. Ayrıca sadece bu fedakarlık ilham edilmekle kalmamış, vücut yapısı da bu paylaşmaya olanak sağlayacak şekilde dizayn edilmiştir. Çünkü kursağında biriktirdiği bir besini sonradan geri çıkarıp başka karıncalara sunabilmesi için özel bir mekanizma gereklidir. Karınca kolonileri içinde gerçekleşen bu paylaşma olayı, hem meydana getiriliş tarzı, hem de burada ortaya çıkan fedakarlık hissi açısından şüphesiz "tesadüf" kelimesini bir kez daha yetersiz hatta yersiz hale getirmektedir. Daha önce de bir çok kez vurguladığımız gibi, evrim teorisi, tüm canlılar arasında kıyasıya bir rekabet ve yaşam mücadelesinin var olduğunu öngörür. Bu yüzden de türler arasındaki fedakarlık örnekleri, açıklamakta en çok zorlanılan davranışlardır. Karıncaların besinlerini paylaşmaya dayalı bir beslenme sistemi yaşıyor olmaları ise, evrim teorisinin öngördüğü biçimde hareket etmediklerinin kanıtıdır. Kesinlikle başıboş bir "yaşam mücadelesi" sürmemekte, aksine, her biri kendine verilen (Kuran’a göre "ilham edilen") görevi yerine getirmekte ve bu sayede de yüzbinlerce hatta milyonlarca üyeli kolonilerini gerçek birer uygarlığa dönüştürebilmektedirler.
Besin Taşımada Akılcı Teknikler
Bilinen yaklaşık 8800 karınca türünün ihtiyaç duydukları besin kaynaklarını keşfetmeleri ve bunları yuvalarına taşımaları çok değişik yollardan gerçekleşir. Bazı türlerde karıncalar tek başlarına avlanır ve tek başlarına besini yuvalarına taşırlar. Bazıları ise grup olarak avlanır, savunma yapar ve besinlerini topluca taşırlar.
Buldukları besin şayet kendi ölçülerine uygunsa, karıncalar genellikle bunu tek başlarına taşırlar. Eğer yiyecek, bir tek karıncanın taşıyamayacağı kadar iri veya küçük küçük kümeler halinde ve belirli bölgede ise, başkalarının yemeklerini almasını engellemek için bu bölgenin çevresine zehirli bir salgı yayarlar. Sonra gidip büyük ve küçük diğer işçileri besini taşımak için yardıma çağırırlar.
Karıncaların tüm yaşamına hakim olan kusursuz işbölümü burada da kendini gösterir. Büyük karıncalar besini parçalar ve yabancılara karşı savunurlar, küçük olanları ise parçaları yuvaya taşımakla ilgilenirler. Bir işçi besini taşımak için çene kemiği ile kaldırır ve yuvasına dönerken onu önünde tutar. Grup olduklarında, taşıyabilecekleri madde daha büyük ölçülerde olur. Bir veya iki ayaklarını kullanarak besini kaldırırlar. Aynı zamanda çene kemiklerini açıp besini ısırırlar. İşçiler konumlarına ve gidiş yönlerine göre değişik yöntemler izlerler. Ön kısımdakiler besini çekerek geri geri yürürler. Arkadakiler ileri doğru yürüyerek besini iterlerken, yan taraflardaki karıncalar destek verirler. Bu yöntemle tek bir karıncanın taşıyacağı ağırlıktan kat kat fazlasını taşımak mümkündür. Hatta tek bir işçinin taşıyacağı ağırlığın 5000 katını taşıdıkları gözlenmiştir. 100 karınca, büyük bir solucanı yer seviyesinde saniyede 0.4 cm ilerleyerek taşıyabilmektedir.
Besin kaynağı bulan bir karınca vücudunun arka kısmında bulunan iğnesi ile zeminde kimyasal bir iz bırakır. Bu iz sayesinde yuva arkadaşları besin kaynağına ulaşabilirler.
Karıncalar Ve Koku İzleri
İz iletişimi (koku izlerinin takibi), karıncalarda çok kullanılan bir metodtur. Konuyla ilgili pek çok ilginç örnek vardır:
Amerika çöllerinde yaşayan bir tür karınca, ölü bir böcek bulduğunda onu taşımak ya da sürüklemek isterken çok geniş ve ağır olduğunu fark ederse, havaya zehir kesesinde üretilmiş bir koku salgılar. Uzaktaki yuva arkadaşları kokuyu algılar ve kokunun kaynağına doğru gelmeye başlarlar. Kurbanın etrafında onu taşıyabilecek yeterli sayıda karınca birikince, onu hep beraber yuvaya doğru taşırlar.
Ateş karıncaları ise besin aramak amacıyla yuvalarını terk ettiklerinde, kısa bir süre koku izini takip ederler, sonra birbirlerinden ayrılır ve tek başlarına araştırma yaparlar. Besin kaynağını buldukları, karıncaların davranışlarından belli olur. Ateş karıncası besin keşfettiğinde yuvasına daha yavaş döner. Vücudu zemine iyice yakındır. Belirli aralıklarla iğnesini çıkarır ve iğnenin ucu, kalemin ince bir çizgi çizmesi gibi zemine değer. Böylece ardında besine doğru ilerleyen bir iz bırakmış olur.
Pusula Görevi Gören Karıncalar
Yiyecek arayan karıncalar, açıklanması çok zor bir faaliyeti gerçekleştirirler. Yiyecek kaynağına kıvrımlı, büklümlü bir yoldan giderler, ancak yuvalarına kestirme ve düz bir yoldan geri dönerler. Peki sadece bir kaç santimetre ötelerini görebilecek durumda olan karıncalar, nasıl olup da böylesine düz bir yol oluşturabilmektedirler?
Richard Feynman adlı bir araştırmacı bu soruya yanıt bulabilmek için bir banyo tüpünün dibine şeker yerleştirdi ve bir karıncanın gelip bunu bulması için bekledi. Bir kaşif karınca bu şekeri bulup yuvasına ziyafet haberini vermek için döndüğünde, Feynman renkli bir kalemle karıncanın izlediği zigzaglı yolu takip etti. Daha sonra bu izleri takip eden her karıncanın geçtiği yeri de işaretledi. İlginç bir sonuca vardı: Karıncalar izleri takip ederek ilerlememişlerdi. Bundan daha iyisini yaparak izleri düz bir çizgi haline getirmişler ve bu düz çizginin üzerinde yürümüşlerdi.
Daha sonra bir bilgisayar bilimcisi Alfred Bruckstein, Feynman’dan esinlenerek, karıncaların zigzaglı bir yolu düz bir yola matematiksel olarak nasıl dönüştürdüklerini inceledi. Vardığı sonuç aynıydı: Belli sayıdaki karıncadan sonra, yolun uzunluğu en minimum değerine ulaşmakta, iki nokta arasında olabilecek en kısa mesafeye yani düz bir çizgiye dönüşmekteydi. Karınca biyologların kısa bir süredir gözlemledikleri bu durum, matematiksel olarak da ispatlandı.
Yukarıda anlatılan, elbette büyük ustalık isteyen bir iştir. Çünkü bir insan, kendi boyutuna uyarlanmış böyle bir uzaklık için mutlaka pusula, saat ve hatta kimi zaman çok daha karmaşık aletler kullanmalı ve mükemmel bir matematik bilgisine sahip olmalıdır. Tek başına keşfe çıkan bir karıncanın ise rehberi güneş, pusulası da dalların ve diğer işaretlerin konumudur. Daha sonra bunların şekillerini karıncalar hatırlarlar ve bu sayede de yuvalarına giden en kısa yolu hiç tanımadıkları halde bulabilirler.
Bunu söylemesi kolaydır belki, ama açıklaması çok zordur! Bir beyne sahip olmayan, düşünme ve muhakeme yeteneğinden yoksun bu küçücük canlılar nasıl olup da böyle bir hesap yapabilmektedirler?...
Bir insanın tanımadığı bir ormana bırakıldığını düşünün. Gitmesi gereken yönü biliyor dahi olsa, yolunu bulmakta epey zorlanacaktır ve hatta büyük ihtimalle de kaybolacaktır. Bu arada etrafını dikkatle izleyerek hangi yöne gitmesinin daha uygun olacağını uzun uzun düşünmesi gerekecektir. Karıncalar ise, yol bulma konusunda adeta kodlanmış gibidirler. Sabah besin bulmak için izledikleri yolu, akşam her türlü şart değişmiş olsa bile rahatlıkla bulup izleyerek evlerine dönebilmektedirler.
Mükemmel Av Taktiği
Bazı karınca türleri dişlerini, örümcek yumurtalarını, kırkayakları, böcekleri ve termitleri yemek için kullanırlar. Birçok karınca (örneğin Dacetine), özellikle kanatsız böcekler üzerinde uzmanlaşmıştır. Bu böcekler toprakta ve çürümüş yapraklar içinde sürüler halinde yaşarlar. Çok ihtiyatlı olan böceklerin vücutlarının altında, katlanmış çatal şeklinde uzantılar vardır. Sallanarak doğrulduklarında bu organ onları sanki minyatür bir kanguru gibi havaya ve ileri doğru sıçratır. Dacetine karıncaları ise, bu çok etkili manevrası karşısında çenelerini adeta bir hayvan yakalama tuzağı olarak kullanırlar. Yiyecek arayan karınca, antenleriyle bir böceğin kokusunu aldığında çenesini 180 derece açarak bekler. Çenelerdeki küçük dişlerini, ağzının üst damağına geçirerek kitler. Devamlı olarak antenlerini ileriye doğru atarak onlarla etrafını kolaçan eder. Karınca yavaş yavaş böceğe doğru yaklaşır. Antenleri ona dokunduğunda, artık küçük böcek alt çene dişlerinin ulaşabileceği mesafededir. Karınca damağını indirdiğinde, çenesi birden kapanır ve böcek bir kazığa saplanır gibi dişlerin arasına sıkışır.
Sözkonusu karıncalar avlarını hemen hiç kaçırmazlar, çünkü dünyada refleksi en hızlı olan çeneye sahiptirler.
Gözümüzü kırpma hızımız, tuzakçı karıncanın ısırma süratinin yanında oldukça yavaş kalır. Gözkapağının, kapanması ve açılması saniyenin 1/3’i kadar bir süre alırken, bu karıncaların (Odontomachus bawi) çenesi bunun neredeyse 100 katı hızda çalışır. Gözlenen en hızlı vuruşları 0,33 milisaniyede gerçekleşir.
Tuzakçı karıncaların çene yapıları yaklaşık 1.8 milimetre uzunluğundadır. İç kısımlarında soluk borusuna bağlı içi havayla dolu bir kese bulunur. Bu sistem, dişin çok hızlı hareket etmesini sağlar. Çeneleri minyatür bir fare kapanı gibi işler. Avlanırken, çene tamamen açıktır ve her an kapanmaya hazırdır. Isırma hızı, ısırma işleminin sonuna yakın yavaşlar: Dişlerin birbirine hızla çarpmasını önlemek için, özel kas sistemi ile çene hareketi yavaşlatılır.
Evrim yoluyla, yani bilinçli bir tasarım olmadan ve tesadüfler sonucunda, böyle kusursuz bir avlanma mekanizmasının gelişebilmesi ihtimal dışıdır.
SONUÇ
Tüm bu yaratılış harikaları, insanların günlük hayatın akışı içerisinde, akıllarına dahi getirmedikleri yahut da görüp geçtikleri mucizelerdir
2012 Foton Kuşağı
Yüksek enerjili fotonlardan oluşan büyük bir kuşak. 2012 yılında güneş sistemimiz tüm gezegenleri ile birlikte bu kuşağa girdiğinde dünyamızın ozon deliği onarılacak ve tüm yaşam 3. boyuttan 5. boyuta geçecek. İnsanların 2 sarmallı DNA'ları ikişerli olarak biraraya gelip 12 sarmallı bir DNA'ya sahip olacaklar. Bu olay sırasında tüm insanların chakra'ları açılacak ve duyuları ve algılamaları artacak. Herkes birbirinin düşüncesini okuyabilecek. Bu ilk önce kısa süren bir kaosa neden olacak fakat daha sonra herkes bir düşünce birliği halinde bir araya gelerek, önyargının, yalanın ve kötü düşüncelerin olmadığı bir ortama geçilecek. İnsanlar birbirinin auralarını görebilecekler. 12 sarmallı DNA'ya geçiş sonrası insanlarda hiçbir hastalık kalmayacak, hasta olanlar kendilerini ve birbirlerini iyileştirebilecekler. İnsanlar ölümsüz olacaklar. Ölüm olayı ise fiziksel dünya'da kalmaktan vazgeçip başka bir boyuta geçmeye karar verme şeklinde olacak. Yani, dünya'da geri kalanlar (kalmayı seçenler) ölmeye (başka boyut gitmeye) karar verenlerin ortadan bir anda kaybolduğunu görecekler. Fiziksel dünyamızda kalmayı seçen insanların ışık bedenleri olacak ve bu cennete benzeyen ışıklı dünyada çok güzel vakit geçirecekler. Fiziksel olarak 2000 yıl sürecek olan bu olay sonrasında foton kuşağı güneş sistemimizi terkedecek.
Foton kuşağı ilk kez ingiliz astronom Edmund Halley (1656-1742) yılında Pleiades takımyıldızlarını kuşatan gazımsı bir kuşak olarak gözlendi (Halley kuyruklu yıldızını da keşfeden astronom). Fredrick Wilhelm Bessel ise foton kuşağının dönüş hızını keşfetti (herbir yüzyılda 5.5 derece saniye). Jose Comas Sol Pleiades takımyıldızındaki güneş sistemlerini keşfetti. Paul Otto Hesse foton kuşağının kalınlığını saptadı (2000 ışık yılı). Güneş sistemimiz her 25.860 yılda bir Pleiades çevresinde bir tur dönmektedir. Yani, yaklaşık olarak her 12.500 yılda bir güneş sistemimiz bu foton kuşağının içine girer. Güneş sistemimizin foton kuşağının içindeki yolculuğu 2000 sene kadar sürer. Yani, foton kuşağından çıktıktan sonra tekrar foton kuşağına girmek için 10.500 yıl geçmektedir. Bu devrelerin alt devreleri de vardır ama üst devre 206 milyon yıl sürer.
Foton kuşağının kendisinin de aurası var ve ilk aura katmanına (enerji seviyesine) 1962 yılında dünyamız (ve tüm güneş sistemimiz) girmiş durumda. Yani şu anda foton kuşağının düşük enerjili ilk kısmının içinde bulunuyoruz. Dünya'mız ikinci enerji seviyesine ise 1987 yılında girdi. 2012 yılında üçüncü enerji seviyesine girmesi sırasında 110-144 saat (5-6 gün) boyunca karanlıkta kalacağız. Üçüncü enerji seviyesine (foton kuşağının kendisinin bulunduğu esas enerjili kısım) girildiğinde ise karanlık sona erecek ve artık hiç gece olmayacak yeryüzünde. Sırasıyla yazarsak:
1. gün: 21 Aralık 2012'de kör bölgeye giriş, tüm canlıların beden tipinin değişmesi, hiçbir elektrik aygıtının çalışmaması, tam karanlık
2. gün: Atmosfer basıncının düşmesi, herkesin kendisini şişmiş hissetmesi, Güneş'in yeterli ısıtamaması, dünya ikliminin soğuması (buzul çağı soğuğu)
3.-4. gün: Atmosferin şafak vakti gibi sönük bir ışıkla aydınlanması, foton etkisinin başlaması, foton enerjili aygıtların çalışabilir hale geçmesi, yıldızların yeniden gökyüzünde belirmeleri.
5.-6. gün: 24 saatlik gündüz devresine giriş, kör bölgeden çıkıp ana foton kuşağına giriş, tüm canlıların güçlenip zindeleşmeleri, dünya ikliminin ısınması, foton ışınıyla çalışan gemilerin uzayda yolculuk yapmaya başlaması, telepati, telekinezi gibi psişik yeteneklerin ortaya çıkışı (uyanış, süperbilinç).
Kısaca, foton kuşağı dünya'daki tüm yaşam için çok büyük bir faydası olan, yüksek enerjili fotonlardan oluşan devasa bir kemer. Güneş sistemimiz bu kuşağa girdiği zaman tekrar çıkması 2000 sene sürecek. Foton Kuşağı (Manaşik Halka) kendi etrafındaki dönüşünü 25.860 yılda bir tamamlamakta ve güneş sistemimiz her bir 10.500 yılda bir foton kuşağına girmekte. Foton kuşağı torus şeklinde (araba lastiği biçiminde) bir kemer ve bunun kalınlığı (çapı değil, kemerin kalınlığı) 2000 ışık yılı. Önemli bir husus elektrikli hiçbir aygıtın ise foton kuşağına girildikten sonra hiçbir şekilde çalışmaması. 2000 yıl boyunca sürecek olan safhada elektrik enerjisi ile çalışacak araca ihtiyaçta olmayacak zaten. Çünkü süperbilinç halinde olma hali ve foton enerjisi kullanabilecek teknoloji ile elektrik enerjisini kullanmaya ihtiyacımız olmayacak.
Foton kuşağı (Photon Belt) konusunda daha detaylı bilgi için Virginia Essene'nin "Galaktik İnsan" kitabını tavsiye edebiliriz.
KArıncalar-1
Böcek türlerinin en "sosyal"lerinden biri olan karıncalar, son derece iyi "örgütlenmiş" bir düzen içinde, "koloniler" denen topluluklar halinde yaşarlar. Örgütlenmeleri öyle gelişmiş bir düzen içindedir ki, bu açıdan insanlarınkine benzer bir uygarlığa sahip oldukları bile söylenebilir.
Karıncalar besinlerini üretip depolarken, yavrularını gözetir, kolonilerini korur ve savaşırlar. Hatta "terzilik" yapıp, "tarım"la uğraşan, "hayvan yetiştiren" koloniler bile vardır. Aralarında çok güçlü bir iletişim ağı bulunan bu hayvanlar, toplumsal örgütlenme ve uzmanlaşma açısından bakıldığında, hiçbir canlı ile kıyaslanamayacak üstünlüktedirler.
Günümüzde toplumsal örgütlenmeleri sağlamak, sosyo-ekonomik sorunlara kalıcı çözümler bulabilmek için kurulan "düşünce grupları"nda (think-tankler), üstün zeka ve eğitim düzeyine sahip araştırmacılar geceli gündüzlü çalışmalar yapmaktadırlar. İdeologlar asırlardır sosyal modeller üretmektedirler. Bunca yoğun çabaya rağmen dünya geneline baktığımızda, henüz ideal bir sosyo-ekonomik toplum düzenine ulaşılabilmiş değildir. İnsan toplulukları içinde daima rekabete ve kişisel çıkarlara dayalı bir düzen anlayışı olduğundan, kurulan düzenlerin kusursuz olması hiçbir zaman mümkün olamamaktadır. Oysa karıncalar kendileri açısından en ideal olan sosyal sistemi milyonlarca sene öncesinden günümüze kadar hiçbir aksaklığa meydan vermeden sürdüregelmişlerdir.
Peki bu milimetrik canlılar nasıl oluyor da böyle bir düzeni sağlayabiliyorlar? Bu mutlaka cevap aranması gereken bir sorudur.
Bu soruya cevap vermeye çalışan evrimciler, karıncaların 80 milyon yıl önce arkaik bir yabanarısı türü olan "Tiphiidae"den türediklerini, 65-40 milyon yıl önce aniden "kendi iradeleriyle" sosyalleşmeye başladıklarını ve böceklerin evriminin en üst basamağını oluşturduklarını iddia ederler. Ancak bu sosyalleşmenin sebeplerini ve oluşumunu herhangi bir şekilde açıklamazlar. Çünkü evrimin temel mekanizması, hayatlarının devamı için canlıların birbirleriyle kıyasıya mücadele etmelerini gerektirmektedir. Buna göre her tür ve o türün içindeki her birey yalnızca kendisini ve kendi yavrularını düşünür. (Yavrularını düşünmeye neden ve nasıl başladığı sorusu da Evrim için ayrı bir çıkmazdır, ama şimdilik bu noktayı atlıyoruz.) Bu tür bir "evrim kanunu"nun nasıl olup merkezinde fedakarlığın yer aldığı bir sosyal sistemi oluşturabileceği sorusu elbette cevapsızdır.
Yanıtlanması gereken sorular bu kadarla sınırlı değildir. Bir milyon tanesinin sinir hücrelerinin toplamı ancak 20 gram olan bu canlılar, "aniden" gruplar halinde sosyalleşme kararı almış olabilirler mi? Veya böyle bir karara vardıktan sonra toplanıp bu gruplaşmanın kurallarını belirleyebilirler mi? Belirlediklerini kabul etsek bile, hepsi bu yeni sisteme itirazsız itaat eder mi? Bütün bu imkansızları gerçekleştirdikten sonra mı milyonlarca üyeli koloniler kurup ileri bir sosyal düzen sağlayabilmişlerdir?
Peki bu mücadele içinde bir "kast sistemi" nasıl ortaya çıkmıştır? Öncelikle şu sorunun cevaplanması gerekir: Kraliçe ve işçi farkı nasıl ortaya çıkmıştır? Evrimciler bu noktada, işçilerin arasından bir grubun çalışmayı bıraktıklarını ve uzun bir zaman dilimi içinde genetik farklılıklar yaşayarak işçi karıncalardan farklı bir fizyolojiye sahip olduklarını öne süreceklerdir. Ancak bu dönüşüm süreci içinde sözkonusu "kraliçe adayları"nın nasıl beslendiği sorusu karşımıza çıkmaktadır. Çünkü kraliçe karıncalar yiyecek aramazlar, işçilerin getirdikleri besinlerle beslenirler. Eğer bazı işçiler kendilerini "kraliçe" olarak görmeye başlamış olsalar bile, bu hiyerarşi nasıl ve neden diğer işçiler tarafından kabul edilmiştir? Dahası, neden bu kraliçeyi beslemeye razı olmuşlardır? Evrim’e göre içinde bulundukları "yaşam mücadelesi", yalnızca kendilerini düşünmelerini öngörmektedir çünkü.
Tüm böcekler hayatlarının büyük kısmını yiyecek aramakla geçirirler. Yiyecek bulurlar, yerler, yeniden acıkır, yeniden ararlar. Bir de tehlikelerden kaçarlar. Evrim’i kabul ettiğimizde, karıncaların da bir zamanlar böyle "bireysel" yaşadıklarını fakat milyonlarca yıl önce bir gün sosyalleşmeye karar verdiklerini kabul etmemiz gerekir. Aralarında ortak bir iletişim yokken -çünkü iletişim Evrim’e göre sosyalleşmenin bir sonucudur- bu sosyal düzeni "kurmaya" nasıl "karar verdikleri" sorusunun ise hiçbir cevabı yoktur. Dahası, bu sosyalleşme için gerekli olan genetik farklılaşmayı nasıl elde ettikleri sorusunun da hiçbir bilimsel izahı yoktur.
Tüm bunlar bizi tek bir noktaya götürmektedir: Karıncaların milyonlarca yıl önce günlerden bir gün "sosyalleşmeye" başladıklarını iddia etmek, aklın ve mantığın tüm temel kurallarını çiğnemek demektir. Konunun tek açıklaması ise şudur: Detaylarını ileriki bölümlerde göreceğimiz sosyal düzen karıncalarla birlikte yaratılmıştır ve yeryüzündeki ilk karınca kolonisinden bugüne dek bu sistem değişmemiştir.
Sosyal Hayat
Karıncaların koloniler halinde yaşadıklarından ve aralarında mükemmel bir işbölümünün hakim olduğundan bahsetmiştik. Sistemlerini daha yakından incelediğimizde, oldukça orjinal bir toplum yapısına sahip olduklarını da göreceğiz. Ayrıca bir çok yönden insanlardan daha fazla fedakar oldukları da dikkatimizi çekecektir. En ilgi çekici yönlerinden biri ise-insanlarla karşılaştırmak gerekirse-bizim toplumlarımızda görülen zengin-yoksul ayrımı, iktidar mücadelesi gibi kavramları bilmemeleridir.
Karıncalar üzerine uzun yıllar araştırma yapmış pek çok bilim adamı, onların ileri sosyal davranışları konusuna henüz bir açıklık getirememiştir. Washington Carnegie Enstitüsü Başkanı Dr. Caryl P. Haskins’in bu konudaki samimi itirafı şöyledir:
60 yıllık araştırma ve çalışmadan sonra hala karıncaların detaylı sosyal davranışlarına hayret ediyorum. Koku ve vücut lisanına dayalı karmaşık fakat kendilerinin kolayca anlayabileceği bir sistem oluşturmuşlar. Karıncalar bizim hayvan davranışlarını incelememiz için iyi bir model oluşturuyor.
Karıncaların bazı kolonileri, nüfus ve yaşama alanı açısından o kadar geniştir ki; bu denli büyük bir alanda kusursuz bir düzen oluşturabilmeleri açıklanabilecek gibi değildir. Bu açıdan Dr. Haskins’e hak vermemek olanaksızdır.
Bu geniş kolonilere bir örnek olarak Afrika’nın İshikari sahilinde yaşayan, Formica Yesensis adındaki karınca türünü verebiliriz. Bu karınca kolonisi 2,7 km2 alanda, birbirine bağlı 45 bin adet yuvada yaşar. Yaklaşık 1.080.000 kraliçe ve 306.000.000 işçiye sahip olan koloniyi, araştırmacılar, "Süper Koloni" olarak isimlendirmektedirler. Koloni içinde tüm üretim araçlarının ve yiyeceklerin düzenli bir biçimde takas edildiği ortaya çıkarılmıştır.
Çok geniş bir alana yayılarak yaşamalarına rağmen, ebatları da düşünüldüğünde, karıncaların hiçbir karışıklık çıkarmadan düzeni korumalarını açıklamak oldukça zordur. Düşünün ki, bugün düşük nüfuslu ve uygar bir ülkede bile asayişi sağlamak, toplum düzenini devam ettirebilmek için çeşitli kuvvet birimlerine başvurulmaktadır. Bu birimlerin başlarında da mutlaka kendilerini yönlendiren, yöneten bir idari kadro bulunmaktadır. Bütün bu yoğun çabalara rağmen gerekli düzenin eksiksiz olarak sağlanamadığı da gözlemlenebilmektedir.
Karınca topluluklarında ise ne polis, ne jandarma, ne de bekçiye gerek duyulmamaktadır. İlk bakışta kolonilerin hakimleri olarak düşünülen kraliçelerin de tek görevlerinin soyu devam ettirmek olduğunu düşünürsek; bir liderleri, yöneticileri de bulunmamaktadır. Dolayısıyla aralarında emir-komuta zincirine dayalı bir hiyerarşi yoktur. Peki o halde bu düzeni bir sistem üzerine oturtan ve devamlılığını sağlayan kimdir?
Kast sistemi
İstisnasız her karınca topluluğu kast sistemine kesin olarak bağlılık gösterir. Bu kast sistemi, bir koloni içinde üç ana bölümden meydana gelir.
Birinci kastın üyeleri üremeyi sağlayan kraliçeler ve erkeklerdir. Bir kolonide birden çok kraliçe olabilir. Kraliçe, üreme ve böylece koloniyi oluşturan bireylerin sayısını arttırma görevini üstlenmiştir. Diğer karıncalardan vücutça daha iridir. Erkeklerin görevi ise, yalnızca kraliçeyi döllemektir. Nitekim bunların tamamına yakın bölümü çiftleşme uçuşundan sonra ölür.
İkinci kastın üyeleri askerlerdir. Bunlar, koloninin korunması, yeni yaşam alanları bulunması ve avlanma gibi görevleri üstlenirler.
Üçüncü kast ise, işçi karıncalardan oluşur. İşçilerin hepsi kısır birer dişidir. Ana karıncaya ve yavrularına bakar, onları temizler ve beslerler. Bunun dışında koloninin tüm diğer işleri de işçilerin sorumluluğundadır. İşçiler yuvaları için yeni koridorlar, galeriler inşa eder, yiyecek arar ve yuvayı sürekli temizlerler.
İşçi ve asker karıncalar da kendi aralarında küçük bölümlere ayrılırlar. Bunlar köleler, hırsızlar, yetiştiriciler, inşaatçılar, toplayıcılar gibi isimlerde adlandırılırlar. Her grubun farklı bir görevi vardır. Bir grup tamamen düşmanlarla savaşmaya ya da avlanmaya yönelirken, diğer bir grup yuva inşa eder, bir diğeri de bakım işleriyle uğraşır.
Bütün bunların sonucunda ortaya çıkan şudur: Karınca topluluklarında her birey kendi üzerine düşeni eksiksiz olarak yapmaktadır. Hiçbiri bulunduğu mevkiyi, yaptığı işin niteliğini problem edinmeden sadece kendisine verilen görevi yerine getirmektedir. Önemli olan koloninin devamlılığıdır.
Bu sistemin nasıl oluştuğunu düşündüğümüzde ise kaçınılmaz olarak Yaratılış gerçeğine varırız.
Nedenini açıklayalım: Ortada kusursuz bir düzen olduğunda, mantıksal olarak, bu düzenin mutlaka planlayıcı bir akıl tarafından kurulmuş olması gerektiği sonucuna varırız. Örneğin bir orduda disiplinli bir düzen vardır; bu düzenin orduyu yöneten subaylar tarafından kurulduğu ise açıktır. Ordudaki her bireyin tesadüfen biraraya gelerek kendi kendilerini organize ettiklerini, rütbelere ayırdıklarını ve bu rütbelere uygun davrandıklarını varsaymak ise kuşkusuz saçma bir düşünce olur. Dahası, ordudaki mevcut düzenin kusursuz bir biçimde devam edebilmesi için de, düzeni kurmuş olan subayların bu düzeni denetlemeye devam etmeleri gerekir. Aksi halde, sadece erlere bırakılan bir ordu, ne denli disipline edilmiş olursa olsun, kısa sürede disiplinsiz bir güruha dönüşür.
Aynı koloni içindeki farklı kastlara mensup karıncalar, fiziksel olarak da çok farklı görünümlerde olurlar. Herbiri yapacağı ise uygun bir fiziksel yapıya sahiptir.
Karıncalarda da aynen ordu disiplinine benzer bir disiplin vardır. Kritik olan nokta ise, ortada hiçbir "subay"ın, yani hiçbir düzenleyici yöneticinin olmayışıdır. Karınca topluluğu içindeki farklı kast sistemleri görevlerini kusursuz bir biçimde yürütürler, ama bunları düzenleyen gözle görünür bir "merkezi irade" yoktur.
Bu irade, o denli müthiş bir planlama gerçekleştirmiştir ki, inceledikçe insanları hayran bırakmaktadır. Bu hayranlık ve şaşkınlık zaman zaman çeşitli şekillerde, araştırmacılar tarafından da ifade edilmiştir. Böylesine mükemmel sistemin tesadüfler sonucu meydana geldiğini iddia etmekten çekinmeyen evrimciler de, bu sistemin merkezinde yer alan özverili tavırları açıklamakta aciz kalmaktadırlar. Bilim ve Teknik dergisinde konuyla ilgili olarak yayınlanan bir makalede yazılanlar, bu acizliği bir kez daha gözler önüne sermektedir:
Sorun, canlıların niye birbirlerine yardım ettikleridir. Darwin’in teorisine göre; her canlı kendi varlığını sürdürmek ve üreyebilmek için bir savaş vermektedir. Başkalarına yardım etmek, o canlının sağ kalma olasılığını bağıl olarak azaltacağına göre, uzun vadede evrimde bu davranışın elenmesi gerekirdi. Oysa canlıların özverili olabilecekleri gözlenmiştir.
Özveri olgusunu açıklamanın klasik bir şekli, bunun grubun veya türün çıkarına olduğu özverili bireylerden oluşan toplulukların bencil bireylerden oluşan topluluklara kıyasla evrimde daha başarılı olacağıdır. Ancak bu teoride belirtilmeyen nokta, özverili toplulukların bu özelliklerini nasıl koruyacaklarıdır. Öyle bir toplulukta belirecek tek bir bencil bireyin, kendisini feda etmeyeceği için bir sonraki kuşaklara bencillik özelliklerini daha yüksek oranlarda aktarabilmesi gerekir. Bir diğer belirsiz nokta da, eğer evrim topluluk düzeyinde oluyorsa, bu topluluğun boyutlarının ne olacağıdır. Aile mi, sürü mü, tür mü, yoksa sınıf mı? Aynı anda birden fazla seviyede evrim olsa bile çıkarlar çelişince sonuç ne olacaktır?
Karıncalar Kapıcılık Yapabilir mi?
Karınca kolonilerindeki sistemin detaylarını incelediğimizde, bu sistemi kuran ve yöneten, gözle görülmeyen iradenin gücünü daha somut bir biçimde hissederiz. Şimdi bu detaylara bir göz atalım.
Karınca yuvalarının dış dünya ile bağlantıları, genellikle sadece bir karıncanın geçebileceği genişlikteki küçük bir delik vasıtasıyla sağlanır. Bu deliklerden geçmek ise bir "izine" tabidir. Koloni içinde sayıları çok fazla olmayan ve tek görevi "kapıcılık yapmak" olan karıncalar vardır. "Kapıcılar" giriş deliğine tam uyan geniş baş yapılarıyla, canlı bir tıkaç vazifesi görürler. Dahası, bunların baş kısmının rengi ve deseni etraftaki ağaçların kabuklarıyla aynıdır. Kapıcı, giriş deliğinde saatlerce oturur ve sadece kendi kolonisinden olduğunu anladığı karıncaların girişine izin verir.
Anlaşılan, binaları korumak için kapıcı bulundurma fikri insanlardan önce, vücutlarının en güçlü bölümüyle girişi kapayan, aynı zamanda kendini kamufle eden ve doğru "parolayı" söylemeyenleri içeri almayan kapıcı karıncalar tarafından uygulamaya konmuştur.
Yukarıda bahsettiğimiz kapıcı karıncanın kafasının tam deliğe uygun olmasının, rengi ve deseninin çevreyle uyum içinde bulunmasının, tanımadığı hiç kimseyi içeri almamasının kendi isteğine bağlı olamayacağı çok açıktır. Karıncanın bedenini bu şekilde tasarlayan ve yaptığı işe ona ilham eden bir akıl sahibi vardır mutlaka. Karıncanın bu görevlerini tek başına düşünebildiğini ve hiç bıkmadan ve vazgeçmeden kapıcılık yapmayı aklettiğini söylemek, kuşkusuz makul bir açıklama olamaz.
Düşünelim: Bir karınca niye kapıcı olmak istesin ki? Üstelik bir seçim hakkı olsa, neden en zahmetli ve en özveri gerektiren işi tercih etsin? Bu tür bir imkanı olsa, kendisine en rahat ortamı ve en iyi hizmeti sağlayacak bir görevi tercih ederdi şüphesiz. Ancak karıncaları yaratan, sanatındaki çarpıcılığı göstermek için, böyle mükemmel bir koloni yaşamı tasarlamış ve bu sistemi oluşturan karınca topluluğuna da belirli görevler vermiş olabilir.
Evrim teorisine göre ise karıncaların her alanda gelişme göstermesi ve çok daha rahat yaşayabilecekleri bir kasta dahil olmak için uğraşmaları gerekmektedir. Oysa kapıcı karıncaların bu yönde bir çabası hiç olmamaktadır ve tüm ömürleri boyunca, kendilerine ilham edileni kusursuzca yerine getirmektedirler.
Uzman Karıncalar
Karıncalarda organizasyon, belirli bir işte uzmanlaşma ve iletişim, neredeyse insanlar arasında olduğu kadar başarılıdır. Öyle ki, insanlar bugün karıncalar arasındaki uyumlu sistemi örnek almaktadırlar. Aşağıdaki alıntı bu konuyu örneklendirmektedir:
Bilgisayar uzmanları bugün, karıncalardaki kollektif davranış biçimlerini laboratuvarlarda robotlarla üretmeye çalışıyorlar. Çok gelişmiş, ileri programlar yerine, kendi aralarında işbirliği yapan, "basit" enformatik unsurlardan oluşan robotlar üzerinde yoğunlaşıyorlar. Bu çalışmalarda temel ilke aynı: Çok gelişmiş bir robot oluşturmak yerine, daha az "zeki" bir sürü robot geliştirmek, ama bunlardan tıpkı karınca kolonisinde olduğu gibi en "karmaşık" görevleri üstlenmelerini beklemek... Bu robotlar tek tek ele alındıklarında "zeka" açısından çok gelişmiş olmayacaklar, ama ortak hareket dürtüsüyle işbölümünü gerçekleştirecekler. Çünkü, en basit enformatik bilgileri birbirleriyle değiş tokuş etme yeteneğine sahip olacaklar. Bir karınca kolonisindeki hayat ve işbölümü tarzı , NASA’yı bile etkilemiş... Kuruluş, Mars gezegenindeki araştırmalar için gelişmiş bir tek robot göndermek yerine, birçok karınca-robot göndermeyi planlıyor. Böylece birkaç tanesi tahrip olsa bile, ekibin ayakta kalanları görevlerini tamamlayabilecekler.
Bu açıklamalardan sonra, "uzman karıncalar"ın dünyasından ilginç bir örneğe göz atalım.
Grup Halinde Yaşamak Karıncaları Nasıl Etkiler?
Karıncalarda işbirliğinin en belirgin örneği, bir işçi karınca türünün (Lasius Emarginatus) davranışlarıdır. Bu türün bireylerinin birbirlerine karşı ilginç bir bağlılıkları vardır. Toprakla uğraşan gruba ait dört işçi karıncanın, büyük gruptan ayrıldığında faaliyetleri hızla devam eder. Fakat dördünün aralarına cam, taş gibi birbirlerini görmelerine engel olan bir cisim girdiğinde çalışma tempoları düşer.
Başka bir örnek de, ateş karıncalarının gruplarından ince bir bariyerle ayrıldığında hemen bu engeli delerek koloninin diğer üyelerine ulaşmaya çalışmalarıdır.
Ayrıca grubun sayısı değiştiğinde de, karıncaların davranışlarında pek çok farklılıklar görülür. Yuvadaki karınca sayısı arttığında, her bir üyenin faaliyetlerinde artış olduğu gözlenmektedir. İşçi karıncalar grup olarak biraraya geldiğinde, toplanıp sakinleşirler ve az enerji harcarlar. Bazı karınca türlerinde sayı yükseldikçe, harcanan oksijen miktarının düştüğü tesbit edilmiştir.
Karıncalar gruplar halinde yaşayabilen canlılardır. Tek başlarına hayatlarını sürdürmeleri mümkün değildir.
Bütün bu örneklerin bize gösterdiği, karıncaların tek başlarına yaşamayı başaramayacaklarıdır. Bu küçük yaratıklar, ancak gruplar hatta koloniler halinde yaşayabilecek özelliklerle yaratılmışlardır. Bu da bize evrimcilerin, karıncaların sosyalleşme süreci ile ilgili iddialarının ne kadar gerçek dışı olduğunu göstermektedir. Çünkü, karıncaların ilk varoldukları zamanlarda tek başlarına yaşayıp da, sonradan sosyalleşerek koloniler oluşturmuş olmaları mümkün değildir. Böyle bir ortamla karşılaşan bir karıncanın hayatını sürdürmesi imkansız hale gelmektedir. Hem üreyebilecek, hem kendine ve larvalarına uygun bir yuva yapacak, hem kendisini ve tüm ailesini besleyecek, hem kapıcılık, hem askerlik yapacak, aynı zamanda larvaları yetiştiren bir işçi olacak... Son derece geniş bir işbölümü gerektiren bütün bu işleri, bir zamanlar bir veya bir kaç karıncanın yaptığını söyleyemeyiz. Üstelik tüm bu zahmetli işlerle uğraşırken, bir yandan da sosyalleşme yönünde çaba harcadıklarını düşünmek imkansızdır.
Bu durumda anlaşılan şudur: Karıncalar ilk yaratıldıkları günden beri sosyal bir sistem içinde ve gruplar halinde yaşayan varlıklardır.
Örnek Bir Karargah
Önceki sayfalarda verdiğimiz ordu örneğini biraz genişletelim. Şaşırtıcı derecede büyük ama aynı zamanda tam bir düzenin hakim olduğu bir karargaha geldiğinizi düşünün. İçeri girmeniz imkansız gibi görünüyor, çünkü kapılardaki güvenlik görevlileri tanımadıkları hiç kimseyi içeri almıyorlar. Bina çok sıkı denetlenen bir güvenlik sistemiyle korunuyor.
Ama bir şekilde içeri girdiğinizi farzedin. İçeride çok sistemli ve dinamik bir faaliyet dikkatinizi çekecek; çünkü binlerce asker çok düzenli bir şekilde işlerini yapıyorlar. Bu düzenin sırrını araştırdığınızda, binanın, içindekilerin çalışmasına son derece uygun şekilde dizayn edildiğini farkediyorsunuz. Her iş için özel bölümler var ve bu bölümler, askerlerin çalışmasına en uygun şekilde tasarlanmış. Örneğin bina yerin altına doğru katlar halinde iniyor ama güneş enerjisine ihtiyaç duyan bölüm, güneşi en geniş açıyla alabileceği yere yerleştirilmiş. Ayrıca sürekli bağlantı içinde olması gereken bölümler de ulaşımın en kolay olacağı şekilde, birbirlerine çok yakın olarak inşa edilmiş. Fazla maddelerin yığıldığı depolar, binanın yan tarafında ayrı bir bölüm olarak dizayn edilmiş. İhtiyaçların saklandığı ambarlar ise rahat ulaşılabilecek yerlerde. Tam binanın ortasında da, gerektiğinde herkesin toplanabileceği geniş bir salon var.
Karargahın özellikleri bunlarla bitmiyor. Bina, büyüklüğüne rağmen eşit bir şekilde ısınıyor. Çok gelişmiş bir merkezi ısıtma sistemi sayesinde, sıcaklık gün boyunca olması gerektiği derecede sabit kalabiliyor. Bunun bir nedeni de, binada her türlü hava koşuluna karşı geliştirilmiş, son derece etkili bir dış yalıtım uygulanması.
Bu tarz bir karargahın nasıl ve kimler tarafından dizayn edildiği sorulsa, herkes üstün teknoloji ve profesyonel bir ekip çalışması ile olduğunu söyler. Çünkü böyle bir karargah, ancak belirli bir eğitim, kültür, akıl ve zeka düzeyine sahip kişiler tarafından yapılmış olabilir.
Oysa bahsettiğimiz bu karargah aslında bir karınca yuvasıdır.
Bu tip bir karargah meydana getirebilmek için gerekli bilgiyi edinmek, insan ömrünün uzunca bir bölümünü kapsar. Oysa yumurtadan çıkan bir karınca görevini o anda bilmekte ve hiç vakit kaybetmeden uygulamaya geçirmektedir. Bu durum, karıncaların bu bilgilere henüz dünyaya gelmeden sahip olduklarını gösterir.
Karıncalarda Oto-Organizasyon
Karıncalar dünyasında bir şef veya plan-program yoktur. En önemlisi de, daha önce söylediğimiz gibi emir-komuta zincirinin olmamasıdır. Müthiş gelişmiş bir oto-organizasyon sayesinde bu toplumdaki en karmaşık görevler bile hiç aksamadan yerine getirilir. Şöyle bir örnek verebiliriz:
Kolonide yiyecek sıkıntısı başgösterdiğinde, işçi karıncalar hemen "besleyici" karıncalara dönüşürler ve yedek midelerindeki besin maddeleriyle diğerlerini beslemeye başlarlar. Kolonide besin fazlası söz konusu olduğunda ise, hemen bu kimliklerinden sıyrılıp, yeniden işçi karıncalar haline dönüşürler.
Burada gösterilen fedakarlık gerçekten de ileri bir seviyededir. İnsanlar dünya üzerindeki açlık tehlikesiyle mücadelede bir türlü başarı elde edemezken, karıncalar bu işe pratik bir çözüm bulmuşlardır: Yiyecekleri dahil herşeyi paylaşmak. Evet bu gerçek bir fedakarlık örneğidir. Hiç bir karşılık beklemeden, yediği yiyeceğe kadar herşeyini karşısındaki karıncanın varlığını sürdürebilmesi için hiç düşünmeden verebilmek, evrim teorisinin açıklayamadığı, doğadaki fedakarlık örneklerinden sadece biridir.
Karıncalarda aşırı nüfus diye bir problem de söz konusu değildir. Bugün insanoğlunun metropolleri, göçler, altyapı eksiklikleri, kaynakların yanlış kullanımı ve işsizlik nedeniyle yaşanmaz hale gelirken, karıncalar 50 milyon nüfusu barındıran yeraltı kentlerini müthiş bir düzen içinde hiç bir şeyin eksikliğini hissetmeden yönetebilirler. Her karınca çevresindeki koşullarda meydana gelen değişikliklere anında uyum gösterir. Böyle bir şeyin gerçekleşebilmesi için, karıncaların kesinlikle fiziksel ve psikolojik anlamda özel olarak programlanmış olmaları gerekmektedir.
Yuva yapımının ilk aşamasında, koloni üyeleri, ince bir giriş deliği açtıktan sonra bu deliğin ilerisini bir bölmeler labirenti haline dönüştürürler. Bu bölmelerin çoğunda bakteri bahçeleri mevcuttur. Bu bahçeler genelde yüzeye yakın olan bölmelerde yer almaktadırlar. Daha derinde ve daha geniş olan bölmelerde ise bitki artıklarının çürümüş halleri vardır. Bu deliklerin (odaların) bazıları, değişik bir şekilde organik maddelerden ziyade toprak içermektedir. Sanki zararlı atıkları örtmek için gerekli olan bir katman hazırlanmış gibi... Sıcak hava bu istenmeyen bölmelerden yukarıya doğru yükselir. Serin, bol oksijenli hava yuvanin içinde itilir ve yuvanin üstüne kadar çıkar. Bu sistem havalandırma ve yol açma için kullanılır. Bu delikli ve mağarasal tünellerin çevresi yuvanın girişinden 7.5 metre genişlikteki bir kemer gibidir.Burada göz önünde bulundurulması gereken en önemli şey ise, bu metropolün, herhangi bir mimari ve zirai eğitim almamış olan karıncalar tarafından inşa edilmiş olduğudur.
Toplulukta iletişim
Son yüzyılda karıncalar üzerinde yapılan bilimsel araştırmalar, bu küçük hayvanların arasında inanılması zor bir iletişim ağının var olduğunu ortaya koymuştur. National Geographic dergisinde yayınlanan bir makalede bu konudan şöyle bahsedilmektedir:
Büyük veya küçük herhangi bir karınca, başındaki karmaşık duyu organlarıyla, milyonlarca hatta daha fazla kimyasal ve görsel sinyalleri yakalar. Beyin 500.000 sinir hücresi içerir; gözler birleşiktir; antenler insandaki burun ve parmak ucu gibi hareket eder. Ağzın altındaki projeksiyonlar tadı algılar, kıllar dokunmaya karşılık verir.
Bizler farkına varmasak da karıncalar, hassas duyu organları sayesinde oldukça değişik iletişim yöntemleri kullanırlar. Avlarını bulmaktan birbirlerini takip etmeye, yuvalarını kurmaktan savaşmaya kadar hayatlarının her anında bu duyu organlarını çalıştırırlar. 2-3 milimetrelik vücutlarının içerisine sığdırılmış 500.000 sinir hücresiyle, biz akıl sahibi insanları şaşırtacak bir iletişim sistemine sahiptirler. Burada dikkat edilmesi gereken husus; bahsedilen yarım milyon sinir hücresi ve karmaşık iletişim sisteminin, neredeyse insanın milyonda biri küçüklüğündeki bir karıncaya ait olmasıdır.
Karıncalar, arılar ve termitler gibi koloni halinde yaşayan sosyal canlılar üzerinde yapılan araştırmalarda, bu hayvanların iletişim sürecindeki tepkileri belli başlı kategorilere ayrılmıştır. Bunları şöyle sıralayabiliriz: Alarma geçme, toplanma, temizlenme, sıvı besin değişimi, gruplaşma, tanıma, kast belirleme...
Okuduğunuz bu çeşitli tepkilerle düzenli bir toplum yapısı oluşturan karıncaların, karşılıklı haber alışverişine dayalı bir hayatları vardır ve bu alışverişi sağlamada hiçbir zorluk çekmezler. İnsanların kimi zaman konuşarak halledemediği, anlaşma sağlayamadığı konularda (toplanma, paylaşma, temizleme, savunma vs. gibi) karıncaların etkileyici iletişim sistemleriyle, yüzde yüz başarılı olduklarını söyleyebiliriz.
Karınca Grupları Arasında Bilgi Alış-Verişi
Yeni keşfedilen bir besin kaynağına ilk önce öncü karıncalar gider. Daha sonra, feromen denen ve iç salgı bezlerinde salgıladıkları bir sıvı sayesinde diğer karıncaları da çağırırlar. Yiyeceğin üzerindeki kitle kalabalıklaşınca işçilere, yine bu feromen salgısı vasıtasıyla bir sınır konur. Bulunan besin çok küçük veya uzakta ise, öncüler sinyal vererek besine ulaşmaya çalışan karıncaların sayısında ayarlama yaparlar. Eğer güzel bir besin bulunmuşsa karıncalar daha çok iz bırakmaya çaba sarfederler, böylece yuvadan daha fazla karınca avcılara yardım etmeye gelir. Her ne olursa olsun, besinin kullanılıp yuvaya taşınmasında hiç bir aksaklık çıkmaz. Çünkü ortada tam bir "ekip çalışması" vardır.
Başka bir örnek, bir yuvadan başka bir yuvaya göç eden kaşif karıncalarla ilgilidir. Bu karıncalar, buldukları yeni yuvadan eski yuvaya doğru iz bırakarak ilerlerler. Diğer işçiler yeni yuvayı incelerler ve ikna olurlarsa, onlar da kendi feromenlerini (kimyasal izlerini) eski izin üstüne eklerler. Böylece iki yuva arasında gidip gelen karıncaların sayısı artar ve bunlar yuvayı hazırlarlar. Bu çalışmalar esnasında, işçi karıncalar da boş durmaz, aralarında belli bir organizasyon ve işbölümü yaparlar. Yeni yuvayı belirleyen karıncaların görev paylaşımı şöyledir:
(1) Yeni bölgede toplayıcı görevi üstlenen karıncalar bulunur.
(2) Yeni bölgeye gelip nöbet tutan bir grup vardır.
(3) Toplanma talimatını almak için nöbetçi karıncaları izleyen karıncalar vardır.
(4) Bir grup da bölgede detaylı araştırma yapar.
Kuşkusuz bu kusursuz hareket planının karıncalar tarafından ilk var oldukları günden bu yana uygulanabiliyor olmasını hiç sorgulamadan kabullenemeyiz. Çünkü böyle bir planın gerektirdiği işbölümünün, yalnızca kendi yaşamını ve çıkarlarını düşünen bireyler tarafından uygulanması da imkansızdır. O halde akla şu soru gelmektedir: "Bu planı karıncalara milyonlarca seneden beri kim ilham etmektedir ve uygulamalarını kim sağlamaktadır?" Bu hareket planının gerektirdiği son derece üstün grup iletişiminin işleyebilmesi için elbette büyük bir akıl ve güç sahibine ihtiyaç duyulmaktadır.
Kimyasal İletişim
Yukarıda sayılan tüm iletişim kategorileri için bir genellemeye başvurulması gerekirse, bütün bunları tek bir şeyin yönlendirdiği söylenebilir: "Kimyasal Sinyaller". Yarı-kimyasallar (semiochemicals) karıncaların iletişim kurmak amacıyla kullandıkları kimyasal maddelerin genel adıdır. Genel olarak iki çeşit yarı-kimyasal vardır. Bunların isimleri Feromen ve Alomen’dir.
Alomen, cinsler arası iletişim için kullanılan bir maddedir.
Feromen ise daha önce açıklandığı gibi, çoğunlukla bir cins içinde kullanılan ve bir karınca tarafından salgılandığında, diğeri tarafından koku olarak algılanan kimyasal sinyaldir. Bu sinyaller, karınca topluluklarının organizasyonunda en önemli rolü oynar. Ve bu maddenin salgı bezlerinde üretildiği sanılmaktadır. Bir karınca sinyal olarak bu sıvıyı salgıladığında, diğerleri koku veya tat alma yoluyla mesajı alır ve cevap verirler. Karınca feromenleri üzerinde yapılan araştırmalar, tüm sinyallerin koloninin ihtiyaçlarına göre salgılandığını ortaya çıkarmıştır. Ayrıca karıncaların salgıladığı feromenin yoğunluğu, içinde bulundukları durumun aciliyetine göre de değişmektedir.
Görüldüğü gibi, karıncaların yaptıkları işlemleri yapabilmek için, derin bir kimya bilgisine ihtiyaç vardır. Karıncaların ürettikleri kimyasal maddeleri, biz insanlar ancak laboratuvarlarda yaptığımız analizlerle çözeriz. Üstelik bunları yapabilmek için de senelerce süren bir eğitimden geçeriz. Karıncalar ise dünyaya geldikleri andan itibaren, her ihtiyaç duyduklarında bunları salgılayabilir ve hangi salgıya ne tepki vermeleri gerektiğini çok iyi bilirler.
Kimyasal maddeleri dünyaya geldikleri anda bile iyi tanımaları, karıncalara doğuştan kimya eğitimi veren bir "Öğretici"nin varlığını gösterir. Bunun aksini iddia etmek, karıncaların zaman içerisinde kendi kendilerine kimya öğrendiklerini ve deneyler yapmaya başladıklarını iddia etmek anlamına gelecektir ki, bu da mantığa aykırı olacaktır. Karıncalar hiçbir eğitim görmeden, doğar doğmaz bu kimyasal maddeleri gayet iyi tanımaktadırlar. Başka bir karıncanın veya başka bir canlının, karıncanın "Öğretici"si olduğunu da söyleyemeyiz. Hiçbir böcek veya hiçbir canlı-insan da dahil olmak üzere-karıncalara kimyasal maddeler üretmeyi ve bu maddelerle iletişim kurmayı öğretebilecek kabiliyete sahip değildir.
Düşünün ki pek çok insan, karıncaların günlük hayatları içinde sürekli salgıladıkları "Feromen"in anlamını dahi bilmez. Oysa dünyaya gelen her karınca bu kimyasal maddeler sayesinde mükemmel bir sosyal iletişim sistemi kullanmaktadır, sonsuz kudret sahibi bir Yaratıcının varlığında hiç şüpheye yer vermeyen bir sosyal iletişim sistemi...
Salgı Bezleri
Şimdiye kadar bahsettiğimiz karmaşık kimyasal reaksiyonların gerçekleştirildiği belli başlı birkaç salgı bezi vardır. Karıncalar arası bu kimyasal iletişimi, altı tane salgı bezinde üretilen salgılar sağlar. Ancak bu salgılar karıncaların hepsinde aynı özelliği göstermez; her salgı bezinin farklı karınca çeşitlerinde, ayrı ayrı fonksiyonları vardır. Şimdi bu salgı bezlerine yakından göz atalım:
Dufour bezleri: Bu bezlerde üretilen salgılar, alarm ve saldırı için toplanma gibi komutlarda kullanılır.
Zehir torbası: Zehir torbasında geniş çaplı bir formik asit üretimi olur. Ayrıca saldırı ve savunma sırasında kullanılmak üzere üretilen zehir de burada oluşturulur. Bu salgının bulunduğu en güzel örnek ateş karıncalarıdır. Bu karıncaların zehiri, küçük omurgalıları felç edebilir, insanların da canını yakabilir.
Formik asit üreten karıncaların yaşadığı bir ormanda araştırmacılar, izah edilemeyecek kadar yüksek seviyede formik asite rastlamışlardır. Öne sürülen tüm teoriler sonuçsuz çıkmış, yapılan araştırmalar netice vermemiştir. Sonunda bilim adamlarının ortak kanaati, ormanda yaşayan formik asit karıncalarının ürettikleri asidin buharlaşarak havaya karıştığı ve ekolojik oranda bir takım değişikliklere sebep olduğu şeklinde oluşmuştur. Yani bu mikro canlılar, kendilerine hiç zarar vermeden, yaşadıkları bölgenin atmosferini bile etkileyebilecek oranda asit üretebilmekte ve gerektiğinde kullanabilmektedirler. Bu ise, araştırmacıları da hayrete düşürmektedir.
Pygidial Bezler:
Bu bezlerin ürettiği salgıları üç ayrı karınca türü alarm sistemi olarak kullanır. Büyük çöl hasatçı karıncası, bu salgıyı güçlü bir koku şeklinde yayarak panik alarmı verirken, Güney Amerika’da yaşayan bir karınca türü olan Pheidole biconstricta ise, bu bezlerden ürettiği salgıyı kimyasal savunmalarda ve saldırı alarmlarında kullanır.
Sternal Bezler:
Buradaki salgılar, koloni göçleri sırasında ve av kovalarken iz sürme ve askerleri bir araya toplamada kullanılır. Bu salgının en orjinal fonksiyonu ise, karıncanın zehir fışkırtırken sık sık döndürmek durumunda kaldığı yedinci karın bölgesini yağlamaktır. Bu sayede karıncanın zehiri fışkırtmak için gövdesini döndürmesi kolaylaşır. Mikroskobik bir "yağ üretim merkezi" olan bu bez olmasaydı, karıncanın savunma sistemi alt üst olurdu.
Ama böyle olmaz, çünkü ortada kusursuz bir tasarım vardır: Küçücük bir karıncanın zehir fışkırtmak için gövdesini nasıl döndüreceği planlanmış, bu gövdeyi çevirirken zorlanmaması için gereken yağın nerede ve nasıl üretileceği de önceden belirlenmiştir.
Metapleural Bezler: Bu bezlerin salgıladıkları sıvıların, vücut yüzeyini ve yuvayı mikroorganizmalara karşı koruyan antiseptik maddeler olduğu anlaşılmıştır. Örneğin Attaların vücudunda, bir çeşit antibiyotik olan bir asit türü daima 1.4 mikrogram oranında bulunur. İşçi karınca bu antiseptik salgıdan zaman zaman küçük miktarlarda salgılar. Ayrıca eğer saldırıya uğrarsa, düşmanı uzaklaştırmak amacıyla da bu salgıdan yayar.
Şunu unutmamak gerekir ki, bir karınca kendini mikroplardan korumayı bilmediği gibi, mikropların varlığından bile haberi yoktur. Durum böyle iken vücudu, o farkında bile olmadan düşmanlarına karşı ilacını üretir. Karıncanın vücudunda daima kendisini korumak için 1.4 mikrogramlık bir antiseptik salgının olması, çok ince düşünülmüş bir detaydır. Çünkü karıncayı yaratan, yarattığı tüm canlıların bütün ihtiyaçlarını en ince detayına kadar düşünen, yani "Latif" olandır.
Görüldüğü gibi bu bölümde bahsedilen tüm salgı bezleri, karıncalar için hayati fonksiyonlar taşıyan birimlerdir. Bunların herhangi birinin eksikliği veya yetersiz çalışması karıncanın sosyal ve fiziksel tüm yaşamını olumsuz yönde etkiler. Hatta hayatını sürdürmesi imkansız olur.
Bu ise evrim teorisinin iddialarını kesin bir biçimde çürütür. Çünkü evrim canlıların kademeli bir biçimde geliştiklerini, ilkel bir formdan başlayarak, yararlı bir takım tesadüfler sonucunda giderek daha gelişmiş hale geldiklerini öne sürmektedir. Bunun anlamı da, karıncaların, bugün sahip oldukları fizyolojik özelliklerin bir kısmına daha önceki evrelerde sahip olmadıkları, bunları sonradan kazandıklarıdır. Oysa karıncaların üstte değindiğimiz tüm salgıları son derece hayatidir ve bunlara sahip olmayan bir karınca türünün neslini devam ettirmesi imkansızdır.
Bütün bunlardan çıkan sonuç, karıncaların, bu salgı bezleri ve onların hayati fonksiyonlarıyla beraber yaratılmış olduklarıdır. Yani bir savunma ve haberleşme sistemi oluşturabilmek için yüzbinlerce sene gerekli salgı bezlerinin oluşmasını beklememişlerdir. Aksi takdirde yaşamlarını, dolayısıyla da karınca soyunu sürdürmeleri imkansız olurdu. Tek açıklama, yeryüzünde var olan ilk karınca türünün, bugün olduğu gibi eksiksiz ve kusursuz bir biçimde var olduğudur. Kusursuz bir sistem ise ancak akıllı bir tasarımcının ürünü olabilir.
Karıncaların Kimlik Kartı: Koloni Kokusu
Karıncaların birbirlerini tanıyabildiklerini, akrabalarını yani koloni arkadaşlarını ayırd edebildiklerini daha önce söylemiştik. Zoologlar, karıncaların akrabalarını nasıl tanıyabildiklerini hala araştırıyorlar. İnsan, karşısına çıkan bir kaç karıncayı bile birbirinden ayırdedemezken, birbirinin her açıdan tıpatıp benzeri olan bu yaratıklar nasıl birbirlerini tanıyabiliyorlar, şimdi görelim.
Bir karınca, diğer bir karıncanın kendi kolonisinden olup olmadığını kolaylıkla anlayabilir. Bir işçi karınca, yuvasına giren bir karıncayı tanımak amacıyla anteniyle onun vücuduna dokunur. Ve koloniden olanla olmayanı, üzerinde taşıdığı özel "koloni kokusu" sayesinde hemen ayırdedebilir. Yuvaya giren karınca eğer bir yabancıysa, ev sahipleri bu davetsiz misafire acımasızca saldırırlar. Yuvanın sakinleri, güçlü çene kemiklerini yabancının vücuduna geçirip onu ısırır ve salgıladıkları formik asit, sitronelal ve diğer toksik maddelerle düşmanı etkisiz hale getirirler.
Eğer konuk aynı cinsten fakat farklı koloniden bir karıncaysa bunu da anlayabilirler. Bu durumda konuk karınca yuvaya kabul edilir, fakat koloninin kokusunu elde edinceye kadar misafir karıncaya daha az yiyecek verilir.
Kolonilere Ait Koku Nasıl Elde Ediliyor?
Aynı koloniye ait karıncaların birbirlerini tanımalarını sağlayan kokunun kaynağı tam olarak bulunamamıştır. Fakat bilindiği kadarıyla karıncalar, hidrokarbonları kendi aralarıdaki koku ayırdetme işlemi için kullanmaktadırlar.
Yapılan deneyler, aynı cinsten olup farklı kolonilere ait olan karıncaların birbirlerini hidrokarbon farklılıklarından tanıdıklarını göstermiştir. Bunu anlamak için ilginç bir deney yapılmıştır. Önce bir kolonideki işçiler, kendileriyle aynı cinsten fakat farklı koloniden olan karıncaların kokusunu taşıyan sıvılarla yıkanmışlardır. Bunun üzerine, kolonideki diğer karıncaların sıvıyla yıkananlara karşı saldırgan bir tavır takınırken, deney için kokusu kullanılan diğer koloninin, bu işçilere karşı tepki göstermediği gözlemlenmiştir.
Koloni Kokusu Evrim Geçirmiş midir?
Koloni kokusu ile ilgili olarak, üzerinde durulması gereken çok önemli bir nokta evrim konusudur. Karınca veya diğer sosyal böcek kolonilerinin (arılar, termitler vb.) üyelerinin, kendilerine has feromenle arkadaşlarını tanıyabilmesi evrim mekanizmaları tarafından acaba nasıl açıklanmaktadır?
Evrim teorisini her türlü imkansızlığa rağmen savunmaya çalışan kişiler, feromenlerin doğal seleksiyonla (canlılarda meydana gelen faydalı değişikliklerin muhafaza edilip zararlılarının ayıklanması) elde edildiğini iddia etmektedirler. Oysa karıncalar dahil hiç bir böcek cinsi için böyle bir durum söz konusu olamaz. Bu konuda en çarpıcı örnek, balarılarıdır. Bir balarısı düşmanını soktuğu sırada diğer arılara tehlike olduğunu haber verebilmek için bir feromen üretir. Fakat bunun hemen ardından da ölür. Bu durumda, bu feromen sadece bir kereye mahsus üretilebilmiş olmaktadır. O halde böyle "faydalı bir değişikliğin", sonraki nesillere aktarılması ve doğal seleksiyon ile yaygınlık kazanması da imkansızdır.
Karıncaların Daveti
Karıncalar çok ileri düzeyde bir fedakarlık hissine sahiptirler ve bu meziyetleri nedeniyle, buldukları her besin kaynağına mutlaka diğer arkadaşlarını da davet eder ve besini onlarla paylaşırlar.
Böyle durumlarda besin kaynağını keşfeden karınca, diğerlerini de bu kaynağa yönlendirir. Bunun için şöyle bir yöntem izlenmektedir: Besin kaynağını bulan ilk kaşif karınca, kursağını doldurarak yuvaya döner. Dönerken karnının ucunu kısa aralıklarla yere sürer ve kimyasal bir işaret bırakır. Ama daveti bununla bitmez; yuvada kısa süren hızlı bir tur atar. Bunu 3 ile 16 kere yapar. Bu hareket yuva arkadaşlarının onunla bağlantıda olmasını sağlar. Kaşif besin kaynağına geri dönmek istediğinde karşılaştığı bütün yuva arkadaşları onu izlemek ister, ama yalnızca onunla en yakın anten temasında bulunan arkadaşı dışarda ona eşlik edebilir. İzci, besine ulaştığında hemen yuvaya dönerek davetçi rolünü üstlenir. İzci ve diğer işçi arkadaşı birbirlerine sürekli duyu sinyalleri ve vücutlarının yüzeyindeki feromen salgısı ile bağlıdır.
Karıncalar, davet edici karınca olmadığı zaman, besine giden izi takip ederek de hedefe ulaşabilirler. Başarılı kaşiflerin besinden yuvaya kadar bıraktığı iz sayesinde, kaşif yuvaya gelip "sallanma dansı" yapınca yuva arkadaşları davetçiden başka bir yardım almadan besin kaynağına ulaşabilirler.
Karıncaların diğer bir ilginç yönü ise, davet işleminde kullanmak üzere her birinin değişik görevleri olan çok sayıda kimyasal bileşik üretmeleridir. Sadece besin kaynağına toplanmak için neden bu kadar çok çeşitli kimyasal maddenin kullanıldığı bilinmemektedir fakat anlaşıldığı kadarıyla bu maddelerin çeşitliliği, izlerin birbirlerinden farklı olmasını sağlamaktadır. Bunun dışında karıncalar mesaj gönderirken değişik sinyaller verirler ve her bir sinyalin şiddeti de diğerinden farklıdır. Koloni acıktığında veya yeni yuva alanlarına ihtiyaç duyulduğunda sinyalin şiddetini artırırlar.
Karınca topluluklarının bu derece bir dayanışma içinde olması, insanlar için düşünülmesi ve örnek alınması gereken bir davranış olarak değerlendirilebilir. Sadece kendi çıkarlarını düşünen ve bu çıkarlar uğruna diğer bireylerin haklarını kolaylıkla çiğneyen insanlardan oluşan toplumlara göre, karıncaların son derece özverili yaşantıları çok daha "ahlaki"dir.
Kimyasal İletişimde Dokunma Fonksiyonu
Koloni içi organizasyonun sağlanmasında karıncaların antenleriyle birbirlerine dokunarak anlaşmaları, aralarında tam anlamıyla bir "anten dilinin" kullanıldığını gösterir.Karıncalarda, dokunma yoluyla oluşan anten sinyalleri; yemek başlangıcı, davet, yuva arkadaşlarının tanındığı sosyal karşılaşmalar gibi değişik amaçlar için kullanılır. Örneğin Afrika’da yaşayan bir işçi karınca türünde, işçiler birbirleriyle karşılaştıklarında önce antenlerini birbirlerine sürerler. Burada "antenleşme", yalnızca bir selam ve yuvaya davet anlamı taşır.
Bu davet hareketi bazı karınca türlerinde (Hypoponera) çok belirgindir. Bir çift işçi yüzyüze karşılaştıktan sonra, davet eden karınca başını 90 derece yana eğer ve antenleri ile arkadaşının başının alt ve üst kısımlarına dokunur. Davet edilen karınca da benzer şekilde cevap verir.
Karıncalar, yuva arkadaşlarının vücutlarına antenleriyle dokundukları zaman amaç onlara bilgi vermek değil, salgıladıkları kimyasal maddeleri algılayarak bilgi almaktır. Bir karınca, yuva arkadaşının vücuduna çok hafifçe vurur ve anteniyle hızlıca dokunur. Yuva arkadaşına yaklaştığında, burada amacı kimyasal sinyalleri mümkün olduğunca diğerine yaklaştırmaktır. Bunun sonucunda da arkadaşının henüz bıraktığı koku izlerini algılayıp takip ederek yiyecek kaynağına ulaşabilecektir.
Dokunarak iletişime verilebilecek en çarpıcı örnek, karıncanın kursağında sakladığı yiyeceği kısa bir dokunuşla ağzından çıkararak diğer bir karıncayı beslemesidir. Bu konuda yapılan ilginç bir deneyde, araştırmacılar, Myrmica ve Formica cinsi işçi karıncaların vücutlarının çeşitli bölgelerine insan saçıyla dokunarak onları sıvı yiyecekleri ağızlarından çıkarmaya teşvik ettiler ve bunu başardılar. En hassas karınca, yemeğini yeni bitirmiş ve yediklerini paylaşacak bir yuva arkadaşı arayan karınca olmuştu. Araştırmacılar bazı böcek ve parazitlerin de bu taktikten haberdar olduklarını, bunu uygulayarak beslendiklerini hayretle farkettiler. Karıncanın dikkatini çekebilmek için böceğin yapması gereken, sadece anteni ve ön ayağıyla karıncanın vücuduna hafifçe dokunmak oluyordu. Bunun üzerine kendisine dokunulan karınca, karşısında farklı bir canlı da olsa yemeğini paylaşıyordu.
Sadece kısa bir anten teması ile karşılarındakilerin ne istediğini anlayabilmeleri, karıncaların kendi aralarında bir anlamda "konuşabildiklerini" gösterir. Karıncalar arasında kullanılan bu "anten dili"nin, tüm karıncalar tarafından nasıl öğrenildiği ise, düşünülmesi gereken bir konudur.
Karıncalar arasında yaşanan paylaşma davranışı ise, evrim teorisi ile açıklanamayan fedakarlık örneklerindendir. "Büyük balık küçük balığı yutar" sözünü yeryüzündeki yaşamın anahtarı olarak gören bazı evrimciler, karıncaların gösterdikleri bu fedakarlıklar karşısında bu sözlerini geri almak zorunda kalmaktadırlar. Bir karınca kolonisi içerisinde "büyük karınca", "küçük karıncayı" yiyerek gelişmek yerine, "küçük karıncayı" da besleyerek geliştirmek yönünde bir çaba harcamaktadır. Tüm karıncalar kendilerine verilen yiyeceğe- yani "rızka"-razı olmakta ve fazlasını da mutlaka diğer koloni üyeleriyle paylaşmaktadırlar.
Ses İle İletişim
Ses ile iletişim de karıncaların sık kullandığı bir yöntemdir. İki tür ses üretimi belirlenmiştir. Biri vücudu bir engele veya yere çarparak çıkarılan "vuruş" sesi ve titreşimler, diğeri de vücudun bazı parçalarını birbirine sürterek çıkarılan tiz seslerdir.
Vücudu çarparak yapılan ses sinyali, genellikle ağaç yuvaları bulunan kolonilerde kullanılır. Örneğin marangoz karıncalar "davul çalarak" haberleşirler. Yuvalarına gelen her türlü tehlikede "davul çalmaya" başlarlar. Bu tehlike, duydukları tedirgin edici bir ses, hissettikleri bir dokunma veya aniden oluşan bir hava akımı olabilir. Davul çalan karınca, çenesi ve karnıyla vücudunu ileri geri sallayarak yere vurur. Bu yolla sinyaller, ince odun kabuklardan desimetrelerce uzağa rahatlıkla yayılabilirler. Avrupalı marangoz karıncalar ise, çeneleri ve karınları ile tahta odalara ve koridorlara vurarak, 20 cm hatta daha fazla uzaklıktaki yuva arkadaşlarına titreşim gönderirler. Bu noktada düşünülmelidir ki, bir karınca için 20 cm, bir insan için 60-70 metre ile ifade edilebilecek bir uzaklıktır.
Karıncalar havadan nakledilen titreşimlere karşı neredeyse sağır gibidirler. Fakat buna karşılık maddeden geçen ses titreşimlerine karşı çok duyarlıdırlar. Bu onlar için etkili bir alarm sinyalidir. Bunu duyduklarında yürüme hızlarını arttırırlar, titreşimin geldiği yöne doğru hareket ederler ve çevrede gördükleri bütün hareket eden canlılara saldırırlar.
Koloni üyelerinin hiçbirinin, duyduğu bu çağrıyı yanıtsız bırakmaması, karınca topluluğunun başarılı organizasyonunun bir göstergesidir. Kabul etmek gerekir ki küçük bir insan topluluğunun bile, bir alarm çağrısına hiç istisnasız, topluca ve aynı anda, üstelik de bir kargaşa meydana gelmeden cevap vermesi pratikte zor bir olaydır. Oysa karıncalar kendilerine emredilen şeyi hiç zaman yitirmeden yapabilmekte, bu sayede de koloni içindeki disiplini bir an bile bozmadan yaşamlarını sürdürebilmektedirler.
Tiz ses çıkarma, davul çalma işleminden daha karışık bir ses üretme sistemidir. Çıkarılan ses, vücudun bazı parçaları birbirine sürtülerek oluşturulur. Karıncalar bu sesi, gövdelerinin arka kısmında bulunan organlarında yaptıkları sürtünme ile çıkarırlar. Hasatçı karıncaların işçilerini kulağınıza yaklaştırırsanız, bunların durmadan tiz bir ses çıkardıklarını duyarsınız.
Sesle iletişimin çeşitli türlerde 3 ana fonksiyonu ortaya çıkarılmıştır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
1. Yaprak kesen karıncalarda sesle iletişim, bir yeraltı alarm sistemi olarak çalışır. Çoğunlukla koloninin bir bölümü, yuvanın bir oyuğunda gömülü kaldığında kullanılır. İşçiler gelen ses sinyallerine cevap olarak kurtarma kazılarında bulunmak üzere harekete geçerler.
2. Tiz ses, bazı türlerde kraliçelerin çiftleşmesi sırasında kullanılır. Genç kraliçeler, yerde ya da bitkilerde çiftleşmek için toplanıp yeterince sperm elde ettiklerinde, tiz bir ses çıkarırlar ve erkek karınca sürülerinin kendilerini yakalamasını önlerler.
3. Bazı türlerde ise ses, yemek veya yeni yuva bulmak için yuva üyelerinin toplanması sırasında üretilen feromenin etkinliğini arttırmak için kullanılır.
Kimi zaman bazı türlerde de, yemek arayanlar bir av bulduklarında çıkardıkları sinyallerle diğer karıncaların da kurbanın etrafını kısa sürede kuşatmasını sağlarlar. İşçilerin biraraya toplanması ve avın ele geçirilmesi, bu tiz ses sayesinde 1-2 dakikada gerçekleşir. Bu özellikleri, karınca türleri için büyük bir avantajdır.
Gören bir göz için...
Karıncaları, çeşitli iletişim metodlarıyla, birkaç yabancı dil konuşan insanlara benzetebiliriz. Aralarında konuştukları 3-4 farklı dille her konuda anlaşabilmekte ve hayatlarını en problemsiz şekilde sürdürebilmektedirler. Yaşamları boyunca bir karışıklığa sebebiyet vermeden, yüzbinlerce hatta bazen milyonlarca nüfusa sahip kolonilerini devam ettirebilmektedirler.
Oysa şimdiye kadar anlattığımız bu iletişim sistemi, dünya üzerindeki mucizevi olaylardan sadece biridir. Gerek insanları gerekse diğer tüm canlıları (tek hücreliden çok hücreliye kadar) incelediğimizde, ekolojik bir düzen içerisine yerleştirilmiş, birbirinden farklı ve her biri ayrı birer mucize olan özellikler keşfedebiliriz.
KARINCA TÜRLERİ
Karıncalar her ne kadar birbirlerine benzer görünseler de, yaşayışları ve fiziksel özellikleri açısından çok çeşitli türlere ayrılırlar. Bu canlıların aslında yaklaşık 8800 çeşidi vardır. Her çeşidin de kendine özgü, hayranlık verici özellikleri bulunur. Şimdi bu türlerin bir kısmını, çarpıcı yaşam şekilleri ve özellikleriyle inceleyelim.
1. Yaprak Kesici Karıncalar
Diğer bir adı da "atta" olan yaprak kesici karıncaların belirgin özellikleri, koparttıkları yaprak parçalarını başlarının üstünde yuvalarına taşıma alışkanlıklarıdır. Karıncalar, sağlamca kenetlenmiş çenelerinde taşıdıkları, kendilerine oranla oldukça büyük yaprak parçalarının altına gizlenirler. Bu nedenle işçi karıncaların gün boyunca çalıştıktan sonra yuvaya dönüşleri çok ilginç bir görünüm ortaya çıkarır. Böyle bir görüntüyle karşılaşan kişi, ormanın zemini sanki canlanmış, yürüyormuş hissine kapılacaktır. Yaprak kesiciler yağmur ormanlarında, yere dökülen yaprakların yaklaşık %15’ini yuvalarına taşıyabilirler. Bu yaprak parçalarını taşımalarının sebebiyse, elbette güneşten korunmak değildir. Karıncalar kestikleri bu yaprak parçalarını yiyecek olarak da değerlendirmezler. Peki bu kadar yaprağı ne için kullanırlar?
Attaların bu yaprakları mantar üretiminde kullandıkları hayretle keşfedilmiştir. Karıncalar yaprakların kendisini yiyemezler çünkü, vücutlarında, bitkilerde bulunan selülozu sindirebilecek enzimler yoktur. İşçi karıncalar bu yaprak parçalarını çiğneyerek bir yığın haline getirirler ve yuvanın yeraltındaki odalarında saklarlar. Bu odalarda ise yaprakların üzerinde mantar yetiştirirler. Bu yolla, büyüyen mantarların tomurcuklarından kendileri için gerekli proteini elde ederler.
Ne var ki, attalar yuvadan ayrıldıklarında, oluşturdukları mantar bahçesi bozulacak ve zararlı mantarlara yenilecektir. Peki bahçelerini yalnızca "ekim" öncesinde temizleyen attalar, zararlı mantarlardan nasıl korunabilmektedirler? Bunun sırrı, yaprakları çiğnedikleri sırada kullandıkları tükürükte gizlidir. Tükürük, istenmeyen mantarların oluşumunu engelleyici bir antibiyotik ve doğru mantarın gelişimini hızlandırıcı bir madde de içermektedir. Şimdi şunu düşünmek gerekir: Bu karıncalar mantar yetiştirmeyi nasıl öğrenmiştir? Bir gün karıncalardan biri tesadüfen ağzına bir yaprak alıp çiğnemiş, sonra yine tesadüfen lapa haline gelen bu sıvıyı, tamamiyle uygun bir yer olan kuru yaprak zeminin üzerine sermiş, arkasından yine bir tesadüf sonucu diğer karıncalar buraya mantar parçaları getirip ekmiş, son olarak da burada yiyebilecekleri bir besin yetişeceğini tahmin eden karıncalar bahçeyi temizleme, gereksiz maddeleri ayıklama ve ürünü toplama işlemlerini yapmış olabilirler mi? Sonra da gidip tek tek bütün koloniye bu işlemi öğretmiş olduklarını düşünmek ne derece akılcı olabilir? Üstelik neden yiyemedikleri halde o kadar yaprağı yuvalarına taşıma zahmetine katlanmış olsunlar?
Diğer yandan bu karıncalar mantar üretimini sağlamak için, yaprakları çiğnerken kullandıkları tükürüğü nasıl oluşturmuş olabilirler? Bu tükürüğü bir şekilde meydana getirdikleri düşünülse bile, tükürüğün içinde istenmeyen mantarların oluşumunu engelleyici bir antibiyotik olmasını hangi bilgileriyle sağlayabilirler? Böyle bir işlemi gerçekleştirebilmek için, ciddi bir kimya bilgisine sahip olmak gerekmez mi? Bu kimya bilgisine sahip olsalar bile-ki bu imkansızdır-nasıl olur da bu bilgiyi hayata geçirirek tükürüklerine antibiyotik madde özelliği kazandırabilirler?
Böylesine mucizevi bir olayı karıncaların nasıl gerçekleştirdiklerini düşündüğünde, insanın karşısına yukarıdakilere benzer daha yüzlerce karmaşık ve yorucu soru çıkacaktır. Ve soruların hepsi de cevapsızdır.
Buna karşılık, eğer tek bir açıklayıcı cevap verilirse, bu soruların hepsi cevaplanmış olur: Karıncalar, yaptıkları işi başarabilecek şekilde tasarlanmış ve programlanmışlardır. Gözlemlenen olay, karıncaların çiftçiliği bilerek dünyaya geldiklerini, daha doğrusu getirildiklerini kanıtlamaya yeterlidir. Böylesine karmaşık davranışlar, zaman içinde aşamalarla gelişebilecek basit olaylar değildir. Kapsamlı bir bilginin ve çok üstün bir aklın eseridirler. Dolayısıyla evrim savunucularının, zaman içinde yararlı davranışların seçildiği ve gerekli organların mutasyonlarla geliştiği iddiaları, tamamen mantıksız hale gelmektedir. Tüm bu bilgileri var oldukları ilk günden itibaren karıncalara veren, onları tüm hayret verici özellikleriyle yaratan, şüphesiz "Sani" ("Sanatçı") olan Allah’tan başkası değildir. Atta karıncalarının yukarıda anlattığımız özellikleri, karşımıza bu kitap boyunca sık sık rastlayacağımız bir tablo çıkarmaktadır. Söz konusu olan düşünme yeteneğinden yoksun bir canlıdır, ama bu canlı insanın bile zihnini zorlayan büyük bir iş başarmakta, müthiş bir akıl gösterisi sunmaktadır.
Yaprak kesici karıncalarla mantarlar arasındaki ortak yaşam sayesinde, karıncalar beslenmede ihtiyaç duydukları proteini yaprakların üzerinde yetiştirdikleri mantar tomurcuklarından alırlar. Yukarıda karıncaların yetiştirmis olduğu bir mantar bahçesi görülmektedir. 1. Yuvanın içerisinde nispeten küçük işçiler, yaprakları küçük parçalara ayırırlar.
2. Bir sonraki sınıf, bu parçaları çiğneyerek lapa haline getirir ve enzimce zengin sıvılarla verimini artırır.
3. Diğer karincalar bu lapayi yeni odacıklardaki kuru yaprak zemininin üzerine serer.
4. Bir başka sınıf eski odacıklardan mantar parçaları sürükler ve yeni yaprak lapasına eker. Mantar burada yetişecektir.
5. Kalabalık bir sınıf, bahçeyi temizler, gereksiz maddeleri ayıklar ve diğerlerinin yemesi için ürününü toplar.
Peki bu tablodan ne çıkar?
Cevap basit ve tektir: Madem bu hayvanın gerçekte başardığı işi yapmasını sağlayacak bir düşünme yeteneği yoktur, o halde yaptığı akıl gösterisi, gerçekte bize bir başkasının aklını tanıtmaktadır. Karıncayı var eden Yaratıcı, kendi varlığını ve yaratışındaki üstünlüğü göstermek için, bu hayvana onun "harcı" olmayan işler yaptırmaktadır. Karınca, Yaratıcısının ilhamıyla hareket etmektedir, dolayısıyla sergilediği akıl da gerçekte kendisini Yaratanın aklıdır.
Aslında tüm hayvanlar dünyasında buna benzer bir durum söz konusudur. Karşımızda, müstakil bir akla ve muhakeme yeteneğine sahip olmadıkları halde, çok üstün akıl gösterileri sergileyen yaratıklar vardır. Karınca bunların en çarpıcılarından biridir. Ve o da, diğer hayvanlar gibi, gerçekte kendisini eğiten iradenin verdiği programa (ilhama) göre hareket eder. O irade sahibinin aklını ve gücünü yansıtır.
Attaların İlgi Çekici Savunma Yöntemleri
Üstte küçük boy koruması ile yaprak taşıyan bir atta görülüyor.
Yaprak kesici karınca kolonisinin orta boylu işçileri hemen hemen tüm günlerini yaprak taşımakla geçirirler. Bu taşıma esnasında kendilerini korumaları zorlaşmaktadır; çünkü kendilerini korumaya yarayan çeneleri ile yaprak taşımaktadırlar. Peki kendi kendilerini koruyamadıklarına göre kim onları korumaktadır?
Yaprak taşıyan işçi karıncaların yanlarında sürekli daha küçük boy olan işçiler ile dolaştıkları görülmüştür. Önceleri bu durumun tesadüf olduğu zannedilmiştir. Ancak daha sonra bu hareketin sebebi araştırılmaya başlanmıştır. Uzun bir inceleme sonucunda ortaya çıkan durum, gerçekten şaşırtıcı bir işbirliğidir.
Yaprak taşımakla görevli olan orta boy karıncalar, kendilerine düşman olan bir sinek türüne karşı ilginç bir savunma yöntemi kullanmaktadırlar. Düşman sinek, yumurtalarını bırakmak için son derece farklı bir yer seçmiştir; her karıncanın baş kısmına bir tane yumurta bırakır. Karıncanın vücudunda zamanla gelişip yumurtadan çıkan yavru sinek, hayvanın beynine kadar ilerleyerek ölümüne sebep olur. İşte işçi karıncalar, yanlarında küçük boy yardımcıları olmadan, her an saldırmaya hazır bu sinek türüne karşı savunmasız kalırlar. Normal zamanlarda üzerlerine konmak isteyen sinekleri makasa benzeyen keskin çeneleri ile derhal uzaklaştırmayı başaran işçi karıncalar, yaprak taşırken bunu yapamazlar. Bu yüzden de kendileri adına savunma yapacak bir başka karıncayı taşıdıkları yaprağın üzerine yerleştirirler. Sineğin saldırısı sırasında da bu küçük koruyucular yaprağın üzerinden düşmana karşı mücadele verirler.
Attaların Anayolları
Attaların, kestikleri yaprakları yuvalarına taşırken kullandıkları yol, adeta minyatür bir anayol görünümündedir. Burada yavaşça ilerleyen karıncalar, bütün dal parçacıklarını, küçük çakıl taşlarını, çimen ve yabani otları toplar ve yan taraflara bırakırlar. Böylece kendilerine tertemiz bir yol oluşturmuş olurlar. Uzun bir çalışmadan sonra bu anayol, özel bir aletle yapılmış kadar düzgün ve pürüzsüz olur.
Atta kolonisi, tek bir kum tanesi boyutundaki işçiler, bu işçilerden kat kat büyük askerler ve orta boylu "maraton koşucular"dan oluşur. Maraton koşucular, yuvaya yaprak parçaları getirmek için etrafında koştururlar. Bu karıncalar öylesine çalışkandırlar ki, her ’koşucu’ karıncanın yaprak taşıyarak 4 dakika ilerlemesi, bir insanın omuzlarında 227 kg ağırlıkla 48 km. (30 mil) yol gitmesine denktir.
Bir Atta yuvasında, 6 metre derinliğe kadar inebilen yumruk genişliğinde galeriler bulunur. Kum tanesi kadar olan işçiler bu labirentleri inşa ederken, 40 ton kadar toprak çıkarırlar. Karıncaların birkaç sene içinde yaptığı bu yuvalar, insanların Çin Seddi’ni inşa etmesiyle kıyaslanabilecek zorlukta ve profesyonelliktedir.
Attalar hakkında verilen bu bilgiler şüphesiz onların sıradan, basit yaratıklar olarak görülemeyeceklerine delildir. Son derece çalışkan olan bu karıncalar, bir insanın güçlükle yapabileceği karmaşık işlerin üstesinden başarıyla gelmektedirler. Şüphesiz bu yetenekleri onlara verebilecek tek güç sahibi de Allah’tır. Tüm bu maharetleri kendi başlarına ve kendi istekleriyle kazandıklarını söylemek, mantık kurallarına aykırı olacaktır.
Attaların Yaprak Kesme Tekniği
Karınca, çene kemikleriyle yaprağı parçalarken bütün vücudunun titrediği görülür. Bilim adamları bu titremenin, yaprağı sabit tuttuğunu ve böylece kesilmesini kolaylaştırdığını farketmişlerdir. Aynı zamanda bu titreşim sayesinde karınca, arkadaşlarına iyi bir iş üzerinde olduğu mesajını da verir. İnsanlar tarafından da çok zayıf bir ses olarak duyulabilen bu titreşimi sağlamak için karınca, karın bölgesindeki iki küçük organı birbirine sürter. Bu titreşim, karıncanın orak şeklindeki çene kemiklerine ulaşıncaya kadar vücut boyunca yayılır. Karınca arka ayaklarını hızla hareket ettirirken aynı şekilde çenesini de aşağı yukarı titreterek aprağı ay şeklinde keser. Bu metod tıpkı çok keskin elektrikli bir dilimleme bıçağının hareketini andırır.
Dokumacı Karıncalar
Dokumacı karıncalar ağaçlarda, kendilerine yapraklardan yuvalar yaparak yaşarlar. Yaprakları birleştirerek çok fazla nüfusu barındırabilecek, bir kaç ağaca hakim yuvalar oluşturabilirler.
Yuva oluşumunun aşamaları ilginçtir. Önce işçiler tek tek, koloni bölgesi içinde genişlemeye elverişli yerler ararlar. Uygun bir ağaç dalı bulduklarında dalın yapraklarına dağılır, yaprakları kenarlarından çekiştirmeye başlarlar. Bir karınca, yaprağın bir bölümünü kıvırmayı başardığında yakınındaki işçiler de buraya yönelir ve yaprağı birlik halinde çekmeye devam ederler. Yaprak, karıncanın boyundan daha geniş olduğunda ya da iki yaprağın beraber çekilmesi gerektiğinde, işçiler, birleştirilmesi gereken noktalar arasında canlı köprü vazifesi görürler. Daha sonra zincirdeki karıncaların bazıları, yanlarındaki karıncaların sırtlarına çıkarak zinciri kısaltır ve böylece yaprak uçlarını birleştirirler. Yaprak çadır benzeri bir şekil aldığında, bazı karıncalar bacak ve çeneleriyle yaprağı tutmaya devam ederken, bazıları da eski yuvaya gidip özel yetiştirilmiş larvaları bu bölgeye taşırlar. İşçiler, yaprağın bağlantı yerlerinde larvaları ileri geri sürterek onları bir ipek kaynağı olarak kullanırlar. Larvaların ağızlarının hemen altındaki girişten salgılanan ipekle yapraklar istenilen yerden tutturulur. Kısacası larvalar birer dikiş makinası gibi kullanılırlar.
Dokumacı karıncaların yuva yapımının aşamaları...
Karıncalar ilk aşamada yerleşmeyi planladıkları ağaç üzerinde uygun yaprakları seçip iki taraftan çekerek birleştirirler. Daha sonra en altta görüldügü gibi ipek üreten larvalarını getirerek, onu adeta bir "dikiş makinası" gibi kullanırlar ve yaprakları birbirlerine dikerler.
İpekleri için büyütülmüş olan bu bir kısım larva, diğerlerinden farklı olarak büyük ipek bezlerine sahiptir ama ebat olarak daha küçük oldukları için rahatça taşınabilirler. Larvalar mevcut olan bütün ipeklerini, kendi ihtiyaçlarını karşılamak yerine kolonininkini karşılamak üzere verirler. Genişlemiş olan ipek bezlerinden yavaş yavaş ipek üretmek yerine, en baştan bir kerede büyük miktarlarda ipek salgılarlar ve kendi kozalarını yapmaya yeltenmezler bile. Yaşamlarının kalan kısmında, larvaların yapması gereken herşeyi onların yerine işçi karıncalar yapacaklardır. Anlaşıldığı gibi bu larvalar, sadece "ipek üreticisi" olarak yaşamaktadırlar.
Her türlü ihtiyaca cevap verebilecek şekilde hazırlanmış bir yaprak yuva.
Karıncalar içinde böyle bir işbirliğinin nasıl geliştiği bilim adamlarınca bir türlü açıklanamamaktadır. Bir başka açıklanamayan konu da, iddia edilen evrim süreci içinde, bu davranışın ilk olarak nasıl oluştuğudur. Böceklerin kanatlarında, omurgalıların gözlerinde ve diğer biyolojik mucizelerin varlığında olduğu gibi böylesine karmaşık ve yararlı bir hareketin ilk canlılardan bu yana nasıl oluştuğu, Evrim’in temel ilkeleriyle açıklanamayan bir gerçek, daha doğrusu, Evrim’i savunanlar açısından bir çıkmazdır.
Larvaların günün birinde kendi aralarında bir şekilde anlaşarak, "bazılarımızın, bütün koloninin ipek ihtiyacını karşılamak amacıyla ipek üreticiliği yapması gerekiyor, ağırlığımızı ve ipek bezlerimizi ona göre ayarlayalım" şeklinde ortak bir karar almış olduklarını söylemek elbette akılca bir iddia olmayacaktır. O halde, larvaların ne yapmaları gerektiğini bilerek var olduklarını kabul etmek durumundayız.
Hasatçı Karıncalar
Karıncaların bazıları daha önce de söylendiği gibi, uzman birer "çiftçi"dir. Bunların arasında, biraz önce bahsedilen attalardan başka, bir de hasatçı karıncaları saymak mümkündür.Hasatçı karıncalar, nişasta özlü tohumları özel odalara taşıyarak bunları, işçilerin beslenmesinde kullanılacak hale getirirler.
Yanda, görülen odacıklarda, kuru mevsimde kullanılmak üzere hasatçı karıncalar tarafından tohumlar biriktirilir. Hasatçı karıncaların beslenme metodları, diğer karınca türlerinin beslenme metodlarına göre oldukça karmaşık ve zorludur. Bunlar tohum toplar ve bunları özel olarak hazırlanmış odalarda saklarlar. Nişastalı özlerden oluşan bu tohumlar, larvaları ve diğer işçileri doyuracak olan şekerin üretilmesi için kullanılır. Birçok karınca tohum ve çekirdekleri yiyecek olarak kullanırken, sadece hasatçı karıncalar, tohum toplayıp bunları işleme üzerine kurulu bir sisteme sahiptirler.
Bu karıncalar, gelişme mevsiminde tohumları toplar ve kuru mevsimde kullanmak üzere depolarlar. Yuvadaki özel odalarda tohumları, yanlışlıkla getirilen diğer maddelerden temizlerler. Bu arada karıncaların bir grubu da yuvada kalır, tohum özlerini çiğneyerek "karınca ekmeği"ni yaparlar. Sonra tohumdaki nişastayı, yiyebilecekleri şekere dönüştürürler. Çiğneme sırasında salgıladıkları tükürüğün bu dönüşümü sağladığı bilinmektedir.
Burada bahsedilen karıncaların elbette bir kimya eğitimi yoktur. Tükürüklerinin, rasgele topladıkları tohumları, yiyebilecekleri şekere dönüştüreceğini de tahmin edemezler. Ancak bu karıncaların bütün hayatları hiç bilmedikleri, bilemeyecekleri bir dizi kimyasal dönüşüme bağlıdır. İnsanlar dahi, karıncaların vücutlarında oluşan böyle bir dönüşme işleminin farkında değilken ve detaylarını da yeni yeni öğrenebilmişken, nasıl olup da karıncalar binlerce yıldır bu metodla beslenmelerini sağlamışlardır?
Bal Karıncaları
Bir çok karınca türü, yaprak bitlerinin "bal" denen sindirim artıklarıyla beslenir. Bu maddenin gerçek bal ile ilişkisi yoktur. Ancak, bitki özsularıyla beslenen bir yaprak bitinin sindirim artıkları yüksek oranda şekerli madde içerdiği için bu ismi alır. İşte bal karıncaları adıyla tanınan bu türün işçileri de, besinin bol olduğu aylarda, yaprak bitlerinden, kabuklu bitlerden ve çiçeklerden bal alırlar.
Karıncaların yaprak bitlerinden bal alma biçimleri oldukça ilginçtir. Karınca, yaprak bitine yaklaşarak onun karnını dürtüklemeye başlar. Yaprak biti de bir damla sindirim ar










































